İlkokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İlkokul etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Eylül 2010 Salı

"Okul Korkusu" Nasıl Yenilir?

"Okul Korkusu" Nasıl Yenilir?

Okula bu yıl başlayacak çocukların ailelerinden ilk kez uzun süreli ayrı kalacağı ve dış dünya ile ilk karşılaşma dönemini yaşayacağı belirtilerek, bu dönemin başarıyla atlatılmasında öğretmen ve ailelere büyük görev düştüğü bildirildi.
Denizli Devlet Hastanesi Çocuk Psikiyatri Uzmanı Dr. Şermin Yalın, yazılı açıklamasında, çocukların önemli bölümünün okula uyum sürecini sağlıklı biçimde atlatırken, bazı çocuklar için okula gitmenin sürekli bir kaygı kaynağı haline dönüştüğünü kaydetti.

Yalın, ''okul korkusu''nun, okula yeni başlayan çocukların anne babalarından ayrılmaktan dolayı duydukları endişe, çocuğun okul ortamında rahatsız eden ya da korkutan bir durumdan dolayı okula gitmek istememesi, aileden ayrılarak yeni bir sosyal ortama uyum sağlama endişesi olarak karşılarına çıktığını ifade ederek, şöyle devam etti:

''Okula ilk adım, çocukların aileden ilk defa uzun süreli ayrılması ve dış dünya ile ilk karşılaşma dönemi olması nedeniyle önemli. Okula alışma döneminde anne-baba tarafından aşırı korunan, kural ve sınırlamalar öğretilmeyen, duygusal olarak yaşının olgunluğuna sahip olmayan çocuklar, yaşıtlarına göre daha fazla zorlanmaktadırlar. Okul korkusu taşıyan çocuklara karşı en büyük destekçi öğretmen ve aileleridir. Çocuğun okula gitmesi konusunda ödün verilmemeli, mutlaka okula gitmesi sağlanmalıdır. Bu çözümün yarısıdır.''

Çocuğa, okulun amacını açıklamak, okula gitmesi konusunda ailenin tüm fertlerinin kararlı ve tutarlı olmasının da işe yarayacağını aktaran Yalın, açıklamasında, ''Okula gitmemesi halinde, yapılan çalışmalardan geri kalacağı ve bunun kendisi için bazı aksaklıklara yol açacağı anlatılmaya çalışılmalıdır. Bazen çocuklar kendiliğinden eve dönebilir, bu durumda da yapılması gereken onu okula geri göndermektir. Okula gitmediğinden dolayı çocuğun korkusu ve gözyaşlarıyla alay edilmemelidir. Vedalaşmaları çabuk ve kısa süreli tutarak, ayrılıkların doğal olduğu hissettirilebilir'' ifadelerine yer verdi.


-ANLAŞILDIĞINI HİSSETTİRİN-


Yalın, çocuğun endişeleri, duyguları üzerinde konuşmanın hem sıkıntısını paylaşmasını hem de anlaşıldığını hissedip rahatlamasını sağlayacağına vurgu yaparak, sıkıntılı durumun geçici olabileceği, kendisiyle aynı durumda olan başka çocukların da olduğunun anlatılması önerisinde bulundu.

Öğretmenlere de önemli görevler düştüğünü anlatan Yalın, açıklamasında şunları kaydetti:

''Öğretmenler çocuğun okulda kendini terk edilmiş ve yalnız hissetmesine yol açacak davranışlardan kaçınmalı. Okulda çocuğun ilgisini çekecek sınıf içi aktiviteler çoğaltılabilir. Çocuk sınıf içi çalışmalara katılmaya zorlanmaktan kaçınılmalı, başlangıçta kolaylıkla üstesinden gelebileceği görevleri alması için yüreklendirilmelidir. Anne ve babalar eğitilerek okulda yeterli bakım ve eğitim olmadığı yolundaki inanç yok edilip, ailenin aşırı koruyucu tavırlardan kurtulması sağlanabilir. Bu inanç kaybolursa çocuklar okula başlamadan önce ailedeki kaygılı konuşmalardan etkilenmeyeceklerdir.''

6 Ağustos 2010 Cuma

Okul Dönemi Başlıyor Aman Dikkat...

Okul çağına kadar çok fazla hastalanmayan çocuğunuz anaokulu ya da ilkokula başladığı zaman hastalıktan kurtulamaz.

Bunun neden böyle olduğunu hiç düşündünüz mü? Peki onları sınıfta hastalıklara karşı korumanın en iyi yolları neler? Mayo Clinic'te yer alan habere göre, okulun ilk yıllarında çocuğunuzun bağışıklık sistemi testten geçiyor. Unutulmamalı ki geniş gruplar halinde bulunan küçük çocuklar hastalık yapan organizmalar için zemin hazırlıyorlar. İşte bulaşıcı hastalıkların niçin yaygın olduğu ve okulda sağlıklı kalmanın yolları: Enfeksiyonlar nasıl yayılır? Okul çağındaki birçok hastalık virüsler nedeniyle oluşuyor. Çocuklardan biri okula bir virüs getiriyor, bu tüm sınıfa yayılıyor. Sınıfta öksüren ya da burnu akan bir çocuk olabileceği senaryosunu göz önünde tutun. Çocuklar yan yana oturduğu için ağızlarından çıkan damlalar diğerlerine bulaşıyor ve soğuk algınlığı yayılıyor. Ya da belki ishal olan bir çocuk tuvaleti kullanıyor ve ellerini yıkamadan sınıfa dönüyor. Hastalık oluşturan mikroplar çocuğun dokunduğu eşyalardan diğer çocuklara bulaşıyor. Eller sık sık yıkanmalı: Hastalıklardan korunmak için evde ve okulda sık sık ellerinizi yıkamak en kolay ve etkili yöntemdir. Çocuğunuza yemekten önce ve sonra, burnunu sümkürdükten ve tuvalete girip çıktıktan sonra ya da dışarıda oyun oynayıp geldikten sonra mutlaka ellerini yıkamasını hatırlatın. Ellerini bir şarkıyı tamamen bitirene kadar uzun sabunlamasını söyleyin. Diğer tavsiyeler: - El temizleyicisi kullanın: Çantasında bulundurması için eczanelerden bir el dezenfektanı alın. Bir şeyler atıştırmadan, öğle yemeği yemeden önce ve diğer arkadaşlarıyla ortak kullandığı araç-gereçlerle işi bittikten sonra ellerini temizlemesini hatırlatın. - Öksürüyor ya da hapşırıyorsanız ağzınızı ve burnunuzu kapatın. Çocuğunuza bir paket mendil verin ve bu mendile hapşırıp öksürdükten sonra çöpe atmasını ve ellerini temizleyici ile silmesini hatırlatın. - Ellerinizi gözünüzden ve ağzınızdan uzak tutun. Ellerinin mikroplarla dolu olduğunu çocuğunuza hatırlatın. - Başkasına ait su şişesini, yiyeceği ya da diğer kişisel eşyaları kullanmayın. Aynı kural şapkalar ve diğer başlıklar için de geçerli. - Hasta olanlardan uzak durun. Hasta bir çocuğun yanında oturursa ve onunla oyun oynarsa kendisinin de hastalanabileceğini açıklayın. Tüm bunların yanında çocuğunuzun sağlıklı beslenmesine, uyku saatlerine ve aşılarına dikkat edin.
zaman

13 Mart 2009 Cuma

Engelli Torunlarını Sırtında Taşıyor...

Bursa'nın Osmangazi ilçesinde yaşayan Ali Araz (73), ilköğretim ve anaokulu öğrencisi engelli iki torununu 6 yıldır sırtında okula taşıyor.

Araz'ın, 12 yaşındaki torunu Engin Araz tekerlekli sandalyeye kavuşurken, kardeşi işitme engelli Nazar halen dedesinin sırtında okula gidip geliyor. Bursa'nın Osmangazi ilçesi Panayır İlköğretim Okulu 6. sınıf öğrencisi yürüme engelli Engin Araz ve duyma özürlü kız kardeşi Nazar, dedelerinin sırtında okula gidip geliyor. Engin tekerlekli sandalyesine 1 yıl önce kavuşurken anaokulu öğrencisi Nazar, halen dedesinin omuzlarında okula gidiyor. Doğuştan yürüme engelli Engin Araz ile duyma bozukluğundan dolayı okula gidemeyen kız kardeşi Nazar Araz, tüm zorluklara rağmen eğitimlerini sürdürüyor. Engelli torunlarını yağmur-çamur, yaz- kış demeden okula götürüp getiren 73 yaşındaki Ali Araz'ın fedakarlığı ise herkesin takdirini kazanıyor. Kendisi diğer oğlunun yanında oturmasına rağmen her sabah gelip torunlarını sırtında okula götürdüğünü anlatan Ali Araz'ın tek hayali; torunlarını bir gün öğretmen olarak görmek.
Dede Ali Araz, 3 torunundan ikisinin özürlü olduğunu belirterek, "Ne yapalım Allah'tan gelmiş. Ben de yılmadan torunlarımı sırtımla okula götürüp getiriyorum. Sadece gidip gelişte yoldan geçerken trafikte zorlanıyorum. Torunum Engin öğretmen olmak istiyor. Küçük torunum Nazar ise yeni başladı, inşallah ikisini de öğretmen olarak görmek istiyorum. Ömrüm yettiğince onları sırtımda taşırım, ben öldükten sonra da Allah büyüktür." şeklinde konuştu.
Yaşadığı bütün sıkıntılara rağmen yılmadan ve isyan etmeden yüzünden tebessümü eksik etmeyen anne Meryem Araz (38), "Bizden daha kötü durumda olanlar var, bir şey yapılacaksa onlara yapılsın." demesi herkesi duygulandırıyor.
Üç çocuğundan ikisinin özürlü olduğunu belirten anne Araz, "Çocuklarımdan biri 17 yaşında, onda bir şey yok şükür. Engin ve Nazar'a bakarken büyük çocuğumuzu okutamadık. Şu anda kâğıt toplayarak bize yardımda bulunmaya çalışıyor. Eşim fabrikada asgari ücretle aşçı olarak çalışıyor. Engin için bana bakım parası olarak 3 ay önce bağlanan parayla ve komşularımın yardımıyla geçinmeye çalışıyoruz." dedi.
"ANNENİN EN BÜYÜK DİLEĞİ OĞLUNUN İDRAR SORUNUNUN GİDERİLMESİ" Oğlu Engin'in doğuştan yürüyemediğini anlatan Meryem Araz, Engin'in doğduğunda belinde bulunan yaradan dolayı bir haftalıkken ameliyat olduğunu ve o günden beri yürüyemediğini anlattı. Araz, Engin'in aynı zamanda idrarını da kaçırdığını belirterek, tek isteğinin bunun giderilmesi olduğunu söyledi.
6. sınıfta okuyan Engin'in öğretmenleri ve arkadaşları tarafından sevildiğini aktaran Meryem Araz, "Engin de okulunu çok seviyor ve okuyup öğretmen olmak istiyor. Engin'i her gün dedesi okula götürüp getiriyor. O olmadığı zaman ben götürüp getiriyorum. Dedesi bir yıl öncesine kadar sırtında götürdü. Geçen sene bir hayırsever vatandaş tarafından tekerlek sandalye alındı. Şu anda sıcak günlerde onunla götürüyoruz; ancak kötü havalarda ve sandalyenin gitmediği yerlerde ise yine sırtımızda götürüyoruz. Engin benim evladım; ben 12 yıldır bakıyorum, peki ben öldükten sonra bu çocuklarıma kim bakacak? Benim tek dileğim yürümesi olmasa dahi Engin'in idrar sorununun bir an önce çözülmesi. Çünkü yaşı ilerledikçe daha büyük sorun olacak. Halen altını bezliyorum. Sonda ile idrarını alıyorum. Büyüdüğü zaman ben bunu nasıl yapayım. Çocuk büyüdükçe kimsenin yanına gidemiyor, arkadaşları ile iletişimi kalmıyor utanıyor. Resmen toplum dışı oluyor." diye konuştu.
Baba Azi Araz ise, bir fabrikada geceleri çalıştığını belirterek, "İşyerinden kriz dolayısıyla 3 aydır para alamadık. Komşuların yardımları, oğlumun topladığı kâğıtlardan aldığı para ve Engin'e devlet tarafından verilen 450 TL'lik bakım yardımı ile geçinmeye çalışıyoruz. Evimiz kira 300 TL de kira veriyoruz. Ancak Allah'ıma şükürler olsun. Bizden daha kötü durumda olanlar var." dedi.
"İŞİTME CİHAZI ÇALINAN MİNİK NAZAR'IN DÜNYA İLE BAĞI KOPTU" Panayır Mahallesi Şükrü Şankaya İlköğretim Okulu anasınıfında okuyan doğuştan duyma ve konuşma özürlü 6 yaşındaki Nazar'ın işitme cihazının çalınması ise aileyi tam anlamıyla şok etti.
Duyamadığından dolayı konuşamayan Nazar, dedesi Ali Araz'ın sırtında okula gidip geliyor. Nazar'ın işitme cihazının 20 ila 30 bin TL civarında olduğu belirtildi. Şu anda duyamadığından sadece el işaretleriyle arkadaşlarıyla anlaşmaya çalışan minik Nazar'ın işitme cihazı çalındığı için adeta dünya ile bağları koparılmış durumda. Duyamadığı için aynı zamanda konuşamayan Nazar, çeşitli sesler çıkararak ortama uyum sağlamaya çalışıyor.
Minik Nazar'ın öğretmeni Ümmühan Makar, Nazar'ın okulu çok sevdiğini belirterek, "Arkadaşları da Nazar'ı çok seviyor ve yardımcı oluyor. Ancak Nazar duyamadığı için büyük sorun yaşıyor, arkadaşlarına katılamadığı için bazen agresifleşiyor. Bazen bazı sesler çıkararak arkadaşlarına eşlik etmeye çalışıyor, ancak duyamadığı için bunu tam yapamıyor. Eğer işitme cihazı olsa çok başarılı olacağına inanıyorum." şeklinde konuştu.

26 Şubat 2009 Perşembe

Ne Fırsat, Ne Eşitlik Var...

Eğitim Reformu Girişimi’nin raporu Türkiye’de eğitim adaletsizliği ortaya koydu: En zengin kesim en yoksul kesimin 21 katı eğitim harcaması yapıyor.

Türkiye'de kırsal kesimde yayaşan, üç kardeşi olan, anne babası ilkokul mezunu bir kızın liseye gitme olaslığılı yüzde 1-2, en zengin kesim en yoksul kesimin 21 katı eğitim harcaması yapıyor.
Bu rakam Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) hazırladığı 'Eğitimde Eşitlik: Politika Analizi ve Öneriler' raporundan. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi koordinatörlüğünde yürütülen Eğitim Reformu Girişimi'nce (ERG) hazırlanan rapor dün açıklandı. Açık Toplum Vakfı'nın desteğiyle sürdürülen araştırma kapsamında Galatasaray ve Bahçeşehir Üniversitesi'nden araştırmacılar eğitime erişimde ve başarıda eşitsizliklerin belirleyicilerini araştırdı. TÜİK'in Hane Halkı Bütçe Anketi ve Uluslararası Öğrenci Başarılarını Değerlendirme (PISA) verileri kullanılarak hazırlanan rapor, eğitimin toplumsal eşitsizlikleri azaltabilme imkânından çok uzak olduğunu gösteriyor. Raporun çarpıcı sonuçlarından bazıları şöyle: Matematik 'sıfır' * 15 yaşındaki gençlerin yüzde 32'si okuduğunu anlamamakta , yüzde 52'si basit matematiksel problemleri çözememekte. * Kırsal kesimde yaşayan, ailesinin geliri sınırlı, üç kardeşi olan, annesi ve babası ilkokul mezunu bir kız çocuğun liseye gitme olasılığı yüzde 1-2 arasında. Oysa kentsel alanda yaşayan, annesi ve babası üniversite mezunu bir erkek çocuğun liseye gitme olasılığı yüzde 68-70. * En düşük sosyoekonomik düzeydeki öğrencilerin yüzde 51'i meslek liseleri ve çok programlı liselere devam ederken yüzde 5'i Anadolu lisesine gidebiliyor. * En yüksek sosyoekonomik düzeydeki öğrencilerin sadece yüzde 3'ü meslek liseleri ve çok programlı liselere giderken, yüzde 49'u Anadolu liselerinde eğitim görüyor. * Babasının ya da annesinin eğitim düzeyi bir yıl daha fazla olan kız çocuklarının eğitime katılım olasılığı oranı yüzde 3 daha yüksek. * Annenin tek ebeveyn olduğu hanelerde kız çocuklarının ilköğretime katılım olasılığı oranı yüzde 38, ortaöğretime katılım oranı yüzde 69 daha düşük. * Babası bir yıl daha fazla eğitimli erkek çocuklarının ortaöğretimde eğitime katılım olasılık oranı yüzde 15, kızlarınki yüzde 10 daha yüksek. * Gelirinin yarısından fazlası tarımdan gelen hanelerde kızların eğitime katılım olasılığı yüzde 19 daha düşük. * Zorunlu ilköğretimde yüzde 100 okullaşma hâlâ sağlanabilmiş değil. Bölgeler arası farklar artıyor. Güneydoğu Anadolu'nun kırsal kesiminde yaşayan bir kız çocuğunun ilköğretime erişim olasılığı yüzde 48-52'dir. Diplomasız kızlar * 15-19 yaşındaki gençlerin yüzde 15'i ilköğretim diplomasına sahip değil. İlköğretim diploması sahibi olmayan her 10 gençten yedisi kız. * Güneydoğudaki kızların eğitime katılım olasılığı oranı İstanbul'da yaşayan kızlara göre yüzde 50 daha düşük. * En zengin kesim en yoksul kesimin 21 katı eğitim harcaması yapıyor. En zengin kesimdeki 7-23 yaş nüfusun yüzde 28'i yükseköğretime erişebilirken, en yoksul kesimdeki aynı yaş grubunun yüzde 0.4'ü yükseköğretime erişebiliyor. Ve öneriler Raporun sonuç bölümünde “Eğitimde eşitliğin sağlanması hedefi, ulusal planlama belgelerinde daha çok yer almalıdır. Ortaöğretime ve yüksek öğretime erişim ile ilgili açık hedefler konmalı, bu hedefler sürekli izlenmeli ve geliştirilmelidir. Eğitime ayrılan kamu kaynakları artırılmalı ve dezavantajlı bölgeler önceliklendirilmeli. Okul öncesi eğitimin iller temelinde değil, dezavantajlı çocuklar hedef alınarak ve önceliklendirilerek yaygınlaştırılmalı. Genel liseler ve meslek liseleri birbirinden bu kadar keskin biçimde ayrılmamalı, okullar arası kalite farklılıkları giderilmelidir...” denildi.

14 Ocak 2009 Çarşamba

Okul Var, Öğrenci Yok!

Eğitim imkânından yoksun çocuklar için İstanbul’da Avrupa Birliği hibesiyle ‘risk altındaki çocuklar’ adı altında yapılan Yatılı Bölge İlköğretim Okulu iki yıldır öğrenci bulamıyor.

Ailesi olmayan, sokakta çalışan ve eğitim imkânından yoksun yüzlerce çocuğun olduğu İstanbul'da Avrupa Birliği hibesiyle 'risk altındaki çocuklar' için yapılan Yatılı Bölge İlköğretim Okulu (YİBO) iki yıldır öğrenci bulamıyor. 53 öğrencinin başvurduğu ve öğrenci azlığı nedeniyle açılmayan Arnavutköy'deki YİBO'ya, geçici olarak, aslında Şile'de açılması planlanan Spor Lisesi öğrencileri yatılı olarak yerleştirildi. Bu karara tepkiler olunca Milli Eğitim Müdürlüğü 'risk altındalar' diyerek YİBO'nun yanındaki ilköğretim öğrencilerinin bir kısmını alelacele bu okula gönderdi. YİBO'ya yerleştirilen Spor Liseliler ise gündüz okumak için komşu ilköğretim okuluna gidiyor, akşamları YİBO yatakhanesine dönüyor. Sonuç; ne YİBO amacına uygun olarak kullanılabiliyor ne de Spor Lisesi sporcu yetiştirebiliyor. Anadolu yakasında kampüs vaadiyle kayıt yaptıran liselilerin kimi okul çok uzak diye ayrılıp genel liselere geçti, kimi ise spor yaptığı kulüpleri bırakmak zorunda kaldı. AB Temel Eğitime Destek Projesi kapsamında 1.5 milyon avroluk hibeyle Arnavutköy'de inşa edilen 240 öğrenci kapasiteli Şehit Çavuş Selçuk Gürdal Yatılı Bölge İlköğretim Okulu açılamadığı gibi iki okulu da mağdur etti. YİBO'nun sınıflarını Şehit Onbaşı Murat Şenöz İlköğretim Okulu'nun 180 öğrencisi dolduruyor. YİBO'nun yurtlarını ve yemekhanesini ise spor lisesinin öğrencileri kullanıyor. Ne öğrenciler ne de öğretmenler bu karışıklığın sebebini biliyor. İstanbul İl Milli Eğitim Müdürü Ata Özer, ilköğretim öğrencilerinin arasına yerleştirdikleri Spor Lisesi öğrencileriyle ilgili şaşırtıcı bir açıklama yapıyor: “Hangi okulda hangi çocuğun okuyacağına kişiler karar vermeyecek. 'Burası risk altındaki çocuklarındı, spor lisesini getirdiler' diye itiraz edildi. Şimdi ben de Spor Lisesi'ni aldım. Dediklerini yaptık, şimdi ne istiyorlar? YİBO'da ders yapan çocukların tümü yan okulun öğrencisi olsa da risk altındalar. Spor Lisesi öğrencilerine devlet ayrıca okul yapacak.” Okulun yapılmasını sağlayan AB'nin Türkiye Delegasyonu Eğitim Sorumlusu Mustafa Balcı, tüm bu karışıklığa karşın YİBO'nun amacına uygun kullanıldığı iddiasında: “Şu anda orada fakir öğrenciler var. O bölge çok fakir bir bölge, fakir öğrencilerle başlayalım dedik. Daha önce başvuru yapan 53 çocuğa da yatılı kalmaları için davet gönderildi. Okul tamamen sabah, öğlen, akşam yemekleri verilen fakir, şiddet görmüş, risk altında olduğu tanımlanan çocuklar için eğitim verecek. Spor Lisesi öğrencileri de en geç haziranda ayrılacak. MEB'le anlaşma böyle.” Balcı'nın “Fakir öğrenciler seçildi” sözlerini ise ilköğretim okulunun velileri ve adını vermeyen bir eğitimci yalanlıyor. Eğitimci, “Bir haftalığına böyle bir değişiklik yapılacağı söylenmişti. Üç haftayı geçti. Seçilen öğrencilerin hiçbir özelliği yok. Fakir ya da kimsesiz çocuklar seçilmedi” diye konuşuyor. Aynı okuldaki kardeşler ayrıldı Şehit Onbaşı Murat Şenöz İlköğretim okulu velilerinden Emine Kantar, kızlarının birinin kendi okulunda, diğerinin YİBO'da olduğunu anlatıyor: “Haberimiz yoktu, çocuğu o okula göndermişler. Bize bir açıklama yapılmıyor. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne şikâyette bulunduk. Fakirleri seçtiklerini sanmıyorum. Bizim üç katlı binamız var.” İki çocuğundan biri YİBO'ya gönderilen bir diğer veli Ramazan Yolcu da “Sebebini bilmiyorum. Geçici dediler. Yan okuldaki çocuğum tek kaldı, üzülüp ağlıyor” diyor. Madem okul yoktu, Spor Lisesi'ni niye kurdular? YİBO'nun amacına uygun kullanılamaması nedeniyle mağdur olan taraflarından biri de Spor Lisesi öğrencileri. 2006-2007 eğitim öğretim yılında Maltepe'deki Atilla Uras Lisesi'nin zemin katındaki iki sınıfta eğitime başlayan Spor Lisesi'ne vaat edilen Şile'deki kampüs yapılmadığı gibi öğrenciler Asya yakasının ucundan, Avrupa yakasının ücra noktalarından Arnavutköy'deki YİBO'ya gönderildi. Okulun YİBO'ya geçici taşınması dava konusu bile oldu. Velilerden biri İdare Mahkemesi'ne, 'okullarının usülsüz olarak YİBO'ya taşındığını' belirterek yürütmeyi durdurma istedi. Kızı 10. sınıfta olan Emine Akbeniz okul kurulduğundan beri 'göçebe kuşlar gibi oradan oraya sürüklenmekten' şikâyetçi: “Müdür, Spor Lisesi'nin YİBO'da olamayacağını, AB'nin istemediğini bildirdi. Mahkemeye vereceğim. Zaten öğretmenler de Arnavutköy'de kalmak istemiyor. Nasıl sporcu yetişecek bu okuldan?” Anadolu yakasından bir veli de Spor Lisesi 9. sınıftaki oğlunun, artık bağlı olduğu kulübe gidemediği söylüyor: “Şimdi de ilkokul çocuklarının arasına koydular. Okula Anadolu yakasında olacak diye yazdırmıştık. Bu okul size ait bir okul değil demiş müfettişler. Bize ait değilse niye gittik oraya? Birinci yarı yıl sonunda çocuklarını okuldan alacak veliler de var. Çocuk oraya gittim sporu unuttum diyor. Tekvando kulübüne gidemiyor artık. Birinci sınıf bittikten sonra almayı düşünüyorum. İstanbul'da spor lisesine yer yok. Madem okulun binası yoktu da niye açtınız? Buraya taşındıklarında da 20-25 gün çocukların dersi boş geçti.” Genel liseye zorunlu geçiş Arzu Yeşim ise çocuğunu okuldan almak zorunda kalan velilerden: “Yedi yıllık spor geçmişi var, lisanslı sporcu, ritmik jimlastik yapıyor. Hepsine çizgi çektik. Antrenmalardan uzaklaştı. Hayallerim suya düştü diyor. Spor Lisesi'nde hiç görmediği matematik ve geometri derslerini alıyor şimdi. Açığı kapasın diye sadece 1 milyar 500 bin özel ders parası verdim. 20'nin üzerinde kişi ayrıldı okuldan.” Oğlunu okuldan alan bir veli de “11. sınıfı genel lisede okuyor şimdi. Üstelik aldığı derslerin saat sayısı farklı olduğu için şimdi bir de sorumluluk sınavlarına giriyor” diyor.

İlkokul Öğrencisini Fuhuşa Zorladılar...

Çorum'da, 13 yaşındaki ilköğretim 8'nci sınıf öğrencisiyle cinsel ilişkiye girip fuhuşa zorladıkları tespit edilen 9 kişi tutuklandı

Çorum'da, 13 yaşındaki ilköğretim 8'nci sınıf öğrencisiyle cinsel ilişkiye girip fuhuşa zorladıkları ve 12 ile 17 yaşlarındaki arkadaşlarını da taciz edip ilişkiye girdikleri tespit edilen yaşları 31 ila 54 arasında değişen 11 kişiden 9'u çıkartıldıkları nöbetçi mahkeme tarafından tutuklandı. Çorum'da, ilköğretim 8'nci sınıf öğrencisi 13 yaşındaki F.Ş. isimli kızla ilişkiye girdikten sonra fuhuşa zorlayan, daha sonra ise F.Ş.'nin arkadaşları olan 12 yaşındaki ilköğretim 7'nci sınıf öğrencisi 12 yaşındaki E.Ç. ile 17 yaşındaki G.K.'yi de taciz ederek ilişkiye giren Erol A. ile birlikte kızları taciz eden ve para karşılığında ilişkiye giren 41 yaşındaki Halim T., 31 yaşındaki Fatih Ç., 33 yaşındaki Kenan Ş., 19 yaşındaki Vahdet A., 49 yaşındaki Yusuf Ş., 54 yaşındaki Halim Y., 47 yaşındaki Faruk K., 41 yaşındaki Çetin K., 31 yaşındaki Adil A., 48 yaşındaki Erdal Ç. Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği'nce bugün gözaltına alındı. Zanlılardan F.Ş.'nin nişanlısı Adil A. ile Vahdet A. savcılık tarafından serbest bırakılırken diğer 9 kişi tutuklanarak bu akşam saatlerinde Çorum L Tipi Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. OLAYI 155 İHBARI ÇÖZDÜ '155 Polis İmdat' telefonuna 3 gün önce gelen bir ihbarda, Erol A.'nın 13 yaşındaki F.Ş.'yi para karşılığında erkeklere pazarladığı söylendi. İhbar üzerine harekete geçen Emniyet Müdürlüğü Ahlak Büro Amirliği ekipleri, farklı bir manzarayla karşıya karşıya kaldı. Mağdur F.Ş.'nin ifadesinin ardından Erol A.'nın, F.Ş.'nin arkadaşı 12 yaşındaki E.Ç.'i de taciz ettiği ve yine F.Ş.'nin diğer arkadaşı 17 yaşındaki G.K.'yle ise cinsel ilişkiye girdiği ortaya çıktı. Genç kızların alınan ifadelerinin ardından Erol A. gözaltına alındı. Erol A.'nın alınan ifadesinin ardından kızlarla ilişkiye giren ve taciz eden diğer 10 kişi yakalandı. HAPİSTE OLAN BABASININ ARKADAŞIYLA İLİŞKİ Polisteki ifadesinde, Erol A. ile yaklaşık 1 yıldır arkadaşlık yaptığını söyleyen F.Ş., "Babam Selim Ş., 'silahla yaralama' suçundan tutuklandıktan sonra onun arkadaşı Erol A. ile tanıştık. Sık sık bize geldi. Defalarca ters ilişkiye girdik. Normal ilişkiye girmek istedi, ancak kabul etmedim. 'Babana söylerim' diyerek tehdit ediyordu. Babam birkaç ay önce hapisten çıktı. Babam çıktıktan sonra da onunla görüşmeye devam ettik. İlişkiye girdikten sonra para veriyor, bana kontör alıyordu. Daha sonra beni başka erkeklere pazarladı. Kiminin dükkanına gidiyordum, kimiyle de başka yerlerde ters ilişkiye girdim. Okul arkadaşım E.Ç. ve komşumuzun kızı G.K. ile de Erol A.'yı ben tanıştırdım" dedi. 'PARA VE KONTÖR KARŞILIĞINDA BENİMLE İLİŞKİ KURDU' G.K. ise ifadesinde, Erol A.'nın tanıştırdığı arkadaşı Halim Y. ile ters ilişkiye girdiğini, karşılığında ise para ve kontör aldığını, sık sık da 'ailenize söyleriz' şeklinde tehditler aldıklarını öne sürdü. 13 YAŞINDAKİ F.Ş. 1 HAFTA ÖNCE NİŞANLANMIŞ Erol A. tarafından erkeklere para karşılığında pazarlanan F.Ş.'nin geçen hafta eşinden yeni boşanan Adil A. ile nişanlandığı öğrenildi. Yapılan operasyonda, nişanlı Adil A.' da gözaltına alındı. İfadesinde olayları bilmediğini ve yeni öğrendiğini söyledi. Zanlılar, bugün akşam saatlerinde adliyeye sevk edildi. Nöbetçi mahkeme tarafından nışanlı Adil A. ile Vahdet A. serbest bırakılırken, diğer 9 kişi tutuklandı. Mağdurlar F.Ş., E.Ç. ve G.K.'nın Çorum Devlet Hastanesi'nde yapılan muayenesinde bakire oldukları rapor edildi. Mağdurların kesin raporlarının alınması için Adli Tıp Kurumu'na sevk edileceği öğrenildi. F.Ş. ailesinin yanından alınarak Çorum Yetiştirme Yurdu'na yerleştirilirken diğer mağdurlar, ailelerine teslim edildi.

12 Ocak 2009 Pazartesi

Öğrenci servis aracı devrildi...

Akçakoca'da öğrenci servis aracının devrilmesi sonucu biri öğrenci 2 kişi yaralandı.

Düzce'den Akçakoca Turizm Lisesi'ne öğrenci götüren 81 KA 279 plakalı Sedat Çakal idaresindeki öğrenci servis aracı, Akçakoca çevre yolu Baraboros kavşağında yoldaki buzlanma nedeniyle devrildi. Kazada sürücü Sedat Çakal ve Sercan Başaran (16) isimli öğrenci yaralandı. Yaralılar Akçakoca Devlet Hastanesi'ne kaldırıldı. Yaralılardan Öğrenci Sercan Başaran, durumunun ağır olması nedeniyle Düzce Üniversitesi Konuralp Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne sevk edildi. Devrilen araçtaki 16 öğrenci, çevreden geçen sürücülerin yardımıyla çıkarıldı.

İlkokulda Taciz Skandalı!

Antalya, ilköğretim okulu öğretmeninin, sınıfındaki tüm kız öğrencileri taciz ettiği iddiasıyla çalkalanıyor. Soruşturma devam ediyor. Öğretmen görevde, veliler tepkili...

Antalya'nın Varsak bölgesindeki bir ilköğretim okulu taciz iddialarıyla karıştı. Okula yeni atanan 4. sınıf öğretmeni M.G., sınıfındaki 14 kız öğrenciye tacizle suçlandı. İddialar üzerine, okula müfettiş gönderildi. Kız öğrencilerden 3'ü tacizi doğruladı. Hazırlanan müfettiş raporu, Milli Eğitim Bakanlığı'na sunuldu. Tacizle suçlanan öğretmen M.G. okuldaki görevine devam etti. Velilerin başvurusu üzerine olay yargıya taşındı. Üç kız öğrenci 8 Ocak günü ifade verdi, ertesi gün psikolojilerinin bozulup bozulmadığının belirlenmesi için Adli Tıp'ta kontrolden geçti. ADLİ TIP KONTROLÜ Çocukların avukatı Zeynep Zekiye Altıparmak, şu bilgileri verdi: Derste masasına çağırıp taciz ediyormuş. Bunun öğretmen sevgisi olmadığını anlayan çocuklar durumu ailelerine anlatmış. Kasımda müfettiş raporu hazırlandı ancak sonuç ailelere bildirilmedi. Öğretmen, inceleme sonrası, sadece sevdiğini söylemiş ancak bir daha çocukları kucağına almamış. Öğretmenin de ifadesi alındı. Veliler tedirgin, soruşturma bitene kadar okuldan alınmasını istiyor. İNCELEME SÜRÜYOR Antalya İl Milli Eğitim Müdürü Osman Nuri Gülay ise, olayla ilgili soruşturmanın devam ettiğini açıkladı. Gülay, taciz iddialarıyla ilgili olarak müfettiş incelemesinin sürdüğünü belirtti.

5 Ocak 2009 Pazartesi

Kaza Yapanların Birçoğu İlkokul Mezunu...

Sayıştay, her yıl yüzbinlerce kişinin yaşamını yitirmesine neden olan trafik kazalarıyla ilgili kapsamlı bir rapor hazırlayarak siyaseti uyardı.

Trafik kazalarının giderek artmasının nedenlerinin anlatıldığı rapora göre, Türkiye'de ulusal düzeyde bir trafik stratejisi için 1996 yılında, 313 milyon 526 bin 247 dolar harcanarak 2001- 2010 yıllarını kapsayan uzun vadeli bir program hazırlandı ancak hayata geçirilemedi. Sayıştay'ın hazırlayarak Meclis'e sunduğu 'Trafik Kazalarını Önleme Faaliyetleri' raporunda şu uyarılar yer aldı:

Ulusal strateji yok: Trafik güvenliği konusunda ülkemizde ulusal düzeyde bir strateji yok.1997 yılında kurulan Karayolu Güvenliği Yüksek Kurulu (KGYK) ve Karayolu Trafik Güvenliği Kurulu (KTGK) bu yönde bir çalışma gerçekleştirmemiş, yılda iki defa toplanması öngörülen KGYK da 1998 yılından bu yana toplanamadı.

Program onaylanmadı: 1996 yılında 'Karayolu İyileştirmesi ve Trafik Güvenliği Projesi' (KİTGİ) yürürlüğe girmiş ve bu proje çerçevesinde toplam 311 milyon 026 bin 247 dolar harcanmıştır. Yabancı bir firmadan 2 milyon 500 bin dolar karşılığında sağlanan danışmanlık hizmeti yoluyla da 2001-2010 yıllarını kapsayan uzun vadeli bir 'Ulusal Trafik Güvenliği Programı' hazırlanmıştır. Ancak program ilgili bakanlıklar ve KGYK?tarafından onaylanmamış ve resmi bir yapıya kavuşturulamamıştır.

Kaza yapanların yüzde 50'si ilkokul mezunu: 2002- 2005 yıllarını kapsayan ölümlü-yaralanmalı trafik kazalarına karışan sürücülerin eğitim düzeylerine bakıldığında, yaklaşık yüzde 50'sinin ilkokul mezunu olduğu görülmektedir.

Sürücü kursları denetlenmiyor: Motorlu taşıt sürücü kurslarında verilen eğitim, kursiyerlerin trafikte güvenli birer sürücü olarak yer almalarına yetmemektedir. Sürücü adaylarının araç kullanma kabiliyetleri direksiyon sınavlarında tam olarak ölçülmemektedir. Sürücü kursları etkin bir şekilde denetlenememektedir.

Polislere verilen eğitim yetersiz: Trafik polislerine verilen eğitim yetersizdir. İl düzeyinde denetimlerin yapılacağı noktalar bilimsel yöntemlere göre belirlenmemekte ve istatistiklerden tam olarak yararlanılmamaktadır. Bu durum denetimlerin, hedef kitle tespitine dayanmayan alışılagelmiş noktalarda sürdürülmesine sebep olmakta, sürücüler üzerinde algılanan yakalanma riskini azaltmakta ve denetimlerin etkinliğini zayıflatmaktadır.

Ölenlerin yüzde 21.7'si yaya: Son 10 yıllık istatistiklere göre trafik kazalarında ölenlerin yüzde 21.7'si yayalar. Sürücüler tarafından 'yaya geçitlerinde ilk geçiş hakkının yayalarda' olduğu kuralına riayet edilmemektedir. Yaya güvenliğini tehdit eden bir diğer husus da, yaya kaldırımlarının araçlarca işgal edilmesi.

İşaretler standartlara uygun değil: Sadece 2006 yılında 11.154 kazanın meydana geldiği yerde yol bakım ve onarım çalışması yapıldığı tespit edilmiştir. Yine aynı yılda 1.172 kazada trafik lambalarının çalışmadığı ve 237'sinde ise aydınlatmanın bozuk olduğu istatistiklere yansımıştır. Ayrıca son yıllarda, işaretleme eksikliği nedeniyle KGM ve belediyelere, özellikle sigorta şirketlerince davalar açılmaktadır.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Çocuklara Porno CD Satarken Yakalandı...

Ahlaksızlık artık diz boyunu bile aştı. İlköğretim okullarına dadanan insafsız adam bakın nasıl yakalandı?

Bursa'da ilköğretim öğrencilerine porno CD sattığı iddia edilen zanlı, okul müdürünün ihbarı üzerine yakalandı.

Bursa Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şubesinden yapılan açıklamaya göre, merkez Yıldırım ilçesindeki bir ilköğretim okulu müdürünün ihbarı üzerine harekete geçen güvenlik güçleri, 2 öğrenciye porno CD sattığı belirlenen 34 yaşındaki Şevki Z'yi takibe aldı.

ÇOCUK PORNOSU DA SATIYOR

Takip sonucunda, Tayyareci Mehmet Ali Caddesi Yeşilyayla Üst Geçidi altında tezgahta ikinci el cep telefonu ve CD satan zanlı, gözaltına alındı.

Şevki Z'nin tezgahı, otomobili ve evinde yapılan aramalarda, 3'ü çocuk pornosu içerikli olmak üzere toplam 153 porno CD ile 8 bin 119 bandrolsüz CD ele geçirildi.

Aynı suçtan daha önce hakkında 5 kez yasal işlem yapıldığı bildirilen Şevki Z, sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi.