Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Mart 2009 Cuma

Engelli Torunlarını Sırtında Taşıyor...

Bursa'nın Osmangazi ilçesinde yaşayan Ali Araz (73), ilköğretim ve anaokulu öğrencisi engelli iki torununu 6 yıldır sırtında okula taşıyor.

Araz'ın, 12 yaşındaki torunu Engin Araz tekerlekli sandalyeye kavuşurken, kardeşi işitme engelli Nazar halen dedesinin sırtında okula gidip geliyor. Bursa'nın Osmangazi ilçesi Panayır İlköğretim Okulu 6. sınıf öğrencisi yürüme engelli Engin Araz ve duyma özürlü kız kardeşi Nazar, dedelerinin sırtında okula gidip geliyor. Engin tekerlekli sandalyesine 1 yıl önce kavuşurken anaokulu öğrencisi Nazar, halen dedesinin omuzlarında okula gidiyor. Doğuştan yürüme engelli Engin Araz ile duyma bozukluğundan dolayı okula gidemeyen kız kardeşi Nazar Araz, tüm zorluklara rağmen eğitimlerini sürdürüyor. Engelli torunlarını yağmur-çamur, yaz- kış demeden okula götürüp getiren 73 yaşındaki Ali Araz'ın fedakarlığı ise herkesin takdirini kazanıyor. Kendisi diğer oğlunun yanında oturmasına rağmen her sabah gelip torunlarını sırtında okula götürdüğünü anlatan Ali Araz'ın tek hayali; torunlarını bir gün öğretmen olarak görmek.
Dede Ali Araz, 3 torunundan ikisinin özürlü olduğunu belirterek, "Ne yapalım Allah'tan gelmiş. Ben de yılmadan torunlarımı sırtımla okula götürüp getiriyorum. Sadece gidip gelişte yoldan geçerken trafikte zorlanıyorum. Torunum Engin öğretmen olmak istiyor. Küçük torunum Nazar ise yeni başladı, inşallah ikisini de öğretmen olarak görmek istiyorum. Ömrüm yettiğince onları sırtımda taşırım, ben öldükten sonra da Allah büyüktür." şeklinde konuştu.
Yaşadığı bütün sıkıntılara rağmen yılmadan ve isyan etmeden yüzünden tebessümü eksik etmeyen anne Meryem Araz (38), "Bizden daha kötü durumda olanlar var, bir şey yapılacaksa onlara yapılsın." demesi herkesi duygulandırıyor.
Üç çocuğundan ikisinin özürlü olduğunu belirten anne Araz, "Çocuklarımdan biri 17 yaşında, onda bir şey yok şükür. Engin ve Nazar'a bakarken büyük çocuğumuzu okutamadık. Şu anda kâğıt toplayarak bize yardımda bulunmaya çalışıyor. Eşim fabrikada asgari ücretle aşçı olarak çalışıyor. Engin için bana bakım parası olarak 3 ay önce bağlanan parayla ve komşularımın yardımıyla geçinmeye çalışıyoruz." dedi.
"ANNENİN EN BÜYÜK DİLEĞİ OĞLUNUN İDRAR SORUNUNUN GİDERİLMESİ" Oğlu Engin'in doğuştan yürüyemediğini anlatan Meryem Araz, Engin'in doğduğunda belinde bulunan yaradan dolayı bir haftalıkken ameliyat olduğunu ve o günden beri yürüyemediğini anlattı. Araz, Engin'in aynı zamanda idrarını da kaçırdığını belirterek, tek isteğinin bunun giderilmesi olduğunu söyledi.
6. sınıfta okuyan Engin'in öğretmenleri ve arkadaşları tarafından sevildiğini aktaran Meryem Araz, "Engin de okulunu çok seviyor ve okuyup öğretmen olmak istiyor. Engin'i her gün dedesi okula götürüp getiriyor. O olmadığı zaman ben götürüp getiriyorum. Dedesi bir yıl öncesine kadar sırtında götürdü. Geçen sene bir hayırsever vatandaş tarafından tekerlek sandalye alındı. Şu anda sıcak günlerde onunla götürüyoruz; ancak kötü havalarda ve sandalyenin gitmediği yerlerde ise yine sırtımızda götürüyoruz. Engin benim evladım; ben 12 yıldır bakıyorum, peki ben öldükten sonra bu çocuklarıma kim bakacak? Benim tek dileğim yürümesi olmasa dahi Engin'in idrar sorununun bir an önce çözülmesi. Çünkü yaşı ilerledikçe daha büyük sorun olacak. Halen altını bezliyorum. Sonda ile idrarını alıyorum. Büyüdüğü zaman ben bunu nasıl yapayım. Çocuk büyüdükçe kimsenin yanına gidemiyor, arkadaşları ile iletişimi kalmıyor utanıyor. Resmen toplum dışı oluyor." diye konuştu.
Baba Azi Araz ise, bir fabrikada geceleri çalıştığını belirterek, "İşyerinden kriz dolayısıyla 3 aydır para alamadık. Komşuların yardımları, oğlumun topladığı kâğıtlardan aldığı para ve Engin'e devlet tarafından verilen 450 TL'lik bakım yardımı ile geçinmeye çalışıyoruz. Evimiz kira 300 TL de kira veriyoruz. Ancak Allah'ıma şükürler olsun. Bizden daha kötü durumda olanlar var." dedi.
"İŞİTME CİHAZI ÇALINAN MİNİK NAZAR'IN DÜNYA İLE BAĞI KOPTU" Panayır Mahallesi Şükrü Şankaya İlköğretim Okulu anasınıfında okuyan doğuştan duyma ve konuşma özürlü 6 yaşındaki Nazar'ın işitme cihazının çalınması ise aileyi tam anlamıyla şok etti.
Duyamadığından dolayı konuşamayan Nazar, dedesi Ali Araz'ın sırtında okula gidip geliyor. Nazar'ın işitme cihazının 20 ila 30 bin TL civarında olduğu belirtildi. Şu anda duyamadığından sadece el işaretleriyle arkadaşlarıyla anlaşmaya çalışan minik Nazar'ın işitme cihazı çalındığı için adeta dünya ile bağları koparılmış durumda. Duyamadığı için aynı zamanda konuşamayan Nazar, çeşitli sesler çıkararak ortama uyum sağlamaya çalışıyor.
Minik Nazar'ın öğretmeni Ümmühan Makar, Nazar'ın okulu çok sevdiğini belirterek, "Arkadaşları da Nazar'ı çok seviyor ve yardımcı oluyor. Ancak Nazar duyamadığı için büyük sorun yaşıyor, arkadaşlarına katılamadığı için bazen agresifleşiyor. Bazen bazı sesler çıkararak arkadaşlarına eşlik etmeye çalışıyor, ancak duyamadığı için bunu tam yapamıyor. Eğer işitme cihazı olsa çok başarılı olacağına inanıyorum." şeklinde konuştu.

10 Mart 2009 Salı

Saya, Öğrencilere Dayanamadı

Birden fazla dil biliyor. Hiç yorulmadan günlerce ders verebiliyor. Masrafı ise sıfıra yakın. Ama öğrenciler onu çıldırttı.

Japonya'da ilk robot öğretmen ders vermeye başladı. "Saya" adlı öğretmen birden fazla dil biliyor. İlk okulda pedagoji derslerine giren Saya, öğrenciler ders dinlemediğinde kızıyor. Ama çocuklar yine yaptı yapacağını. Gürültü yaptılar. Derslerini çalışmadılar. Söyleneni dinlemediler. Ta ki robot öğretmen çıldırana kadar. Robot öğretmenin şaşkınlık belirtme, mutlu olma ve övme gibi mimikleri yapma yeteneği de var. Ama o sadece kızgınlık moduna kilitlenip kaldı. Robot öğretmen derse girdikten sonra yaptığı ilk iş yoklama oluyor. Yoklama bittikten sonra, öğrencilere kitaplarını açmasını söylüyor. Sonra onlara bir ödev veriyor. Çocuklar derslerine çalışmadığı zaman ve kaytardığında ise mimik hareketleriyle kızgınlığını gösteriyor. Saya'nın masrafları ise yok denecek kadar az. Onun çalışması için sadece bir pile ihtiyaç var.

26 Şubat 2009 Perşembe

Facebook ve Myspace Çocuklara Zararlı...

Bir nörobilimci Facebook, MySpace ve diğer sosyal içerikli web sitelerinin çocukların beyinlerini etkileyerek daha fazla bencil olmalarına yol açtığı ve dikkatlerini azalttığı konusunda aileleri uyarıyor.

Oxford Üniversitesi'nden nörobilimci Susan Greenfield sitelerdeki iletişimin içeriği ve niteliğinin beyin gelişimini engelleyebildiğini söyledi. Greenfield bilgisayar oyunlarına, aksiyon filmlerine, chat odalarına ve sosyal ağ sitelerine maruz kalmayla dikkat eksikliği olan bir nesil ortaya çıktığını belirtiyor. Buna örnek olarak, 30 yaşlarında bir öğretmenin kendisine öğrencilerinin diğerlerini anlama yeteneklerinde çok net bir sapma olduğunu söylediğini açıkladı. Ayrıca, Toxic Childhood kitabının yazarı Sue Palmer ise, "Çocukların beyin gelişimleri hasar gördü, çünkü çocuklar binlerce yıldır eğlendikleri aktivitelerle meşgul olmuyorlar. Ben teknolojiye ve bilgisayara karşı değilim. Fakat çocuklar bu sosyal sitelere alışmadan önce insanlarla gerçek iletişim kurmayı öğrenmek zorundaydılar" dedi.

24 Şubat 2009 Salı

Zorunlu Din Dersinde Flaş Karar

Antalya 3. İdare Mahkemesi, zorunlu din dersi konusunda flaş bir karara imza attı. İşte mahkemenin verdiği karar...

Antalya 3. İdare Mahkemesi, bir çiftin 5. sınıf öğrencisi kız çocuklarının Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle açtığı davada, uygulamanın öğrenci lehine yürütmesini durdurdu. Antalya'da yaşayan M.A.D. ile D.D. çiftinin Muratpaşa ilçesindeki bir ilköğretim okulunun 5. sınıfında eğitim gören kız çocukları S.D'nin zorunlu Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf tutulması istemiyle açtıkları davada, Antalya 3. İdare Mahkemesi yürütmeyi durdurma kararı verdi. Muratpaşa Kaymakamlığı aleyhine açılan davada Avukat Nusret Gürgöz, S.D'ye eğitim gördüğü ilköğretim okulunda ailesinin iradesine, dini inançlarına ve felsefi görüşlerine aykırı biçimde dinsel eğitim verildiğini, davalı idarenin işleminin hukuka aykırı olduğunu savundu. Gürgöz, dava dilekçesinde, Anayasa'nın 24. maddesinin birinci fıkrasında yer alan “Herkes vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir” hükmü ile dördüncü fıkradaki, “Din ve ahlak eğitimi ve öğretimi ilk ve orta öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bunun dışındaki din öğretimi, ancak kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcilerinin talebine bağlıdır” hükmünü hatırlattı. Gürgöz, dilekçesinde, Milli Eğitim Temel Kanunu çerçevesinde laiklik ilkesinin esas olduğunu, Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi'nin de ilköğretim okulları, lise ve dengi okullarda okutulan zorunlu dersler arasında yer aldığına işaret etti. Avrupa İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunması Sözleşmesi'nin 9. maddesine dilekçesinde yer veren ve Anayasa'nın bu çerçevede, “Usulüne göre yürürlüğe konulmuş milletlerarası antlaşmalar kanun hükmündedir” kararına işaret eden Nusret Gürgöz, Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 1990 yılında aldığı kararla, Türkiye Cumhuriyeti uyruklu Hristiyanlık ve Musevilik dinlerine mensup öğrencilerin zorunlu din dersine girmeleri zorunluğunun bulunmadığını bildirdi. Bu kararla, zorunlu din dersinden İslam dinine mensup olmayanların muaf tutulmasının amaçlandığını, herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin de çocuklarının bu muafiyet kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirten Gürgöz, benzer bir davada Antalya 2. İdare Mahkemesi'nce 2007 yılında verilen uygulamanın iptali kararı ile Danıştay'ın bu karara yönelik onamasını hatırlattı. Gürgöz, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin de benzer istemle açılan bir davada Türkiye'yi kusurlu bulduğunu da anımsattı. “İÇSEL ÇATIŞMA VE SINIFTA KALMA RİSKİ” Davacı çiftin çocuklarına bu dersten not verildiğini, öğrencinin içsel çatışma yaşayarak dersi algılamakta zorlandığını iddia eden Gürgöz, dilekçesinde, “Öğrencinin sınıfta kalma riski vardır. İşlem hukuka açıkça aykırıdır. Bu nedenle telafisi güç zararlar oluşmuştur” ifadesine yer verdi. Gürgöz, davacı çiftin çocuklarına yönelik zorunlu din dersinin yürütmesinin durdurulmasını ve işlemin iptalini talep eti. Davalı Muratpaşa Kaymakamlığı da savunmasında, zorunlu dersler arasında yer alan Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi'nden sadece Türk vatandaşı Hristiyan ve Musevilik dinine mensup olanların muaf olduğunu, davacı öğrencinin bu muafiyet kapsamı dışında kaldığını öne sürerek, davanın reddedilmesini talep etti. MAHKEMENİN KARARI Zorunlu din dersinin yürütmesinin durdurulması istemine yönelik kararı veren Antalya 3. İdare Mahkemesi, gerek Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 24. maddesi, gerekse İnsan Hakları ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşmesi'nin 9. madde hükümlerinin herkesin dini inancını ve özgürlüğünü koruduğunu ifade etti. Eğitim ve Öğretim Yüksek Kurulu Başkanlığı'nın 9 Temmuz 1990 tarihli kararla, ilk ve orta öğretim okullarında İslam dini öğretimine yönelik okutulan Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi dersinden İslam dinine mensup olmayanların muaf tutulduğunu belirten mahkeme heyeti, “Herhangi bir dine mensup olmayan kişilerin velisi oldukları çocuklarının da bu muafiyet kapsamında değerlendirilmesinin ilgili yasal düzenlemeler ve bu düzenlemelerin amacına uygun olacağı açıktır” görüşüne hükmetti. Mahkeme heyeti, zorunlu din dersi uygulamasının davacı öğrenci yönünden yürütmesinin durdurulmasına karar vererek, kararına ilişkin şu tespitlerde bulundu: “Davalı idareye yaptıkları başvuruda veya dava dilekçesinde, okulda zorunlu olarak okutulan Din Kültürü ve Ahlak Öğretimi dersinin dini ve felsefi inançlarına uygun olmadığını belirten davacıların herhangi bir din mensubu olduğuna bakılmaksızın, temel hak ve hürriyetlerden olan dini inanç özgürlüğünün uygulanması kapsamında çocuğunun zorunlu sayılan dersten muaf tutulması gerektiği sonucuna varıldığından, bu istemin reddine ilişkin dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmamaktadır. Hukuka aykırılığı açık olan dava konusu işlemin uygulanması halinde telafisi güç zararlar doğabileceğinden, yürütmesinin durdurulmasına oy birliğince karar verilmiştir.” Avukat Nusret Görgöz yaptığı açıklamada, müvekkillerinin Alevi inancına mensup bir aile olduğunu belirterek, ilgili yasalar ve uluslararası sözleşmelere uygun olarak Antalya 3. İdare Mahkemesi'nin herhangi bir inanca bakılmaksızın zorunlu din dersinin yürütmesini 5. sınıf öğrencisi S.D. lehine durduğunu bildirdi. Farklı dini inancı olan ya da dini inancı bulunmayan vatandaşların zorunlu din eğitime alınamayacağını kaydeden Gürgöz, “Karar emsal teşkil ediyor. Zorunlu din dersinden muaf olmak isteyenler dava açsın” dedi. Gürgöz, kararın Türkiye'de bu yönde verilen 6-7 karardan biri olduğunu söyledi.

Buluşuyla Su Tasarrufu Sağlayacak...

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından düzenlenen "Bu Benim Projem" adlı yarışmaya katılan Asiye Yıldız, hazırladığı projeyle Türkiye'de ve dünyada su tasarrufu sağlayacak.

Milli Eğitim Bakanlığı tarafından her yıl düzenlenen "Bu Benim Projem" adlı yarışmaya katılan Burdur Gazi İlköğretim Okulu 7/B sınıfı öğrencisi Asiye Yıldız, hazırladığı "Çevre Dostu Gülüşler" isimli projesiyle Türkiye'de yılda 3 milyon 360 bin ton, dünyada ise 90 milyar ton su tasarrufu sağlayacak.
Bu yıl 4'üncüsü düzenlenecek "Bu Benim Eserim' proje yarışmasında İlköğretim okulları arasında Antalya'da yapılacak bölge final yarışmasına Burdur'a bağlı İlköğretim Okulları arasında katılmaya hak kazanan 13 proje arasında en iddialı proje olarak öne çıkan "Çevre Dostu Gülüşler" adlı proje iddiasını bölgede ve Türkiye finalinde sürdürecek. YILDA 90 MİLYAR TON SU TASARRUFU Dünyadaki kullanabilir su kaynakları giderek azaldığından yola çıkan genç mucit Yıldız, TEMA Vakfının verilerinden yola çıkarak geleneksel diş fırçalamada bir kişinin 15 litre suyu boşa akıttığını ve eğer kişi günde 2 kez diş fırçalarsa 30 litre, 4 kişilik ailede bu rakamın 120 litre olduğunu bilimsel verilerle ortaya koydu. Yıldız, düşüncesini büyüterek su kaybının Türkiye'de 840 milyon tonu bulduğunu belirterek geleneksel diş fırçalama yerine "köpük diş macunu" ile Türkiye'de yılda 3 milyon 360 bin ton su dünyada ise 90 milyar ton su tasarrufu sağlanacağını söyledi. DİŞ FIRÇALARKEN ARTIK BİR BARDAK SU KULLANILACAK Süleyman Demirel üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Öğretim Elamanı Yrd. Doç. Dr. Mine Öztürk Tonguç ve Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi öğretim elemanı Yrd. Doç. Dr. Fatma Tomul'un desteğini alan "Çevre Dostu Gülüşler" adlı projenin aşamalarını anlatan genç mucit Yıldız şunları söyledi: "Dünyamızdaki kullanabilir su kaynakları giderek azalmakta Geleneksel diş fırçalamada 15 lt su boşa akar Eğer kişi günde 2 kez diş fırçalarsa 30 litre 4 kişilik ailede 120 litre olur Çevremdekilerin diş fırçalarken macunu fırçaya sürüp, ıslatmak için suyu açtıkları ve suyu kapatmadıkları idi. Bu çocuklarda daha yaygındı Ayrıca yutulan macunun flüorürden dolayı çocuklarda tehlike yaratması Doğru fırçalamada fırça ve macun ıslatılmamalıdır. Bu sorunlara çözüm bulmak için sulandırılmadan kullanacağımız su tasarrufu yaptıran, yutulmayan diş macunu yapmaktı. Sabunun sıvı yada köpük kullanımı var, macununda da olabilir. Köpük yapıcı dispanser pompalardan yararlanarak köpük macun yaptım. Macunun sulandırılmasında saf su kullandım. Çünkü su sağlıklı ve ucuzdu. Denemelerde macuna değişik ölçülerde saf su ekledim. En iyi sonuç 300 ml saf suda 16 gram macun oldu. Karışımı dispanser pompaya koydum ve köpük olarak çıkıyordu Direkt ağzıma götürüp fırçalama yapıyordum 3 dakika fırçaladıktan sonra 1 bardak su ile ağzımı çalkaladım. İşte elde etmek istediğim sonuç. Diş fırçalarken artık 1 bardak su kullanıyordum."

19 Şubat 2009 Perşembe

19 Çocuğun Rahatsızlığında Gıda Zehirlenmesi Çıkmadı...

Gaziantep'te Bir İlköğretim Okulunda Eğitim Gören 19 Öğrenciden Bazılarının Rahatsızlığının 3 Gün Önce Başladığı Ortaya Çıktı.

Gaziantep'te bir ilköğretim okulunda eğitim gören 19 öğrenciden bazılarının rahatsızlığının 3 gün önce başladığı ortaya çıktı.
8 Şubat Mahallesi'nde bulunan bir ilköğretim okulunda eğitim gören 19 öğrenci, karın ağrısı ve mide bulantısı şikayetleri ile Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi'nde tedavi altına alınmıştı. 19 çocuk, muayenelerinin ardından taburcu edildi.
Gaziantep Milli Eğitim Müdürü Süleyman Şişman, çocukların tedavileri sonucunda gıda zehirlenmesinin olmadığının ortaya çıktığını ifade etti.
Şişman, "19 çocuk hastaneye kaldırıldı ancak gıda zehirlenmesi yönünde bir teşhis konulmadı." dedi.
Gaziantep Şehitkamil Devlet Hastanesi Başhekim Yardımcısı Uzman Doktor Bekir Akar, rahatsızlıklarının netleşmediğini belirterek, "Bazı çocukların şikayetleri 3 gün önceye dayanıyor. Çocukların aynı yiyeceği yemedikleri anlaşıldı." diye konuştu.

Çocuklar Gördüğünü Yapıyor!...

Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, insanların söyleneni değil yapılanı yaptığını ifade ederek, çocuklarda bunun daha fazla olduğunu söyledi.

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, insanların söyleneni değil yapılanı yaptığını ifade ederek, çocuklarda bunun daha fazla olduğunu söyledi. Prof. Dr. Yeşilyaprak, çocuklar ve gençlerin bir yanlışlık içerisinde olduğunun anlaşılması durumunda otoriter olmak yerine arkadaş gibi problemin dinlenmesinin de önemine dikkat çekti. Ordu'nun Ünye İlçesi Cumhuriyet Başsavcılığı Koruma Kurulu, 'Eğitim Yoluyla Şiddetin Azaltılması ve Suçun Önlenmesi için Anne-Baba Eğitimi Seferberliği' projesi kapsamında 'Eğiticinin Eğitimi' konulu konferans düzenledi. Cumhuriyet Başsavcılığı, Ünye Belediyesi ve Milli Eğitim Müdürlüğü işbirliğiyle Ünye Ticaret Odası'nda düzenlenen konferansın açılış konuşmasını Cumhuriyet Başsavcısı Cem Sağdıç yaptı. Konferansa konuşmacı olarak katılan Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, insanların söyleneni değil yapılanı yaptığını ifade ederek, çocuklarda bunun daha fazla olduğunu vurguladı. Prof. Dr. Yeşilyaprak, çocuklar ve gençlerin herhangi bir yanlışlık içerisinde olduğunun anlaşılması durumunda otoriter olmak yerine arkadaş gibi problemin dinlenmesi, sözlü ve örnekli bir biçimde ikna yolu kullanılmasını istedi. Türkiye'de her üç aileden biri şiddete maruz kalırken, her iki aileden birinin ise sözel ya da fiziksel şiddetle karşı karşıya olduğunu ifade eden Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak "Anne ve babalar aile içinde ya da dışında başta kendi davranışlarına dikkat etmeleri gerekir. Çünkü özenti, taklit yapma duygusu en fazla çocuklarda mevcuttur. Gerek konuşma gerekse fiili davranışlarda; bir fotoğraf makinesi misali çocuklar gördüklerinin adeta fotoğrafını çeker ve beyninde onu muhafaza eder. Bir gün aynı olayla kendisi karşılaştığında, anne babadan veya çevreden aldığı o fotoğrafı kes-yapıştır uygulamasını kullanarak karşı karşıya olduğu duruma montajlar. Bu olumsuz davranışın önüne geçmek için kişi tedbiri baştan elinde tutmalıdır. Yoksa insan kafasına düşen bir saksı misali, insanın başına düştükten sonra iş işten geçmiş olur. Problem için çözüm çok zor hatta çözümsüz olur." dedi. Prof. Dr. Binnur Yeşilyaprak, yine ortaokul ve lise çağındaki çocukların bireylerin özentilerinden dolayı kendi aralarında doğruluğunu araştırmadan risk alma, örneğin; çete kurma yoluna gitmeleri, yine doğruluğunu araştırmadan adrenalinli riskli olaylara karışarak macera yaşama adı altında insanda zıt etki yapabilecek yollar kullandıklarına vurgu yaparak, "İşte bunların önüne geçmek için ne güzel söylemişler; 'Bana arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.' Çocuklar takıldığı ortamlara kadar her şeyi ile gözetimimiz, takibimiz altında olmalıdır." diye konuştu.

EĞİTİM GÖNÜLLÜSÜ AHMET HACET VEFAT ETTİ...

Bursa'nın Emekli Merkez Vaizlerinden İlahiyatçı Mustafa Hacet'in Babası Eğitim Gönüllüsü Ahmet Hacet, Evinde Geçirdiği Kalp Krizi Sonucu Hayatını Kaybetti. Hacet, Ömrünün Büyük Bölümünü Gençlerin Eğitimine Adamıştı. Bursa'nın emekli merkez vaizlerinden ilahiyatçı Mustafa Hacet'in babası eğitim gönüllüsü Ahmet Hacet, evinde geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Hacet, ömrünün büyük bölümünü gençlerin eğitimine adamıştı. Abdullah, Abdurrahman ve Mustafa Hacet'in babası 81 yaşındaki Ahmet Hacet'in dün akşam saatlerinde tansiyonu düşünce, yakınları tarafından hastaneye kaldırıldı. Hastanede yapılan tedavinin ardından evine götürülen Hacet, sabaha karşı geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti. Hacet'in yakınları ve sevenleri taziye için eve akın etti, dua ve hatimlerle ailesini yalnız bırakmadı. Ahmet Hacet, geçtiğimiz yıl, kendi adını taşıyan bir eğitim merkezi açmıştı. Yavuzselim Mahallesi'ndeki Ahmet Hacet Eğitim Merkezi'nin ihtiyaçlarıyla yakından ilgilenen Hacet, dün akşam saatlerine kadar dar gelirli zeki çocukların eğitim gördüğü merkezin işleriyle meşgul oluyordu. İhtiyaç sahibi öğrencilerin eğitimlerine devam edebilmesi için esnafın desteğiyle yaptırılan Ahmet Hacet Eğitim Merkezi'nde yaklaşık 200 öğrenci gönüllü öğretmenler tarafından ücretsiz kurs görüyor. Gerektiğinde 300 öğrenciye kadar kapasitesi artırılabilen eğitim merkezinden, maddi imkânları yetersiz olan başarılı öğrenciler faydalanıyor. Merkezde 4 sınıf, bir okuma salonu ve aktivite odaları bulunuyor. İlerlemiş yaşına rağmen son nefesine kadar çocukların eğitimi için koşturan Ahmet Hacet, yarın Emir Sultan Camii'nde cuma namazına müteakip kılınacak cenaze namazının ardından Pınarbaşı Mezarlığı'nda defnedilecek.

17 Şubat 2009 Salı

Kriz Çocukları da Etkiliyor!

İngiltere'de yapılan bir araştırma, ekonomik krizden çocukların da psikolojik olarak etkilendiğini gösterdi.

''Children's Society'' adlı, çocukların psikolojik ve sosyal refahını sağlamayı hedefleyen sivil toplum örgütü tarafından yapılan araştırmada, çocukların daha çok, ekonomik krizin anne babaları üzerinde yarattığı etkiden etkilendiklerini ortaya koydu. Araştırmaya katılan 11-13 yaş grubundaki çocukların yarıya yakınını, ebeveynlerinin ekonomik gidişat konusunda ''çok kaygılı olduğunu'' söylerken, 17-19 yaş grubundaki gençlerin beşte birinin, ailesinin yükünü hafifletmek için iş aradığını ancak bulamadığını belirtti. Araştırmaya katılan çocuk ve gençlerin yüzde 29'u, harçlıklarının da düşürüldüğünü kaydetti. Araştırmacılar ankete katılan çocuk ve gençlerin şimdilik yüzde 10'un altında kalan bir bölümünün ebeveynlerinin kriz yüzünden işini kaybettiğini söylediğine dikkati çekti. Araştırmacılara göre, bu oran arttıkça, ''ekonomik kriz kaygısı duyan çocuk'' oranı da artacak. Uzmanlar ayrıca, ankete katılan çocukların geçmişte benzer araştırmalara katılan yaşıtlarına göre ekonomik kriz konusunda çok daha bilgili olduklarını belirtti. Çocukların büyük bölümünün kredi krizinin ne anlama geldiğini bildiği üçte birinden fazlasının da televizyon haberlerini kaygıyla izlediği ortaya çıktı. Krizden etkilenmediğini söyleyen çocukların oranı ise yüzde 15'te kaldı. Bu arada Milli Eğitim Bakanlığının Çocuk, Okul ve Aileden sorumlu birimi bir açıklama yaparak, çocukların ekonomik kriz korkusunun mutlaka yenilmesi gerektiğini, bu konuda aile ve okullara önemli görevler düştüğünü bildirdi. Childre's Society Başkanı Bob Reitemeier ise çocukların ekonomik krizle yapılan mücadelenin cephesinde yer aldığını, bu nedenle krizin etkilerinden korunmalarının kolay olmadığını söyledi. Araştırmacılar, krizin çocuklar tarafından çabuk algılanmasının ve çocukların bu mücadelede yer aldıklarını düşünmesinin sebebinin ise çocukların okul gezileri, tatil, oyuncak gibi masraflarının krizin ilk kurbanları arasında bulunması olduğunu belirtti. Ankete katılan çocukların verdikleri yanıtlar da bu tezi doğruladı. Anket sorularını yanıtlayan her beş çocuktan biri bu yıl ailesiyle tatile gitme imkanının olmayacağını söyledi. Ankete katılan çocuklardan biri olan 15 yaşındaki Patricia, ekonomik krizi, aile bütçesinin geldiği noktadan kolaylıkla algılayabildiğini belirtirken, ''Ailece tasarruf yapmaya çalışıyoruz, gereksiz masraflardan kaçınıyoruz. Ailem için endişe duyuyorum. Evi ayakta tutacak kadar paramız olup olmadığını bilemiyorum'' dedi. 14 yaşındaki Peter da annesinin işini kaybetmesinden korktuğunu, genel olarak gidişatın kendisini endişelendirdiğini söyledi. Annesinin işsiz kalması halinde okumaya devam edemeyeceğinden korktuğunu da belirten Peter, ''durumun düzeleceğine dair bir umudu bulunmadığını'' da ifade etti.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Stres Çocuklara Yansıtılmamalı!

Ailede, stres kaynaklarına karşı anne ve babanın birlikte mücadele etmesi ve çocuğa hissettirilmemesi önerildi.

Stresin eve yansıtılması durumunda çocuklarda okul başarısında düşüş, arkadaş ilişkilerinde sorun, sosyal aktivitelere karşı ilgisizlik, cesaret azalması, çabuk sinirlenme, içe kapanma, sessizlik ve sakinlik gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkıyor. Panik Atak Merkezi (DEPAM) uzmanlarından Psikiyatrist Dr. Nihat Kaya, Online Sağlık'a (www.onlinesaglik.com) yaptığı açıklamada, okul çağındaki çocukların psikolojik gelişimlerinin sağlıklı şekilde gerçekleşebilmesi için anne ve babalara büyük görevler düştüğünü belirtti. Özellikle anne ve babanın çalıştığı ailelerdeki olumsuzlukların çocukların psikolojilerini olumsuz etkilediğine dikkati çeken Psikiyatrist Dr. Kaya, şunları söyledi: "Çocukların hayata hazırlanmasında ve yetişmesinde birinci basamak olarak değerlendirilen aile ortamında ortaya çıkan stres etkenleri, çocukların psikolojisini doğrudan etkilemektedir. Anne ve babaların iş ortamlarındaki streslerini evlerine yansıtmaları, çocuklarda ciddi psikolojik sorunlara yol açmaktadır. Ailelerin yaşadıkları ayrılma, boşanma, ekonomik sıkıntılar, doğal afetler, taşınma, hastalıklar, bir yakının ölümü, ikinci evlilik, ikinci kardeş gibi stres durumlarından çocukları korumak, anne ve babaların birinci ödevleridir. İş ortamında yaşanan stresin eve yansıtılmaması da bu ödevlerin başında gelmektedir". Okul çağındaki çocukların çevrelerinde ve özellikle aile ortamlarında meydana gelen olumsuzluklara karşı daha duyarlı olduklarını ifade eden Kaya, aile dışındaki stres etkenlerinin aile ortamına yansıtılmaması gerektiğini vurguladı. Aile dışındaki stres etkenleriyle anne ve babanın birlikte mücadele etmesi gerektiğini kaydeden Psikiyatrist Dr. Nihat Kaya, şöyle devam etti: "Stresin eve yansıtılması durumunda çocuklarda okul başarısında düşüş, arkadaş ilişkilerinde sorun, sosyal aktivitelere karşı ilgisizlik, cesaret azalması, çabuk sinirlenme, içe kapanma, sessizlik ve sakinlik gibi psikolojik sorunlar ortaya çıkmaktadır. Eğitimin ilk merkezi olan ailede, stres kaynaklarına karşı anne ve baba birlikte mücadele etmeli ve bu mücadele çocuğa hissettirilmemelidir".

27 Ocak 2009 Salı

Bilgisayar Geçleri Dünyaya Küstürüyor...

Küçük yaşta bilgisayarla tanışan çocuklar, yeterli önlem alınmazsa kısa zamanda bir 'bağımlı' haline dönüşüyor. Günde 30 dakika bilgisayar kullanmak çocuk için yeterli..

Son yıllarda, ailelerin çocuklarıyla ilgili duydukları endişelerin başında 'bilgisayar bağımlılığı' geliyor. Çünkü bu sorun gençlerin önce aile, sonra diğer sosyal ilişkilerini bozuyor. Bilgisayara bağımlı, fast-food tarzında beslenen, depresyona girmiş, iletişimi bozulmuş gençler, ailelerin psikiyatri uzmanlarına başvurmasına neden oluyor. International Hospital Psikiyatri Uzmanı Dr. Ali Ayas, gençleri yaşamdan koparan bilgisayar bağımlılığı, tedavisi ve konuyla ilgili önerilerini anlattı. * Çocukları ve gençleri bilgisayar bağımlılığından korumak için neler yapılabilir? Çocuklar bilgisayar başına çok küçük yaşlarda oturuyor. İlk başlarda eğlence için kullanılan bilgisayar, bir süre sonra çocukların sosyal alanlarda gelişimlerine zarar veriyor. Bunu engelleyebilmek için çocuğu, daha sosyal ilişkilerin yaşandığı grup oyunlarına ve spor faaliyetlerine yönlendirmek doğru olur. Diğer taraftan aile içi ilişkiler geliştirilmeye çalışılabilir. Aynı zamanda enerjisini harcayabileceği çalışmalar da bedensel gelişimi açısından faydalı olacaktır. * Çocukları, hangi yaşta bilgisayarla tanıştırmamız daha doğru? 5-7 yaş arasında tanışması uygun. Ancak günümüzde çocuklar üç yaşından itibaren bilgisayar ile tanışmaya başlıyor. Başlangıcı ne olursa olsun, çocuğun bilgisayar başında geçireceği zamanı 30 dakika ile sınırlamak gerekli. 7 yaşından sonra bu süre kademeli artırılabilir. * Peki kontrolü sağlamanın bir yolu var mı? Küçük yaşlarda denetimi sağlamak daha kolay olur. Yaş ilerleyince bazen aileler bilgisayarı kaldırmak, klavyeyi evden götürmek gibi davranışlar sergileyebiliyor. Ancak çocuğun bilgisayar üzerinde kontrolünü sağlamak için başlangıçtaki bu uygulamaların kaldırılarak, sorumluluk duygusunun geliştirilmesine fırsat tanınmalı. AİLEDE ÇATIŞMA OLABİLİR * Aileler çocuklarını bilgisayar bağımlığına karşı nasıl ikna etmeli? Hangi yöntemleri kullanmalı? Bilgisayar bağımlılarında sıkıntı, tepkilerde artma ve ders başarısında azalma görülebilir. Bu belirtiler görüldüğünde çocuk ile konuşarak, bu durumun ona zarar verdiğini anlatmak gerekir. Ancak ergenlik döneminde aile ile gencin arasında çatışmalar olduğundan, genç bu duruma tepkili yaklaşabilir. Bu durumda da sözünü dinleyebileceği bir büyüğü; dayı, teyze gibi ya da arkadaşları bu konuşmayı yaparak ona destek olabilirler. * Asosyal, odasından çıkmayan bağımlı çocuklara yaklaşım nasıl olmalı, bir hekim yardımına gereksinim duyuluyorsa genci bu konuda nasıl ikna etmeliyiz? Ailenin, gencin yakın bir arkadaşının desteğini de alarak bu soru ve sonuçları anlatması, kesin bir dille yardım alacağını söylemesi gerekiyor. İkna etmekte zorlanılırsa; en azından sadece bir görüşme yapılacağı, ondan sonrasındaki terapi sürecine kendisinin karar vereceği ifade edilebilir. Deneyimlerimiz göstermektedir ki, ilk motivasyon seansından sonra psikiyatri uzmanının çabalarıyla genç, kaygılarının yersiz olduğunu anlayıp genellikle terapiye devam kararını veriyor.

9 Yaşında Üniversite Okuyor...

9 yaşındaki dahi çocuk Ainan Cawley, periyodik tabloyu ve Pi sayısının 518 basamağını ezbere biliyor.

Singapur'da yaşayan İngiltere göçmeni bir ailenin oğlu olan Cawley, dünyanın en zeki çocuklarından biri olarak gösteriliyor. Küçük yaşına rağmen bilimin kimya, biyoloji ve fizik dallarıyla ilgilenen Cawley, 7 yaşındayken başarıyla tamamladığı yüksek öğrenim sınavlarından sonra şimdi de üniversitede kimya eğitimi alıyor.

26 Ocak 2009 Pazartesi

Çocuğunuzu Ödüle Boğmayın!

Yarıyıl tatilinde çocukların başarısını artırmak için basit ama etkili öneriler: Çocuğunuzla oyun gününüz olsun, kötü karne için bağırmayın, sakın hediyeye boğmayın!..

Çocuk gelişimi ve okul başarısının artırılmasına yönelik kitapları bulunan International Hospital'dan Psikolog Ferahim Yeşilyurt, 15 günlük yarıyıl tatili süresince ailelerin başarılı ve başarısız çocuklarına nasıl yaklaşmaları gerektiğine dair ipuçları verdi, önerilerde bulundu: * Çocuğun karnesi zayıfsa aileler ne yapmalı, nasıl tepki vermeli? Çocuğun karnesinde zayıf olması doğaldır. Çünkü her öğrenci her zaman aynı başarıyı gösteremez. Aile içinde bu durumun bir değerlendirilmesi yapılabilir. Ve telafi için nelerin yapılabileceği tartışılabilir. Çok fazla tepki göstermek kadar, hiçbir şey yokmuş gibi davranmak da doğru değildir. Fazla tepki gösterildiğinde çocuklar, sevilmediklerini ve aileleri tarafından başarılı olmaları koşulu ile sevilebileceklerini düşünürler. Hiç tepki göstermeme ise çocuk tarafından ilgisizlik ve umursamazlık biçiminde yorumlanabilir. TEBRİK ETMEK YETERLİ * Başarısızlık cezalandırılmalı mı, başarılıya ödül verilmeli mi? Başarıya ödül verilebilir. Bu ödül çok sembolik ya da duygusal temelli olursa daha iyi olacaktır. Maddi ödülleri kullanmak ve pahalı ödüller almak yerine 'aferin', 'seninle gurur duyuyorum', 'tebrik ederim' gibi sözler faydalıdır. Ödüllendirmede aşırıya kaçılması ödülün değerini azaltacaktır. Bir süre sonra öğrenci ödüle ulaşmak için başlangıçtaki heyecanı duymayacaktır. Cezalandırma da önermiyoruz. Sevdiği aktivitelere küçük sınırlılık getirme işe yarayabilir. Ancak sert cezalandırmalar çocuk ile ailenin arasının açılmasına neden olabilir. Dengeli bir ödül-ceza sistemi ideal olacaktır. ZAYIF SON DEĞİLDİR * Kardeşlerden birinin karnesi iyi, diğerinin kötüyse ailenin tavrı ne olmalı? Genel olarak aile içerisinde günlük başarılar veya başarısızlıklar çok abartılmamalıdır. Yaşam bir yolculuk ve bu yolculukta bazen başarılı bazen başarısız olunabilir. Çocuklara bunu öğretmenin belki de tam sırası... Başarısızlığı dünyanın sonu gibi yorumlamak gereksizdir. Başarılı olanı tebrik edin, başarısı düşük olan kardeşe ise, gelecekte başarılı olabileceği yönünde konuşmalar yaparak moralini bozmaması gerektiğini anlatın. Abartılı tepkilerden kaçının. Kardeşleri birbiriyle kıyaslamak kesinlikle büyük hatadır. Çocuklarınızı eleştirmek yerine onları sık sık övmeyi unutmayın * Ders çalışma sorumluluğunu çocuğunuza bırakın. * Çocuğunuza 'tembel' ve 'başarısız' gibi yargılayıcı eleştirilerde bulunmayın. * Eleştirileriniz, 'Senden bir şey olmaz' gibi yıkıcı değil, yapıcı olsun. * Beden dili ve ses tonu ile verdiğiniz mesajlara dikkat edin. * Ders çalışması konusunda ısrarcı olmayın, sizinle inatlaşabilir. * Gereğinden fazla fedakarlıktan kaçının ve bunları hatırlatmayın. * Çocuğunuzdan beklentilerinizde gerçekçi olmaya çalışın. * Çocuğunuzu takdir edin, geçmişteki başarılarını vurgulayın. * Çocuğunuzu sık sık övün. Yerinde övgünün etkisi büyük olacaktır. * Evde huzurlu ve mutlu bir çalışma ortamı oluşturmaya çalışın. * Ders dışı konularla ilgili paylaşımlarda bulunun. Ortak zamanınızı sürekli onun dersleri hakkında konuşarak harcamayın. * 'Onun özgüvenini kazanmasına yardımcı olabildik mi?' diye düşünün. Ailece birarada zayıf karne toplantısı yapın * Çalışan anne-babalar, çocuklarının okul başarısı düşükse onlara nasıl sahip çıkmalı? Nelere özen göstermeli? Çalışan anneler çocuklarıyla yeterince ilgilenemedikleri için, zaman zaman suçluluk duygusu yaşayabilirler. Oysa bazı ev kadınları çocuklarıyla daha az ilgileniyor bile olabilir. Önemli olan çocukla geçirilen zamanın kalitesidir. Aile içinde bir zayıf karne toplantısı yapılarak bu sonucun ortaya çıkma nedenleri araştırılabilir. Kişiler üzerinde değil; sonuç üzerinde konuşmaya çalışarak, olayın kişiselleşmesi önlenmelidir. Sorgulama ve suçlama hatalarına düşmeden çözüme yönelik seçenekler konuşulabilir. Anne-baba da kendisini değerlendirmeli. Böyle bir davranış çocuğun kendisini reddedilmiş hissetmeden konuşmasına ve sorumluluğu kendi üzerine almasına katkıda bulunabilir. Başarısız çocuklar ne zaman psikoloğa gitmeli? * Bir önceki yıl başarılı, bu yıl başarısız olan çocuk için ne yapmalı? Çocuklar, özellikle ergenlik dönemi içerisinde hızlı değişen duygusal çalkantılar yaşarlar. Anne-baba, çocuğu ile konuşarak sorunun kaynağını belirlemeye çalışmalıdır. Aile ile çocuk arasındaki iletişim çatışmalı hale gelmişse, bir uzmandan yardım almakta fayda var. Öğrenci başarılı olmak istemesine karşın bir türlü istediği başarıyı elde edemiyorsa, bu durumdan sıkıntı duyuyorsa psikoloğa giderek yardım almak yararlı olur. Bazen öğrencinin farkında olmadığı bir sorunu olabiliyor. Takıntılar, depresyon, sosyal fobi gibi sorunlar öğrencinin başarısını önemli ölçüde engelleyebiliyor. Bu sözler sizi 'vıdı vıdıcı' anne-baba yapmaya yeter Bu tür yaklaşımlar ruh sağlığının bozulmasına neden olabilir: * Örnek vermeyin, kıyaslamayın: Bak Belgin Teyze'nin kızının karnesine, hepsi pekiyi! * Karneden dolayı cezalandırmayın: Cep telefonunu alma, tatile gitmesine, arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermeme gibi. * Fedakârlıklarınızı vurgulamayın: Biz senin için neler yaptık, ne kadar çok sıkıntıya katlandık. * Suçlamayın: Kimsenin yüzüne bakamaz olduk. Bu bize yapılmamalıydı! * Ümidinizi kesmeyin ve bunu ona söyleyin: Notların telafisi her zaman mümkündür, düzeltilebilir. Tatilde dinlensin mi ders mi çalışsın? Tatil formatından uzaklaşmamakta fayda var. Çünkü dinlenmek her öğrencinin hakkı. Ancak bir plan dahilinde zayıf olan derslere çalışmayı da sürdürmek faydalı olacaktır. Tatilin ilk günleri bolca dinlenmek, sonraki günlerde ise bir süre ders çalıştıktan sonra dinlenmek ve eğlenmek en ideali olacaktır.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Okul Var, Öğrenci Yok!

Eğitim imkânından yoksun çocuklar için İstanbul’da Avrupa Birliği hibesiyle ‘risk altındaki çocuklar’ adı altında yapılan Yatılı Bölge İlköğretim Okulu iki yıldır öğrenci bulamıyor.

Ailesi olmayan, sokakta çalışan ve eğitim imkânından yoksun yüzlerce çocuğun olduğu İstanbul'da Avrupa Birliği hibesiyle 'risk altındaki çocuklar' için yapılan Yatılı Bölge İlköğretim Okulu (YİBO) iki yıldır öğrenci bulamıyor. 53 öğrencinin başvurduğu ve öğrenci azlığı nedeniyle açılmayan Arnavutköy'deki YİBO'ya, geçici olarak, aslında Şile'de açılması planlanan Spor Lisesi öğrencileri yatılı olarak yerleştirildi. Bu karara tepkiler olunca Milli Eğitim Müdürlüğü 'risk altındalar' diyerek YİBO'nun yanındaki ilköğretim öğrencilerinin bir kısmını alelacele bu okula gönderdi. YİBO'ya yerleştirilen Spor Liseliler ise gündüz okumak için komşu ilköğretim okuluna gidiyor, akşamları YİBO yatakhanesine dönüyor. Sonuç; ne YİBO amacına uygun olarak kullanılabiliyor ne de Spor Lisesi sporcu yetiştirebiliyor. Anadolu yakasında kampüs vaadiyle kayıt yaptıran liselilerin kimi okul çok uzak diye ayrılıp genel liselere geçti, kimi ise spor yaptığı kulüpleri bırakmak zorunda kaldı. AB Temel Eğitime Destek Projesi kapsamında 1.5 milyon avroluk hibeyle Arnavutköy'de inşa edilen 240 öğrenci kapasiteli Şehit Çavuş Selçuk Gürdal Yatılı Bölge İlköğretim Okulu açılamadığı gibi iki okulu da mağdur etti. YİBO'nun sınıflarını Şehit Onbaşı Murat Şenöz İlköğretim Okulu'nun 180 öğrencisi dolduruyor. YİBO'nun yurtlarını ve yemekhanesini ise spor lisesinin öğrencileri kullanıyor. Ne öğrenciler ne de öğretmenler bu karışıklığın sebebini biliyor. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer, ilköğretim öğrencilerinin arasına yerleştirdikleri Spor Lisesi öğrencileriyle ilgili şaşırtıcı bir açıklama yapıyor: “Hangi okulda hangi çocuğun okuyacağına kişiler karar vermeyecek. 'Burası risk altındaki çocuklarındı, spor lisesini getirdiler' diye itiraz edildi. Şimdi ben de Spor Lisesi'ni aldım. Dediklerini yaptık, şimdi ne istiyorlar? YİBO'da ders yapan çocukların tümü yan okulun öğrencisi olsa da risk altındalar. Spor Lisesi öğrencilerine devlet ayrıca okul yapacak.” Okulun yapılmasını sağlayan AB'nin Türkiye Delegasyonu Eğitim Sorumlusu Mustafa Balcı, tüm bu karışıklığa karşın YİBO'nun amacına uygun kullanıldığı iddiasında: “Şu anda orada fakir öğrenciler var. O bölge çok fakir bir bölge, fakir öğrencilerle başlayalım dedik. Daha önce başvuru yapan 53 çocuğa da yatılı kalmaları için davet gönderildi. Okul tamamen sabah, öğlen, akşam yemekleri verilen fakir, şiddet görmüş, risk altında olduğu tanımlanan çocuklar için eğitim verecek. Spor Lisesi öğrencileri de en geç haziranda ayrılacak. MEB'le anlaşma böyle.” Balcı'nın “Fakir öğrenciler seçildi” sözlerini ise ilköğretim okulunun velileri ve adını vermeyen bir eğitimci yalanlıyor. Eğitimci, “Bir haftalığına böyle bir değişiklik yapılacağı söylenmişti. Üç haftayı geçti. Seçilen öğrencilerin hiçbir özelliği yok. Fakir ya da kimsesiz çocuklar seçilmedi” diye konuşuyor. Aynı okuldaki kardeşler ayrıldı Şehit Onbaşı Murat Şenöz İlköğretim okulu velilerinden Emine Kantar, kızlarının birinin kendi okulunda, diğerinin YİBO'da olduğunu anlatıyor: “Haberimiz yoktu, çocuğu o okula göndermişler. Bize bir açıklama yapılmıyor. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne şikâyette bulunduk. Fakirleri seçtiklerini sanmıyorum. Bizim üç katlı binamız var.” İki çocuğundan biri YİBO'ya gönderilen bir diğer veli Ramazan Yolcu da “Sebebini bilmiyorum. Geçici dediler. Yan okuldaki çocuğum tek kaldı, üzülüp ağlıyor” diyor. Madem okul yoktu, Spor Lisesi'ni niye kurdular? YİBO'nun amacına uygun kullanılamaması nedeniyle mağdur olan taraflarından biri de Spor Lisesi öğrencileri. 2006-2007 eğitim öğretim yılında Maltepe'deki Atilla Uras Lisesi'nin zemin katındaki iki sınıfta eğitime başlayan Spor Lisesi'ne vaat edilen Şile'deki kampüs yapılmadığı gibi öğrenciler Asya yakasının ucundan, Avrupa yakasının ücra noktalarından Arnavutköy'deki YİBO'ya gönderildi. Okulun YİBO'ya geçici taşınması dava konusu bile oldu. Velilerden biri İdare Mahkemesi'ne, 'okullarının usülsüz olarak YİBO'ya taşındığını' belirterek yürütmeyi durdurma istedi. Kızı 10. sınıfta olan Emine Akbeniz okul kurulduğundan beri 'göçebe kuşlar gibi oradan oraya sürüklenmekten' şikâyetçi: “Müdür, Spor Lisesi'nin YİBO'da olamayacağını, AB'nin istemediğini bildirdi. Mahkemeye vereceğim. Zaten öğretmenler de Arnavutköy'de kalmak istemiyor. Nasıl sporcu yetişecek bu okuldan?” Anadolu yakasından bir veli de Spor Lisesi 9. sınıftaki oğlunun, artık bağlı olduğu kulübe gidemediği söylüyor: “Şimdi de ilkokul çocuklarının arasına koydular. Okula Anadolu yakasında olacak diye yazdırmıştık. Bu okul size ait bir okul değil demiş müfettişler. Bize ait değilse niye gittik oraya? Birinci yarı yıl sonunda çocuklarını okuldan alacak veliler de var. Çocuk oraya gittim sporu unuttum diyor. Tekvando kulübüne gidemiyor artık. Birinci sınıf bittikten sonra almayı düşünüyorum. İstanbul'da spor lisesine yer yok. Madem okulun binası yoktu da niye açtınız? Buraya taşındıklarında da 20-25 gün çocukların dersi boş geçti.” Genel liseye zorunlu geçiş Arzu Yeşim ise çocuğunu okuldan almak zorunda kalan velilerden: “Yedi yıllık spor geçmişi var, lisanslı sporcu, ritmik jimlastik yapıyor. Hepsine çizgi çektik. Antrenmalardan uzaklaştı. Hayallerim suya düştü diyor. Spor Lisesi'nde hiç görmediği matematik ve geometri derslerini alıyor şimdi. Açığı kapasın diye sadece 1 milyar 500 bin özel ders parası verdim. 20'nin üzerinde kişi ayrıldı okuldan.” Oğlunu okuldan alan bir veli de “11. sınıfı genel lisede okuyor şimdi. Üstelik aldığı derslerin saat sayısı farklı olduğu için şimdi bir de sorumluluk sınavlarına giriyor” diyor.

8 Ocak 2009 Perşembe

ÖĞRENCİ SERVİSİ BUZLANAN YOLDA TAKLA ATTI: 5 YARALI

Sakarya'nın Geyve İlçesinde İlköğretim Okulu Öğrencilerini Taşıyan Minibüsün Buzlanan Yolda Kayıp Takla Atması Sonucu Meydana Gelen Kazada 5 Öğrenci Yaralandı.
Sakarya'nın Geyve ilçesinde ilköğretim okulu öğrencilerini taşıyan minibüsün buzlanan yolda kayıp takla atması sonucu meydana gelen kazada 5 öğrenci yaralandı.
Alınan bilgiye göre, D-650 karayolunun Alifuatpaşa beldesi girişindeki kazada, Geyve ilçesine bağlı Örencik köyünden aldığı 19 öğrenciyi taşımalı eğitim sistemi kapsamında Alifuatpaşa Cumhuriyet İlköğretim Okulu'na götüren Muammer Kanbur (50) yönetimindeki 54 TL 699 plakalı öğrenci servisi, bir akaryakıt istasyonundan yola akan suyun buzlanması sonucu kontrolden çıktı. İddiaya göre, buzlanma nedeniyle kaza yapan araçlara çarpmamak için sürücünün direksiyonunu kırdığı servis minibüsü kayarak takla attı.

Kazada minibüsteki öğrencilerden Duygu Yılmaz (11), Nurdan Kanbur (13), Bahadır Kanbur (12), Furkan Ören (12) ve Büşra Yıldız (13) yaralandı. Yaralı öğrenciler Alifuatpaşa'dan gönderilen 112 ambulansıyla Toyotasa İlk Yardım ve Travmatoloji Hastanesi'ne kaldırıldı. Yaralı öğrencilerin kazanın şokuyla ağladıkları görüldü. Kazayı haber alan öğrenci velileri ise hastaneye gelerek çocukları hakkında bilgi almaya çalıştı. Kazayla ilgili başlatılan soruşturmanın sürdüğü bildirildi.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Ödevler Çocukta Özgüveni Kaybediyor...

İlköğretim öğrencilerine kapasitelerini aşan ödevlerin verilmesi ve ödevlerin veliler tarafından yapılması çocuklarda özgüven kaybına yol açıyor.

İlköğretim öğrencilerinin yaratıcılıklarını geliştirmeleri için kapasitelerini aşan performans ödevleri verilmesinin ödevlerin veliler tarafından yapılmasına, bu durumun da çocuklarda özgüven kaybına yol açtığı bildirildi.

Çukurova Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. Oğuz Kutlu, 2005-2006 Eğitim-Öğretim yılından itibaren Milli Eğitim Bakanlığı'nın uygulamaya koyduğu "Yeni Müfredat Programı"nın eğitim bilimcileri tarafından hazırlanan iyi bir sistem olduğunu, ancak uygulamada sorunlar yaşandığına işaret etti.

En büyük sorunun performans ödevlerinden kaynaklandığına dikkat çeken Kutlu, ezbere dayalı öğrenimi engellemek için başlatılan "performansa dayalı ödev sistemi"nin öğrencinin kapasitesini aşacak kadar abartıldığını, bazı ödevlerin öğrencilerin gelişim düzeyine ve ilgisine uygun olmadığını savundu.

Kutlu, "Bu durum, öğrencinin ödevini velinin üstlenmesine yol açıyor. Maalesef, performans ödevleri veli merkezli olmaya başladı. Oysa, ödevini velisine yaptıran öğrencinin bırakın yaratıcılığını geliştirmesini, özgüveni kayboluyor. Bunun yanısıra okul motivasyonu da düşüyor" dedi.

Eğitim-öğretim işinin bir ekip çalışması olduğunu, bu ekipte önemli bir rolü olan ailelerin üzerlerine düşen görevin doğru yerine getirilmediğini belirten Kutlu, "Ailelerin görevi, çocuklarının proje ve performans ödevlerini bizzat yapmak değil, onlara rehberlik etmektir. Eğer çocuklarımızın öğreneceklerini uygulayan, günlük sorunlarının çözümüne transfer edebilen, yaratıcı, üretici ve eleştirel düşünebilen bireyler olmalarını istiyorsak kendimizi geliştirmeli, tüm bu zorluklara direnmeli ve daha gelişmiş bir ülke için bilinçli bir şekilde çaba gösterebilmeliyiz" diye konuştu.

Kutlu, ödevlerin belirlenmesi ve hazırlanan projelerin kontrol edilmesinde öğretmenlerin de son derce hassas davranması gerektiğini vurgulayarak şöyle dedi:

"Öğretmenler kutup yıldızı gibi olmalı. Öğrencilerine görevlerin yerine getirilmesinde gerekli rehberliği yaparak, yeteneklerini kullanarak ödev hazırlamalarını sağlamalı. Çocukların kapasitelerini doğru analiz etmeli ve bunlara uygun taleplerde bulunmalı. Ödevleri iyi kontrol etmeli, öğrenciye gerekli geri bildirimi sağlamalı. Ayrıca, velilerle iletişimini kuvvetli tutarak ödevlerin yapılma sürecine ne kadar dahil olacaklarını onlara anlatmalı. Bu sayede yeni sistemde hedeflenen amaca ulaşılabilir."

24 Aralık 2008 Çarşamba

Borçlarına Daha Fazla Dayanamadı...

Ankara'nın en saygın eğitim kurumlarından Özel Yüce Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Yücel Kalınyazgan (68) dün sabah okul kampüsündeki makam odasında intihar etti.

Kredilerin durmasıyla ekonomik sıkıntıya giren Yüce Okulları'nın patronu Yücel Kalınyazgan intihar etti. Kalınyazgan 'Trilyonlarca borcum var. Onurumla yaşadım, onurumla öleceğim' yazılı bir de not bıraktı.

Ankara'nın en saygın eğitim kurumlarından Özel Yüce Okulları Yönetim Kurulu Başkanı Yücel Kalınyazgan (68) dün sabah erken saatlerde Oran'daki okul kampüsündeki makam odasında ölü bulundu. Ölümünden önce 'öğretmenlerim, öğrencilerim' başlığıyla duygusal bir not bırakan ve notta 'Trilyonlarca borcum var. Onurumla yaşadım, onurumla öleceğim' diyen Kalınyazgan'ın ruhsatlı silahıyla şakağına ateş ederek intihar ettiği belirlendi. Bankaların kredi ödemelerini durdurmasıyla ekonomik sıkıntı içine girdiği öğrenilen Kalınyazgan'ın önceki akşam evine gitmemesi üzerine üzücü olay ortaya çıktı.

'YÜCEL BABAMIZ VEFAT ETTİ'

ŞİRKETİN finans sıkıntısının ele alındığı Yönetim Kurulu toplantısının ardından kimseyle görüşmediği öğrenilen Kalınyazgan'ın makam odasını kontrol eden güvenlik görevlileri kapının kilitli olduğunu belirledi. Aynı zamanda şirketin genel müdür yardımcısı olan Kalınyazgan'ın büyük oğlu Kağan Kalınyazgan'a haber verilmesi üzerine kapı kırılarak içeri girildiğinde yıllarını eğitime vermiş emektar öğretmen, masasında kanlar içinde bulundu. Olay sonrası Özel Yüce Okulları'ndan yapılan açıklamada 'Ülkemiz eğitimine ömrü boyunca hizmet veren değerli büyüğümüz Yücel babamız aramızdan ayrıldı. Yüce ailesinin ve eğitim dünyasının başı sağolsun' denildi. Yücel Kalınyazgan'ın cenazesinin yarın toprağa verileceği belirtildi.

28 yıllık dersaneciydi

1940 yılında doğan Yücel Kalınyazgan, 1971 yılında İzmir Ordu Dil Okulu'nu bitirdikten sonra 1976 yılında Londra Üniversitesi Chelsea College'da akademik çalışmalar yürüttü. 1977 yılında Kuleli Askeri Lisesi'ne atanan Kalınyazgan 1978 yılında Silahlı Kuvvetler'den Binbaşı rütbesinde iken kendi isteği ile ayrıldı. 1986 yılında Gazi Üniversitesi Matematik Bölümü'nde Yüksek Lisans yapan Kalınyazgan, 1980 yılında Yüce Dersanesi'ni kurdu. 1988'de Yüce Fen Lisesi'ni kurarak özel okul sektörüne giren Yücel Kalınyazgan, 1996 yılında da OR-AN'da bulunan 14 bin metrekare kapalı alanı olana sahip Yüce Koleji'ni kurdu.

Yaşar Büyükanıt'ın devre arkadaşı

BİNBAŞI rütbesinde emekli olduktan sonra, ilk önce dersane kurarak eğitim alanına giren Kalınyazgan'ın Genelkurmay eski Başkanı Yaşar Büyükanıt'ın devre arkadaşı olduğu öğrenildi. Yücel Kalınyazgan geçen yıl, okulunda okuyan 14 şehit çocuğuyla birlikte dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt tarafından kabul edilmişlerdi. 'Türkiye'de en çok şehit çocuğuna eğitim olanağı sağlayan özel okul' olması nedeniyle 18 Mart Şehitler Günü'nde gerçekleştirilen kabulde Kalınyazgan, kurmayı düşündüğü üniversiteye okul yıllarından arkadaşı olan Büyükanıt'ın adını vereceğini söylemişti. Büyükanıt da Kalınyazgan'ın çok yakın dostu ve arkadaşı olduğunu belirterek, 'Yücel Bey şehit ailelerinin çocuklarını, hiçbir karşılık beklemeksizin model olan okullarında okutup, onları istikbale hazırlatmaktadır. Kendilerine teşekkür ediyorum' demişti.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Çocuklara Porno CD Satarken Yakalandı...

Ahlaksızlık artık diz boyunu bile aştı. İlköğretim okullarına dadanan insafsız adam bakın nasıl yakalandı?

Bursa'da ilköğretim öğrencilerine porno CD sattığı iddia edilen zanlı, okul müdürünün ihbarı üzerine yakalandı.

Bursa Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesinden yapılan açıklamaya göre, merkez Yıldırım ilçesindeki bir ilköğretim okulu müdürünün ihbarı üzerine harekete geçen güvenlik güçleri, 2 öğrenciye porno CD sattığı belirlenen 34 yaşındaki Şevki Z'yi takibe aldı.

ÇOCUK PORNOSU DA SATIYOR

Takip sonucunda, Tayyareci Mehmet Ali Caddesi Yeşilyayla Üst Geçidi altında tezgahta ikinci el cep telefonu ve CD satan zanlı, gözaltına alındı.

Şevki Z'nin tezgahı, otomobili ve evinde yapılan aramalarda, 3'ü çocuk pornosu içerikli olmak üzere toplam 153 porno CD ile 8 bin 119 bandrolsüz CD ele geçirildi.

Aynı suçtan daha önce hakkında 5 kez yasal işlem yapıldığı bildirilen Şevki Z, sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi.