AKP ve MHP'nin üniversitede türban yasağını kaldıran anayasa değişikliği teklifini senato toplantısında değerlendiren İstanbul Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mesut Parlak, üniversite hocaları ve öğrenciler tarafından ayakta alkışlandığı konuşmasında şu mesajları verdi:
TÜRBAN GERÇEKTE NEYİ ÖRTÜYOR
Bir yandan kadının çalışmasını günah sayacaksınız, öte yandan eğitim özgürlüğü kisvesi altında Cumhuriyet ilkelerini ayaklar altına alacaksınız. Eğer kendinizi kandıramıyorsanız, bizi hiç mi hiç kandıramazsınız.
BİZ BAŞKA DİNDEN MİYİZ
Biliyoruz ki türban aslında bir din sorunu değildir. Ayrıca bizler de başka dinin mensupları değiliz. Türban elbette çözülmelidir. Ama böyle bir sorun için anayasa değiştirilir mi?
ŞERİAT HUKUKU YOK
Türbanı dinin gereği olarak görmek ve daha önemlisi göstermek yanlışların en büyüğüdür. Türbanı savunan kaç kişi mirasının Kuran esaslarına göre paylaşılmasına razı olabilir?
ULUSUN TARİHİYLE HESAPLAŞMA
Türban üniversitelerde bırakılınca Türkiye daha mı dindar olacaktır? Türban Türk ulusunun tarihiyle de uyuşmamakta; hatta bir anlamda onunla hesaplaşma anlamına gelmektedir. Çünkü bize ait olmayan bir kıyafet, onunla birlikte gelecek bir yaşam tarzının da dayatılmasını getirecektir.
DİNİMİZİ SİZDEN Mİ ÖĞRENECEĞİZ
Buradan açık ve net olarak ilan ediyorum: Dinimizin ne olduğunu sizden öğrenmeye ihtiyacımız yoktur. Kimse kendi heveslerini, dar görüşlerini bu topluma kabul ettirmeye çalışmasın. Bizler, üniversite mensupları, bürokratlar, sanatçılar, işverenler, önerilen yolun ne denli karanlık olduğunu görenler, dini sizden mi öğreneceğiz?
Senato toplantısı sonrası yayımlanan bildiride, “Türkiye din istismarına ve şeriat oyunlarına sahne olmayacaktır” denildi.
1 Şubat 2008 Cuma
İstanbul Üniversitesi Rektörü Mesut Parlak, AKP ve MHP’nin üniversitede türban yasağını kaldıran anayasa değişikliği teklifine sert cevap verdi
İzmir'de Türkçe, Almanca ve İngilizce eğitim verecek, hem Alman hem Türk öğrencilerin okuyacağı üniversite
Yavuz Donat / Sabah
Türk-Alman üniversitesi
Okuyucularımız iyi bilirler. Senelerdir "Avrupa'da, özellikle de Almanya'da bir üniversitemiz olsun" diye yazar dururuz.
ABD, Fransa, Polonya ve daha pek çok üniversite, Almanya'da "ortak üniversite" kurdu. "Alman-Amerikan ortak üniversitesi" bir değil, birkaç tane.
Öyle bir üniversite olmalı ki...
Türk de okusun, dünyanın her ülkesinden genç de. Türk profesör de hocalık yapsın, Alman, Amerikalı, Rus, Fransız profesör de. Türkçe de ders verilsin, İngilizce de, Almanca da.
Biz "olsun, bir an önce olsun" diye gazetede yazıp, TV'lerde söylerken...
Merkezi Essen'de bulunan Türkiye Araştırmalar Merkezi'nin Başkanı Prof. Dr. Faruk Şen ziyaretimize geldi:
- İzmir'de bir üniversite kuruyoruz... Türk-Alman üniversitesi.
- Türkçe, Almanca ve İngilizce eğitim verecek.
- Alman da okuyacak, Türk de.
- 2 ülkeden de hocalar olacak. Üniversitenin "mütevelli heyeti" de belirlenmiş. Kurucular arasında "2 taraf" da var. Almanya tarafında:
- Kuzey Ren Westfalya Bilim Bakanlığı.
- Münster Üniversitesi.
- Alman Kültür Vakfı Başkanı.
- Türkiye Araştırmalar Merkezi.
- Ve bazı büyük sanayiciler.
Alman tarafı "toplam 6 kuruluş ve kişi."
"Türk tarafına" gelince...
Prof. Dr. Faruk Şen:
- Ziyaret sebebimiz de bu konu... Türk tarafından 6 "kişi ve kuruluş" olacak... Biri sizsiniz... Bugün vekaletname istemeye geldik.
Güldük:
- Neye niyet neye kısmet... Biz bu üniversitenin Almanya'da olması için çaba gösteriyorduk.
Ankara desteği
Prof. Dr. Faruk Şen Türk-Alman üniversitesi konusunda, Ankara'da "bir dizi temasta" bulundu.
"Çankaya'ya" çıktı.
TBMM Başkanı'nı ziyaret etti.
Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay'la görüştü. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan'la konuştu.
Cumhurbaşkanı Gül'den, Prof. Faruk Şen'e:
- Bu konuyla Dışişleri Bakanı'yken de ilgileniyordum.
- İzmir çok iyi bir tercih.
- Her desteği veririz.
- Düşüncelerimi hükümete de iletirim.
Prof. Şen:
- Meclis Başkanı Sayın Toptan büyük ilgi gösterdi.
- TBMM her türlü desteği verir dedi.
- Üniversitenin açılışına geleceğini söyledi.
- Eski bir Milli Eğitim Bakanı olarak konuya olağanüstü sıcak yaklaştı.
Üniversite için düşünülen arazi "turizme ayrılmış."
Kültür ve Turizm Bakanı "üniversite sözünü" duyunca, hemen Maliye Bakanlığı'na bir yazı yazmış.
Milli Emlak'a.
"Turizm için ben başka yer bulurum, bu araziyi üniversiteye tahsis edelim... Yeter ki üniversite kurulsun" demiş.
Prof. Faruk Şen:
- YÖK Başkanı beni çok etkiledi.
- Böyle konularda geç bile kalındı dedi.
- YÖK desteğinin hazır olduğunu söyledi.
- Pratik, çözüm üretici, uzlaşmacı, yapıcı bir bilim adamı ve yüksek yönetici.
Gönderen
Eğitim Haber
zaman:
07:44
0
yorum
Etiketler: Türk-Alman üniversitesi
Hükümete karşı sert bir bildiri yayınlayan Üniversitelerarası Kurul'a hangi üniversiteler katılmadı
Vakıf üniversitelerinin tamamına yakını kurula üye göndermedi.
Üniversitelerarası Kurul'un (ÜAK) üniversite rektörleri ve üniversitelerin senatolarınca belirlenen profesörlerin oluşturduğu 199 üyesi bulunuyor.
Kurulun toplanabilmesi için ise üye sayısının yarıdan bir fazlasının katılımı gerekiyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde (ODTÜ) biraraya gelen ÜAK'a toplam 103 üye katıldı. Kurulun toplantı yeter sayısı olan 100 üye sınırını zorlanarak aştığı ve bazı üyelere katılımlar yönünde baskı yapıldığı ileri sürülüyor.
ÜAK'a toplam sayısı 28 olan vakıf üniversitelerinden Maltepe, Bilim ve Başkent üniversiteleri dışında katılım olmadı.
ÜAK'a rektör ve üyesiyle katılmayan üniversiteler şöyle: Balıkesir, Bilecik, Boğaziçi, Bozok, Çukurova, Dicle, Osmangazi, Fırat, Gazi, Gaziantep, Gaziosmanpaşa, Harran, Karabük, Kırklareli, Kırıkkale, Kilis, Mimar Sinan, Mustafa Kemal, Nevşehir, Osmaniye, Rize, Selçuk, Siirt, Süleyman Demirel, Trakya, Uşak ve Yüzüncüyıl.
ÜAK'ın siyasi bildiriler hazırlaması yasal değil
Üniversitelerarası Kurul 2547 sayılı YÖK yasası'na göre akademik bir organ. Rektörler, ÜAK'a bir yıl süre ile üniversitelerin Cumhuriyet dönemindeki kuruluş tarihlerine göre sıra ile başkanlık yapıyor.
Yasa'da belirlenen kurul görevleri şöyle: "Yükseköğretim planlaması çerçevesinde, üniversitelerin eğitim - öğretim, bilimsel araştırma ve yayım faaliyetlerini koordine etmek, uygulamaları değerlendirmek, Yükseköğretim Kuruluna ve üniversitelere önerilerde bulunmak, üniversitelerin öğretim üyesi ihtiyacını karşılayacak önlemleri teklif etmek, üniversitelerin tümünü ilgilendiren eğitim - öğretim, bilimsel araştırma ve yayım faaliyetleri ile ilgili yönetmelikleri hazırlamak veya görüş bildirmek, aynı veya benzer nitelikteki fakültelerin ya da üniversitelere veya fakültelere bağlı diğer yükseköğretim kurumlarının eğitim - öğretimine ilişkin ilkeler ve süreler arasında uyum sağlamak, doktora ile ilgili esasları tespit etmek ve yurt dışında yapılan doktoraları, doçentlik ve profesörlük ünvanlarını değerlendirmek, doçentlik sınavlarını düzenlemek ve ilgili yönetmelik gereğince doçent adaylarının yayın ve araştırmalarının değerlendirilmesi ve doçentlik sınavı ile ilgili esasları tespit etmek ve jürileri seçmek"
50 yıl kadar önce bölgenin en yoksul ülkesi olan Güney Kore, bugün teknolojide dünyanın sayılı ülkeleri arasına nasıl girdi
Eğitim sistemimize Güney Kore modeli mi?
Bill Gates, Fransa için büyük bir atılım hayal eden Sarkozy'ye tavsiyede bulunmuş.
"Fransız üniversitelerini iyileştir" diyor.
Yani "eğitimi" işaret ediyor.
Dünyanın neresinde olursanız olun her derdin ilacı "eğitim".
Yaklaşık 10 gün kadar önce Türk Eğitim Derneği Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu ile "eğitimi" tartışmıştık.
Pehlivanoğlu, Ankara'da üç gün sürecek geniş kapsamlı bir uluslararası eğitim forumuna hazırlanıyordu.
28-30 Ocak tarihleri arasındaki "Eğitim Hakkı ve Gelecek Perspektifleri" başlıklı forumdan nasıl bir sonuç çıktı?
Soruyu dün TED Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu'na yönelttim.
En somut sonuç şu:
Türk Eğitim Derneği, eğitim sistemimiz için "ulusal program" niteliğinde bir yol haritasına talip olmuş.
Pehlivanoğlu "Yurt içinde ve dışından uzmanlardan oluşacak bir ekip kuruyoruz. Hemen işe girişiyoruz" diyor.
Peki neler olacak bu "ulusal programda"?
Pehlivanoğlu sayıyor:
"Okul öncesinden üniversitenin sonuna kadar tüm eğitim aşamalarını masaya yatırıyoruz. Eğitim kaynaklarını ve kalitesini, yaşlarına göre öğrenci sayısını, yaşam boyu istihdamı sağlayacak temel becerilerin nasıl kazanılacağını, en ince ayrıntısına kadar çözümleri kapsayacak".
ŞEMSİYE KURULUŞ OLABİLİRİZ
Türk Eğitim Derneği, yol haritasını çıkartırken "tarafsız" sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yapacak.
Pehlivanoğlu "tarafsız" sözcüğünün üzerinde önemle duruyor.
"Zira" diyor "Eğitim siyasal taraftar toplama ve hakim grupların ideolojilerini yaymalarının bir aracı görülmemelidir".
Kaliteli bir eğitim için işin "püf" noktası işte burada yatıyor.
İşin içine ideoloji karışmayacak.
Türk Eğitim Derneği, eğitimde işbirliği yapacak STK'lar arasında koordinasyonu da üstlenmeye hazır.
"Şemsiye bir kuruluş olmak için yeterli bilgi, birikime ve sorumluluğa sahibiz" diyor Pehlivanoğlu.
Forumun konuşmacılarından bir tanesi de Güney Kore Eğitim Geliştirme Enstitüsü eski Başkanı Prof. Chong Jae Lee.
Pehlivanoğlu, Prof. Lee'nin anlattıklarından çok etkilenmiş.
50 yıl kadar önce bölgenin en yoksul ülkesi olan Güney Kore bugün teknolojide dünyanın sayılı ülkeleri arasında.
Yoksulluktan uzun vadeli bir "eğitim ulusal programı" sayesinde sıyrılmış.
Eğitimde "Güney Kore" modeli bize neden uymasın?
Gila Benmayor / Hürriyet
CHP Genel Başkanı Baykal: "Türban, sanki İslamiyet’in temel tarifi... Kelime-i Şehadet’in yerini türban almış gibi
CHP lideri Deniz Baykal, Türkiye'ye yabancı menşeli bir kıyafetin İslamiyet'in özü gibi dayatıldığını öne sürerek, "Türban, sanki İslamiyet'in temel tarifi... Kelime-i Şehadet'in yerini türban almış gibi..." dedi. Baykal, dün gazetecilere türbanla ilgili şu açıklamalarda bulundu:
Bundan sonra Türkiye'de devlet kurumları içinde Anayasa'nın bugüne kadar izin vermediği türden dini inancın gereği olarak kullanıldığı söylenen bu kıyafetler yer almaya başlayacaktır. Bunun önü açılmıştır. Türban üniversitelerde serbest olduktan sonra liselerde ve kamu kurumlarında da serbest olması istenecek, buna ne hakla karşı çıkıldığı soruları gündeme gelecektir. Bu ikili standardı, bir devlet, bir anayasa ne kadar sürdürebilir?
Bu durum, Türkiye'yi giderek ağırlaşan sorunlar içine çekecektir. Ayrışmayı, dini, siyasi önemi olan çok önemli bir ayrışmayı, bir sınıf içine yerleştirirseniz öğrencilerin birbiriyle, diğer öğrencilerle, idareyle ilişkileri çok daha karmaşık bir noktaya girmeye başlar. Bir etiketleme, yaftalama başlar, niteleme başlar. Din, mezhep, inanç düzeyi, dindarlık konuşulmaya başlanır. Bunlar konuşulmaya başlanırsa, buna göre tarifler ortaya çıkarsa, öğrencileri 'dinine bağlı olanlar, olmayanlar' diye ayrışmış şekilde görürsek, bu çok tehlikeli bir süreci başlatır.
Türbanın, liseye ve kamuya sokulmayacağı söyleniyor. Hadi canım sen de... Sen mi sokmayacaksın? Daha şimdiden milletvekillerin, kadın kolları başkanın, belediye başkanların taleplerini ortaya koymaya başladılar. Sen mi bunun önünde duracaksın? Sana mı güveneceğiz? Böyle bir şey olur mu? Bir süreç başlattın ki bunun önünde kimsenin durması mümkün olmaz."
Mesleki eğitimin genel eğitime oranı yüzde 30 iken, İzmir'de bu oran yüzde 45
İzmir Valisi Cahit Kıraç, Türkiye'de mesleki eğitimin genel eğitime oranı yüzde 30 iken, İzmir'de bu oranın yüzde 45 olduğunu bildirdi.
Kıraç, 2007 yılını eğitimde hamle yılı ilan ettiklerini, 2008'de de eğitim konusundaki çalışmalarını sürdüreceklerini belirtti. Mesleki eğitime özel önem verdiklerini kaydeden Cahit Kıraç, İzmir'de mesleki eğitimin genel eğitime oranının yüzde 45 düzeyinde bulunduğunu, Türkiye'deyse bu oranın yüzde 30 olduğunu kaydetti.
Medeni batı ülkelerinde ise mesleki eğitimin genel eğitime oranının yüzde 70 olduğunu ifade eden Vali Kıraç, "Türkiye de eğitim programını buna göre yönlendiriyor" diye konuştu.
İlköğretim okullarından sonra orta öğretim okullarına devam oranının yüzde 88'ler düzeyinde bulunduğuna dikkati çeken Cahit Kıraç, okul terklerini ortadan kaldırmak için çalıştıklarını ifade etti.
Eğitim konusunda önceliği okul öncesi eğitime verdiklerini ifade eden Cahit Kıraç, İzmir'de okul öncesi eğitimde okullaşma oranının yüzde 31 civarında olduğunu, bu oranın Türkiye ortalamasının üzerinde olmasına karşılık yeterli olmadığını kaydetti.
Özel sektör desteği, hayırsever katkısı, İzmir İl Özel İdaresi ve Milli Eğitim Bakanlığı bütçeleriyle İzmir'deki okullaşma oranını artırmak istediklerini vurgulayan Vali Kıraç, "Verdiğimiz talimatla, İzmir'deki ilk ve orta dereceli her okuldaki bir sınıfın okul öncesi eğitime ayrılmasını sağladık" diye konuştu.
İzmir'in göç alan bir şehir olduğunu söyleyen Cahit Kıraç, ildeki ortalama sınıf mevcudunun 35 olduğunu ifade etti.
Giresun Üniversitesi Senatosunun, son dönemde cereyan eden ve üniversiteler ile ilgili olarak gündeme gelen türban konusundaki basın bildirisi
GİRESUN ÜNİVERSİTESİ SENATOSU'NUN 31 OCAK 2008 TARİH ve 19 SAYILI KARARI
1. Türkiye Cumhuriyeti'nin temel karakteri milli oluşudur. Cumhuriyet, din ve mezhep esası üzerine değil, sevinç ve kederde birlik, ortak dil, ortak vatan, ortak kültür, ortak tarih üzerine kurulmuş; kendisini Türk hisseden evlatlarının bu değerlere bağlılığı ile bu günlere gelmiştir.
2. Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti adına yapılacak her türlü işlemin geçerli olmasının olmazsa olmaz koşulu, hukuka uygunluktur. Milli iradeyi temsil edenlerin ve kullananların, hukuka uygun hareket etmeleri esastır. Çünkü hukuka uygun düzenlemelerin kaynağında ve özünde, milli irade vardır. Dinsel mülahazalar ile yapılacak düzenlemelerin kaynağında ve özünde ise, milli irade yoktur. Dolayısıyla dinsel mülahazalar ile yola çıkılarak yapılacak düzenlemeler, hukuksal bir nitelik taşımaktan uzak olacaktır ve aynı zamanda hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmayacaktır.
3. Laiklik; yürürlükte olan ve yasama, yürütme ve yargı organları ile idare makamlarını, diğer kuruluş ve kişileri bağlayan Anayasamıza göre, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ve değiştirilemez niteliklerindendir. Bu hukuksal düzenleme ortada iken, dinsel mülahazalara dayalı düzenlemelere gidilmesini, o hukuksal düzenlemenin hem yok sayılması, hem de açık ihlali anlamına gelecektir. Laikliğin, demokratik hukuk devletinde, vatandaşların din ve inanç özgürlüğünün güvencesi olduğu düşünülürse, dinsel mülahazalara dayalı düzenlemenin, bu güvencenin aşınmasına ve güvencenin içinde saklı olan eşitliğin kaybolmasına hizmet edeceği; bir baskı ve kaosa yol açacağı ayrıca düşünülmelidir.
4. Hiçbir özgürlük, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin yürürlükteki Anayasada belirtildiği şekilde varlığını koruması ve sürdürmesi karşısında himaye göremez. Gerek iç hukuk düzenlemeleri, gerekse uluslararası hukuk düzenlemeleri, özgürlüklerin bu tür amaçlarla kullanılmasını dışlamaktadır. Devletin varlığı ve bağımsızlığı, kamu düzeni, kamu güvenliği, kamu sağlığı, kamu yararı, evrensel ölçekte, özgürlüklere müdahale ve özgürlükleri kısıtlama gerekçesidir. ABD ve Avrupa ülkelerinin terörizmle mücadele bağlamında aldıkları hukuksal kısıtlayıcı önlemler herkesçe bilinmektedir.
GİRESUN/TÜRKİYE
Rektörlük Tel : +90(454) 216 87 77 Sant.Tel. : +90(454) 216 87 55 – 216 61 44 Fax : +90(454) 216 77 54
5. Hal böyle iken, üniversiteler bağlamında türban konusunun gündeme getirilmesinin, mevcut ve yürürlükte olan anayasal sistemi bütünüyle değiştirmeye yönelik bir anlam ifade edebileceği; bu anlamın bu yöndeki gayretleri teşvik ve destek anlamına geleceği; bunun ülke ve ulus bütünlüğünü hedef alan bölücü/ayrılıkçı unsurların işine geleceği düşünülmektedir.
6. Din, kutsaldır. İşlevini ve toplum için ifade ettiği anlamı, herkes bilmektedir. Serdedilen görüşlere bakarak, bu görüş sahiplerinin dine bakış açıları konusunda yorumda bulunulmasının, ne kadar doğru olacağı, kamuoyunun takdirine maruzdur.
7. Üniversitelerin ve üniversite öğretim elemanlarının evrensel işlevinin bilincinde olan Giresun Üniversitesi Senatosu, yukarıda maruz mülahazalar ışığında, Türkiye Cumhuriyeti'nin milli karakterini görmezden gelen ve/veya bunu aşındırmayı öngören, her girişimin karşısında olacaktır.
Saygı ile duyurulur.
Muğla Üniversitesi'nin öğrencilerden istediği 10 ve 20 YTL'lik 'zorunlu bağış' mahkemeye taşındı
Muğla Üniversitesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Zafer Sunu, Rektör Prof. Dr. Şener Oktik hakkında 'yasal olmadığı halde bandrol ücreti adı altında para topladığı' gerekçesiyle Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı'na suç duyurusunda bulundu. Sunu, ayrıca vergi dairesine de makbuzsuz para toplandığı gerekçesiyle şikâyette bulundu. Üniversite rektörlüğü, kimliklerine bandrol yapıştırdığı gerekçesiyle birinci sınıf öğrencilerinden 20, üst sınıflardan ise 10 YTL 'zorunlu bağış' istiyor. Rektörlük, parayı vermeyenleri kayıtlarını yenilememek, askerlik tecil işlemlerini yapmamak, not çizelgesi vermemekle tehdit ediyor.
2007-2008 eğitim öğretim sezonu başında fakülte ve yüksekokul müdürlüklerine duyuru yapan Rektör Şener Oktik, kimlikleri için bandrol almayan öğrencilerin kampüse alınmayacağını bildirmişti. 7 Ocak 2008'de ikinci bir emir daha yayımlayan Oktik, bandrol almayan öğrencilerin askerliklerinin tecil edilmeyeceğini, not çizelgesi verilmeyeceğini ve sınavlarda uyarılacağını duyurdu. Rektör Oktik'in öğrencilerin eğitim hakkını engelleyen genelgesi Mühendislik Fakültesi öğretim üyelerinden Prof. Dr. Mustafa Zafer Sunu tarafından mahkemeye taşındı. Cumhuriyet savcılığına 11 Ocak'ta suç duyurusunda bulunan Sunu, Muğla Vergi Dairesi'ne de 'yasal olmayan yollarla öğrencilerden para toplandığı' iddiasıyla şikâyette bulundu. Katkı payı alınamayacağını savunan Sunu, şunları kaydetti: "Öğrencilerden Bakanlar Kurulu'nun belirlediği katkı payı dışında para toplanamaz. Rektörlük, öğrencilerden zorla bağış adı altında para toplarken makbuz da vermeyerek başka suç işliyor. Yaklaşık 300 bin YTL para topladılar. Bu paraların nerelere harcandığı bile belli değil."
Muğla Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şener Oktik ise öğrencilerden bandrol ücreti adı altında para alınmadığını savundu. Üniversite Yönetim Kurulu'nun 31 Ağustos 2007'de aldığı karar gereği üniversitenin yükümlülüğü dışında verdiği hizmetlerin karşılığının öğrencilerden istendiğini ifade eden Oktik, bu paralarla öğrencilerin üniversite yerleşkesi içinde ücretsiz taşındığını, ücretsiz Nutuk, Türkçe Sözlük gibi kitapların dağıtıldığını kaydetti.
YÖK, üniversiteyi uyarmıştı
Öğrencilerden toplanan paralar konusunda başta Muğla Üniversitesi olmak üzere bütün üniversiteler YÖK tarafından geçtiğimiz yıl uyarılmıştı. YÖK Başkan Vekili Prof. Dr. İsa Eşme imzasıyla 4 Temmuz 2007'de rektörlüklere gönderilen yazıda üniversitelerin 'üye aidatı' 'bağış', 'yardım' gibi adlarla para toplayamayacağına dikkat çekildi.
(Zaman)
Milli Eğitim Bakanlığı, Uzan ailesinin Pamukova'daki çiftliğini kimlere tahsis edecek
Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik sordu:
- Pamukova çiftliğini biliyor musunuz?
- Uzan ailesinin çiftliğini mi soruyorsunuz?
- Evet.
- Kim bilmez?
"Bir zamanlar" lüks de oradaydı, konfor da. 7 yıldızlı otel, bu çiftliğin yanında, solda sıfır kalırdı.
Sonra "el konuldu." Orası burası "kazıldı." "Bir şey saklamışlar mı" diye delik deşik yapıldı. "Bakımsızlıktan" sağı solu döküldü.
Ama çiftlik hâlâ "muazzam bir yer." Milli Eğitim Bakanı'na sorduk:
- Gittiniz mi, gördünüz mü, kaldınız mı?
- Bir gün bile kalmış değilim. Fakat, mükemmel bir yer. Oraya kimleri göndereceğim, biliyor musunuz?
- Kimleri?
- Gül bahçesinin gonca güllerini.
Milli Eğitim Bakanlığı "bu yıl çiftliği elden geçirecek."
Gereken kaynak sağlanmış.
Bakan'ın kararı:
- Bazı öğrencilerimiz var... Uluslararası alanda başarılılar... Spor müsabakasına girip, bayrağımızı dalgalandırmışlar.
- Bazı öğrencilerimiz var... Başarılılar... Dünyanın en önemli üniversitelerine kabul ediliyorlar.
- Pek çok başarılı evladımız yokluk içinde... Fakir ailelere mensuplar. Ama yüzümüzü ağartıyorlar.
- İşte onlar gitsinler, Pamukova çiftliğinde tatil yapsınlar.
- Anne babalarını da götürsünler.
Doç. Dr. Hüseyin Çelik sordu:
- Bu projemi nasıl buldunuz?
Bakan'a "onun bir deyimiyle" yanıt verdik:
- O çocuklar gül bahçesinin gonca gülleri... Her şeye layıklar... Çok iyi düşünmüşsünüz.
ABD'de, yine küçük yaştaki erkek öğrencisiyle aşk yaşayan kadın öğretmen vakası
ABD'nin Mississipi Eyaleti'nde öğretmenlik yapan Rebecca Dawn Bogard'ın (27) "küçük seks arkadaşım" adını taktığı 15 yaşındaki öğrencisiyle yaşadığı ilişki, cep telefonundan geçtiği mesajların, öğrencinin annesi tarafından bulunmasıyla ortaya çıktı.
Öğretmenin, işyerinden izin alan öğrencisiyle otomobilinde birlikte olduğu anlaşıldı. 'Reşit olmayan öğrencisiyle cinsel ilişki yaşamak, görevini kötüye kullanmak' suçlamalarıyla tutuklanan öğretmen 50 bin dolar kefaletle serbest bırakıldı. Bogard'ın 30 yıla kadar hapsi isteniyor.
(Hürriyet)
Almanya'da bir profesörün kız öğrencilerden diploma karşılığı cinsel menfaat sağladığı ortaya çıktı
Bir profesörün kız öğrencilerin seks, erkek öğrencilerin de para karşılığında doktora diploması almalarını sağladığı ortaya çıktı
Almanya'nın Hannover kentindeki dünyaca ünlü Leibniz Üniversitesi'nde bir profesörün kız öğrencilerin seks, erkek öğrencilerin de para karşılığında doktora diploması almalarını sağladığı ortaya çıktı. Uluslararası hukuk uzmanı olan 53 yaşındaki Thomas Abeltshauser'in notlarını yükselttiği doktora öğrencilerinin kıdemli avukat olduğu, hatta birinin de yargıçlık yaptığı öğrenildi.
Dava tutanaklarına göre 69 öğrencisinden 272 bin dolar rüşvet alan profesör kızlardan para alacağına bir gece beraber oluyordu. Hakkındaki iddiaların hepsini reddeden Thomas'ın doktora diploması almalarını sağladığı 69 öğrencinin ismi mahkemenin elinde bulunuyor. Bu kişiler şimdi nasıl mezun olduklarını ispatlamak zorunda.
4 kız öğrencinin ‘namaz kılmaları ve kapanmaları’ konusunda baskı gördükleri iddia edilmişti. Açılan soruşturma sonucunda 4 öğretmene ceza verildi
Amasya'da, 'namaz kılmaları ve kapanmaları' konusunda baskı gördüklerini iddia eden 4 kız öğrencinin Anadolu Kız Meslek Lisesi'ndeki kayıtlarını başka okula aldırmasının ardından açılan soruşturma sonucunda 4 öğretmene ceza verildi.
Okul Müdürü Fatma Dikdere ve Müdür Yardımcısı Hakime Sayar'a 'ihtar', diğer Müdür Yardımcısı Özlem Yıldız'a 'ihtar' ve 'yer değiştirme', coğrafya öğretmeni Nuran Akkoyun'a ise 'kınama' ve 'yer değiştirme' cezaları verildi. Öğretmen Nuran Akkoyun, “Bu cezayı benim almamam gerekiyordu. Ben cezayı haketmedim” dedi.
Olay geçen yıl Kasım ayında Amasya Anadolu Kız Meslek ve Kız Meslek Lisesi'nde meydana gelmişti. 9 ve 10'uncu sınıf öğrencileri olan yaşları 16 ile 17 arasında değişen H.D., G.D., Ş.Ç. ve Ş.D., okulda oruç tutmaları, namaz kılmaları ve kapanmaları yönünde baskı gördüklerini iddia ederek kayıtlarını, Aydınca Beldesi'ndeki liseye almıştı. Konunun basında geniş yer bulması üzerine TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu üyeleri kente gelip inceleme yapmıştı. İnceleme sonucunda heyet üyeleri, okulda öğretmen baskısı olmadığını, arkadaş baskısı olduğunu açıklamıştı.
ÖĞRETMENLERE CEZA KESİLDİ
Olayın devamında, Amasya Valiliği'nin talimatıyla İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından 19 Kasım 2007'de tarihinde açılan soruşturma sonuçlandı. Bu soruşturma kapsamında, TBMM İnsan Hakları Alt Komisyonu üyelerinin raporunun aksine, Amasya Anadolu Kız Meslek ve Kız Meslek Lisesi'ndeki kayıtlarını sildiren 4 kız öğrenciyle ilgili olarak haklarında soruşturma açılan 4 öğretmene ceza kesildi. Soruşturma sonunda, Okul Müdürü Fatma Dikdere ve Müdür Yardımcısı Hakime Sayar'a 'ihtar', diğer Müdür Yardımcısı Özlem Yıldız'a 'ihtar' ve 'yer değiştirme', coğrafya öğretmeni Nuran Akkoyun'a ise 'kınama' ve 'yer değiştirme' cezaları verildi.
Amasya Valisi Celalettin Lekesiz, bugün yaptığı yazılı açıklamada Okul Müdürü Fatma Dikdere hakkında, geçen yıl Ramazan ayı içerisinde oruç tutmayan öğrencileri tespit ederek düzenli bir şekilde öğle yemeği yemelerini sağlayamadığı ve nöbetçi öğretmen çizelgesini zamanında ve gerektiği gibi hazırlayamadığı için 'ihtar' cezası uyguladıklarını belirtti. Vali Lekesiz açıklamasına şöyle devam etti:
“Okul Müdür Yardımcısı Hakime Sayar hakkında da Ramazan ayı içerisinde oruç tutmayan öğrencileri tespit ederek düzenli bir şekilde öğle yemeği yemelerini sağlayamadığı gerekçesiyle 'ihtar' cezası uygulandı. Müdür Yardımcısı Özlem Yıldız hakkında da nöbetçi öğretmen çizelgesini zamanında ve gerektiği gibi hazırlayamadığı için 'ihtar' cezası verildi ve merkez ilçe içinde görev yeri değiştirildi. Öğretmen Nuran Akkoyun hakkında da devlet memurlarının şikayet ve müracatları hakkındaki yönetmelikteki usul ve esasları takip etmesi gerekirken başka yol ve yöntemler kullanmasından dolayı 'kınama' cezası verildi ve merkez ilçe içinde görev yeri değiştirildi.”
Coğrafya öğretmeni Nuran Akkoyun, “Ben cezayı haketmedim. Basına demeç vermedim. Ama nedense suçlu ben oldum. Yaşanan olaylar bir kere pansiyonla ilgili, okulla hiçbir alakası yok. Sicil notum 90'ın üzerinde, 26 yıllık öğretmenim. Bugüne kadar da hiçbir soruşturma geçirmedim. Olayın faturası bana çıkartıldı” dedi.
Bu arada öğrencilerin kendilerine baskı yaptığını iddia ettiği din dersi öğretmeni Ahmat A. hakkında herhangi bir soruşturma yapılmadığı, okuldaki görevine devam ettiği öğrenildi.