Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Türkiye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20 Aralık 2010 Pazartesi

Eğitimin Kalitesinde Sınırlı İyileşme

Eğitimin Kalitesinde Sınırlı İyileşme

Betam, Türkiye'nin 2003 yılında 433 olan matematik, fen okuryazarlığı ve okuma becerisi puan türü ortalamasını 2009'da 454'e yükseldiğini kaydetti.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi (Betam) Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programının (PISA) 2009 yılı raporlarının sonuçlarına göre, Türkiye'nin aldığı puanlarda bir iyileşme yaşandığını ancak bu iyileşmenin yeterli olmadığına dikkat çekti. Betam, Türkiye'nin 2003 yılında 433 olan matematik, fen okuryazarlığı ve okuma becerisi puan türü ortalamasını 2009'da 454'e yükselttiğini ancak, bu puan artışlarına rağmen Türkiye'nin 34 OECD ülkesi içinde tüm puan türlerinde 31'inci sırada yer aldığını kaydetti.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi Yrd. Doç. Dr. Gökçe Uysal-Kolaşin ve Araştırma Görevlisi Duygu Güner tarafından hazırlanan �Eğitimin Kalitesinde Sınırlı İyileşme� başlıklı araştırma notunu yayınlandı. OECD'nin 2000 yılından itibaren her üç yılda bir üye ve ortak ülkeleri kapsayan bir eğitim araştırması yaptığı belirtilen Notta, PISA olarak bilinen bu araştırmanın 15 yaş grubundaki öğrencileri kapsamadığı ve okuma becerileri, matematik ve fen okuryazarlığı alanlarında öğrencilerin yeterliliklerini ölçmeyi amaçladığı ifade edildi. Notta, �PISA alışılagelmiş başarı testlerinin aksine bilgi odaklı değildir; edinilen bilgi ve becerilerin günlük hayatta karşılaşılan zorlukların üstesinden gelmede ne derece kullanılabildiğine odaklanmış bir sınavdır. Bu açıdan PISA sonuçları Milli Eğitim Sistemi'nin performansının da bir ölçütüdür ve bu araştırma sonuçları eğitim sisteminin güçlü ve zayıf yanlarının tespitini mümkün kılmakta, iyileştirmeye yönelik planlamalar için gerekli veriyi sağlamaktadır� denildi.

TÜRKİYE'NİN ALDIĞI PUANLARDA BİR İYİLEŞME VAR ANCAK YETERLİ DEĞİL

Notta, 7 Aralık'ta açıklanan PISA çalışmasının sonucunda kamuoyunda oluşan ortak görüşün Türkiye'nin aldığı puanlarda bir iyileşme yaşandığı ancak bu iyileşmenin yeterli olmadığı yönünde olduğu belirtildi. Türkiye'nin, en başarılı olduğu okuma becerileri alanında bile 464 puanla 493 olan OECD ortalamasının oldukça altında olduğu kaydedilen Notta, �Öte yandan OECD, PISA sonuçları incelenirken milli gelir ve öğrenci başına yapılan harcama düzeyinin dikkate alınması gereğini vurgulamakta ve ülkelerin başarı düzeylerindeki farklılaşmanın önemli bir kısmının bu iki değişkenle açıklanabildiğini belirtmektedir. Ne yazık ki Türkiye hem milli gelir hem de eğitim harcamaları bakımından OECD ülkelerinin oldukça gerisindedir. Ayrıca Türkiye'de PISA sınavına katılan öğrencilerin yüzde 58'i uluslararası düzeyde sosyoekonomik göstergeler açısından en dezavantajlı grubun içerisindedir� ifadeleri kullanıldı. Bu nedenle Türkiye'nin PISA da elde ettiği sonuçların milli gelir, eğitim harcamaları ve öğrencilerin sosyo-ekonomik durumu da dikkate alınarak değerlendirildiğinde OECD, Türkiye, Brezilya, Arjantin ve Şili'nin PISA'da gösterdikleri iyileşmeyi �etkileyici� olarak tanımlandığı belirtilen Notta. �Gerçekten de Türkiye PISA'ya katıldığı ilk yıl olan 2003'ten 2009'a her üç puan türünde de önemli ilerlemeler kaydetmiş, üç puan türünün ortalamasını 433'ten 454'e yükseltmiştir� denildi.

MATEMATİK OKURYAZARLIĞINDA EN DÜŞÜK SEVİYEDE BÜYÜK İLERLEME

Türkiye'nin 2003'ten 2009'a matematik okuryazarlığı puanını 423'ten 445'e çıkarmış, bu puanla 34 OECD ülkesi içinde 31'inci PISA 2009'a katılan 65 ülke içerisinde ise 41'inci olduğunun bilgisi verilen Notta, Türkiye'nin matematik okuryazarlığında Meksika ve Brezilya'nın ardından en yüksek puan artışı gösteren üçüncü ülke olduğu, ancak Türkiye'nin matematik okuryazarlığı alanındaki esas başarısı 2'inci seviyenin altında matematik yeterliliğine sahip öğrencilerin oranını 2003'te yüzde 52 olan seviyesinden 2009'da yüzde 42'ye çekebilmiş olması olduğu kaydedildi. Notta, dikkati çeken bir diğer noktanın ise 2003'te görece daha sağa çarpık olan yeterlilik düzeyi dağılımının 2009'da bir nebze düzelmesi olduğu belirtilerek, �Diğer bir deyişle bu iyileşme en başarılı gruplarda bir genişlemeden ziyade düşük başarı düzeylerindeki öğrencilerin toplam içerisindeki payının azalmasıyla gerçekleşmiştir. Sonuç olarak orta başarı düzeylerinde bulunan öğrencilerin payı artmıştır. Bu durum dağılımın zamanla OECD ortalama dağılımına yaklaşabileceği yönünde umut vermektedir� ifadeleri kullanıldı.

FEN OKURYAZARLIĞINDA EN YÜKSEK ARTIŞ GÖSTEREN İKİ ÜLKEDEN BİRİ TÜRKİYE

Türkiye'nin 2006 yılında 424 olan fen okuryazarlığı puanını 2009'da 30 puan artırarak 454'e çıkardığı aktarılan Notta, böylece bu alanda puanını en çok arttıran iki ülkeden biri olduğu kaydedildi. Notta, Türkiye'nin bu puanla OECD ülkeleri arasında 31'inci tüm ülkeler arasında ise 42'inci olduğu belirtildi.
Notta, �Matematik okuryazarlığında olduğu gibi fen okuryazarlığı yeterlilik düzeylerinin dağılımı da iyileşmiş, düşük başarı düzeylerindeki öğrencilerin toplam içerisindeki payı azalmıştır. 2'inci seviyenin altında fen okuryazarlığı yeterliliğine sahip öğrencilerin oranını 2006'da yüzde 46.6 iken 2009'da yüzde 29.9'a gerilemiştir� denildi.

OKUMA BECERİSİ YETERLİLİK DÜZEYLERİ OECD ORTALAMASINA YAKIN

Türkiye'nin 2003'te 441 olan okuma becerisi puanını 2009'da 464'ya çıkardığı belirtilerek, böylece OECD ülkeleri arasında 31'inci tüm ülkeler arasında ise 39'uncu olduğu kaydedildi. �2003'te PISA'ya katılan öğrencilerin yüzde 37'sinin 2'inci düzeyin altında başarı göstermişken bu oran 2006'da yüzde 32.6'ya düşmüştür. Bu düşüş son PISA 2009'da da devam etmiş ve 2'inci düzeyden daha düşük bir başarı gösteren öğrencilerin oranı 24.5'e kadar gerilemiştir. 2003, 2006 ve 2009 yıllarında okuma becerisi başarı düzeylerinin sınırları değiştirilmiştir. Örneğin 2003 yılında 421 olan 2'inci düzey alt sınırı 2009 yılında 407.47 olarak belirlenmiştir. Ayrıca 2003 ve 2006 yıllarında okuma becerisi puanları altı farklı başarı düzeyi ile ifade edilirken 2009 yılında düzey sayısı sekize çıkmıştır� ifadeleri kullanılan Notta, bu nedenle yıllar arasında bir karşılaştırma yapmanın olanaklı olmadığı belirtildi. Notta, diğer taraftan 2009 yılı sonuçları dağılımın OECD ortalamasına iyice yaklaşıldığını ancak halen 2'inci düzeyde bir kümelenme olduğunu gösterdiği kaydedildi.

TÜRKİYE'NİN EĞİTİMDE KAT ETMESİ GEREKEN MESAFENİN KÜÇÜLMEDİ

2009 PISA sonuçlarının en düşük başarı düzeylerinde gözlenen kümelenmenin kaybolmakta olduğunu göstermesi açısından önemli olduğu vurgulanan Notta, Çünkü PISA sonuçları yalnızca öğrencilerin başarı düzeyinin bir göstergesi değil, aynı zamanda Milli Eğitim Sistemi'nin de bir başarı ölçüsüdür. Bütün alanlarda 2'inci yeterlilik düzeyinin altında kalan öğrenci oranının azalması eğitim sisteminin daha eşitlikçi bir yapıya dönüştüğünün zayıf olsa da umut verici bir göstergesi olarak yorumlanmalıdır. denildi. Ancak 2008-2009 eğitim yılında ortaöğretimde net okullaşma oranının yüzde 59 olduğu belirtilen Notta, 15 yaşında eğitim sisteminin dışında kalan gençlerin sayısı çok yüksek olduğu, bu gençlerin PISA sınavlarına girmediği göz önünde bulundurulursa Türkiye'deki 15 yaşındaki gençlerin gerçek yeterlilik seviyesinin PISA sonuçlarından daha düşük olduğu anlaşıldığı kaydedildi. Notta, Türkiye'nin eğitimde kat etmesi gereken mesafenin küçülmediğinin altı çizildi. (Anka)

23 Nisan 2009 Perşembe

320 Bin Çocuk Çalışıyor

BETAM’ın araştırmasına göre, Türkiye’de yaşları 6-14 arasında 320 bin çocuk işçi var. Okula devam etmeyen 125 bin çocuğun 30 bini hiç okula gitmemiş.

Bahçeşehir Üniversitesi Ekonomik ve Toplumsal Araştırmalar Merkezi'nin (BETAM) araştırmasında, Türkiye'de okula devam etmeyen 125 bin çocuk işçinin yaklaşık 30 bininin hiç okula gitmediği belirtildi. Yrd. Doç. Dr. Gökçe Uysal Kolaşin ve Araştırma Görevlisi Burak Darbaz'ın hazırladığı araştırmada, 1994-2006 arasında 6-14 yaş arasında çalışan çocukların oranının yüzde 8.5'den yüzde 2.6'ya düşürüldüğü kaydedildi. Kat edilecek mesafe çok Araştırmada, “Bu çocukların 2030 yılında 25-35 yaş aralığında olacakları göz önünde bulundurulunca durumun vehameti ortaya çıkıyor” görüşüne yer verildi. Araştırmada, Türkiye'nin, 1998'de minimum çalışma yaşını 15 olarak belirleyen ve 2001'de en kötü şartlardaki çocuk işçiliğinin yasaklayan 138 ve 182 sayılı ILO sözleşmelerini kabul ettiği hatırlatıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın 2014 yılında 15 yaş altı çocuk işçiliğinin tamamen ortadan kaldırılmasını öngördüğü belirtilen araştırmada, Türkiye'nin, çocuk işçiliği konusunda kat edilecek önemli bir mesafesi bulunduğu kaydedildi. Kızlara ayrım yapılıyor Araştırmada, 2006 yılı itibariyle 6-14 yaş arası çocuk işçilerin yüzde 61.2'sinin hem çalışıp hem eğitimlerine devam ettiği belirtilerek, “Çalışan 70 bin erkek ve 55 bin kız çocuk okula gitmiyor. 6-14 yaş arasında çalışan erkek çocukların yüzde 33.5'i, kız çocukların yüzde 48.5'i okula devam etmiyor. Erkek ve kız çocuklar arasındaki böyle bir fark olması, kız çocuklarına uygulanan cinsiyet ayrımcılığının sonucudur” denildi.
Okula devamsızlık iş mesaisinden - 207 bin erkek çocuk, 113 bin kız çocuk çalışıyor. - Çalışan 70 bin erkek, 55 bin kız çocuk okula gitmiyor. - Kızların yüzde 31.2'sini aileler okutmuyor. - Çocukların 109 binine maaş ve yevmiye veriliyor. - Kızların yüzde 72'si tarlada çalışıyor. - 5 bin çocuk inşaatlarda çalışıyor.

14 Mart 2009 Cumartesi

Özel Ergin İlköğretim Okulu Tarafından" Çanakkale'den Kurtuluşa" İsimli Sergi Açıldı

Kazakistan'ın İkinci Büyük Kenti Almatı'daki Abılayhan Dünya Dilleri ve Uluslararası İlişkiler Üniversitesi'nde Türk Dili Bölümü ve Kütüphanesi Açıldı. Doğu Dilleri Fakültesi Bünyesinde Açılan Bölüm ve Kütüphane, Türkiye İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (Tika) Tarafında Yapıldı.
Kazakistan'ın ikinci büyük kenti Almatı'daki Abılayhan Dünya Dilleri ve Uluslararası İlişkiler Üniversitesi'nde Türk Dili Bölümü ve kütüphanesi açıldı. Doğu Dilleri Fakültesi bünyesinde açılan bölüm ve kütüphane, Türkiye İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) tarafında yapıldı.
Türkçe bölümünün açılışı Türkiye'nin Astana Büyükelçisi Atilla Günay ile birlikte Üniversite Rektörü Prof. Dr. Salima Kunanbayeva yaptı. Törende TİKA Kazakistan Koordinatörü Dr. Ömer Kocaman, Türkiye'nin Almatı'daki Eğitim Müşaviri Kadir Çelik, Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Muhammet Akdiş, Kazakistan Türk İşadamları Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Zeki Pilge de hazır bulundular.


Açılış töreninde bir konuşma yapan Rektör Kunanbayeva, üniversiteye böyle bir bölüm kazandırdıkları için Türk yetkililere teşekkür etti.
Büyükelçisi Günay da yaptığı konuşmada, Kazakistan ile Türkiye arasındaki ilişkilerin bütün sahalarda olduğu gibi eğitim alanında da gelişmeye devam ettiğini söyledi. Ayrıca gelecekte de ilişkilerin güçlenmesi adına elinden gelen gayreti göstermeye hazır olduğunu belirtti.
Cihan'a konuşan TİKA Kazakistan Koordinatörü Kocaman ise, TİKA'nın temel amacının Türkiye'nin imkânlarını Kazakistan'a aktarmak ve dostluğu pekiştirmek olduğunu söyledi. Kocaman şöyle devam etti: "Kazakistan ile Türkiye arasındaki eğitim ve kültürel faaliyetlere özel önem veriyoruz. Başkanlığımızca faaliyet alanında bulunan diğer ülkelerde olduğu gibi Kazakistan'da da Türkçe öğretiminin yaygınlaştırılması, toplumlararası iletişimin geliştirilmesinde anahtar rol oynayacağı mütalaa edilmektedir. Aynı zamanda Türkçe öğretimine yönelik çalışmalar Kazakistan'daki Türk sermayeli şirketlerin Türkçe bilen nitelikli yerli eleman ihtiyacının karşılanması bakımından da önemli bir boşluğu dolduracaktır."
Türk Dili Bölümü'nde eğitim alacak öğrenciler ise üniversitelerinde böyle bir bölümün açılmasında dolayı sevinçli olduklarını ifade ettiler.

26 Şubat 2009 Perşembe

Ne Fırsat, Ne Eşitlik Var...

Eğitim Reformu Girişimi’nin raporu Türkiye’de eğitim adaletsizliği ortaya koydu: En zengin kesim en yoksul kesimin 21 katı eğitim harcaması yapıyor.

Türkiye'de kırsal kesimde yayaşan, üç kardeşi olan, anne babası ilkokul mezunu bir kızın liseye gitme olaslığılı yüzde 1-2, en zengin kesim en yoksul kesimin 21 katı eğitim harcaması yapıyor.
Bu rakam Eğitim Reformu Girişimi'nin (ERG) hazırladığı 'Eğitimde Eşitlik: Politika Analizi ve Öneriler' raporundan. Sabancı Üniversitesi İstanbul Politikalar Merkezi koordinatörlüğünde yürütülen Eğitim Reformu Girişimi'nce (ERG) hazırlanan rapor dün açıklandı. Açık Toplum Vakfı'nın desteğiyle sürdürülen araştırma kapsamında Galatasaray ve Bahçeşehir Üniversitesi'nden araştırmacılar eğitime erişimde ve başarıda eşitsizliklerin belirleyicilerini araştırdı. TÜİK'in Hane Halkı Bütçe Anketi ve Uluslararası Öğrenci Başarılarını Değerlendirme (PISA) verileri kullanılarak hazırlanan rapor, eğitimin toplumsal eşitsizlikleri azaltabilme imkânından çok uzak olduğunu gösteriyor. Raporun çarpıcı sonuçlarından bazıları şöyle: Matematik 'sıfır' * 15 yaşındaki gençlerin yüzde 32'si okuduğunu anlamamakta , yüzde 52'si basit matematiksel problemleri çözememekte. * Kırsal kesimde yaşayan, ailesinin geliri sınırlı, üç kardeşi olan, annesi ve babası ilkokul mezunu bir kız çocuğun liseye gitme olasılığı yüzde 1-2 arasında. Oysa kentsel alanda yaşayan, annesi ve babası üniversite mezunu bir erkek çocuğun liseye gitme olasılığı yüzde 68-70. * En düşük sosyoekonomik düzeydeki öğrencilerin yüzde 51'i meslek liseleri ve çok programlı liselere devam ederken yüzde 5'i Anadolu lisesine gidebiliyor. * En yüksek sosyoekonomik düzeydeki öğrencilerin sadece yüzde 3'ü meslek liseleri ve çok programlı liselere giderken, yüzde 49'u Anadolu liselerinde eğitim görüyor. * Babasının ya da annesinin eğitim düzeyi bir yıl daha fazla olan kız çocuklarının eğitime katılım olasılığı oranı yüzde 3 daha yüksek. * Annenin tek ebeveyn olduğu hanelerde kız çocuklarının ilköğretime katılım olasılığı oranı yüzde 38, ortaöğretime katılım oranı yüzde 69 daha düşük. * Babası bir yıl daha fazla eğitimli erkek çocuklarının ortaöğretimde eğitime katılım olasılık oranı yüzde 15, kızlarınki yüzde 10 daha yüksek. * Gelirinin yarısından fazlası tarımdan gelen hanelerde kızların eğitime katılım olasılığı yüzde 19 daha düşük. * Zorunlu ilköğretimde yüzde 100 okullaşma hâlâ sağlanabilmiş değil. Bölgeler arası farklar artıyor. Güneydoğu Anadolu'nun kırsal kesiminde yaşayan bir kız çocuğunun ilköğretime erişim olasılığı yüzde 48-52'dir. Diplomasız kızlar * 15-19 yaşındaki gençlerin yüzde 15'i ilköğretim diplomasına sahip değil. İlköğretim diploması sahibi olmayan her 10 gençten yedisi kız. * Güneydoğudaki kızların eğitime katılım olasılığı oranı İstanbul'da yaşayan kızlara göre yüzde 50 daha düşük. * En zengin kesim en yoksul kesimin 21 katı eğitim harcaması yapıyor. En zengin kesimdeki 7-23 yaş nüfusun yüzde 28'i yükseköğretime erişebilirken, en yoksul kesimdeki aynı yaş grubunun yüzde 0.4'ü yükseköğretime erişebiliyor. Ve öneriler Raporun sonuç bölümünde “Eğitimde eşitliğin sağlanması hedefi, ulusal planlama belgelerinde daha çok yer almalıdır. Ortaöğretime ve yüksek öğretime erişim ile ilgili açık hedefler konmalı, bu hedefler sürekli izlenmeli ve geliştirilmelidir. Eğitime ayrılan kamu kaynakları artırılmalı ve dezavantajlı bölgeler önceliklendirilmeli. Okul öncesi eğitimin iller temelinde değil, dezavantajlı çocuklar hedef alınarak ve önceliklendirilerek yaygınlaştırılmalı. Genel liseler ve meslek liseleri birbirinden bu kadar keskin biçimde ayrılmamalı, okullar arası kalite farklılıkları giderilmelidir...” denildi.

24 Şubat 2009 Salı

Öğrenci ve Öğretmenlerimize Talipler...

Türkiyeli öğrencilerin yanı sıra akademisyenleri de ülkelerine çekmeye çalışan Malezya üniversiteleri cazip fırsatlar sunuyor.

'Türkiye, Malezya mı olacak?' Bu konu geçen yıl Türk kamuoyunu uzun süre meşgul eden gündemlerden biriydi. Sağlam bir zemine oturmamasına rağmen konuyla ilgili yazı dizileri yapıldı, TV'lerde tartışma programları düzenlendi. Sonuç; saman alevi gibi başlayan tartışma hiçbir katkısı olmadan kendiliğinden kapandı. Türkiye Malezyalaşmaya çalışmıyor; ama Malezya'nın Türkiye'yi yakından izlediği bir gerçek. Bu durumu ülkenin saygın eğitim kurumlarından Malezya Teknoloji Üniversitesi (UTM) Rektörü Prof. Dr. Zaini B. Ujang de doğruluyor. Türk üniversitelerini yerinde incelemek, işbirliği ve öğrenci değişim programlarını hayata geçirmek üzere Türkiye'ye gelen Rektör Ujang, Malezya'daki eğitim fırsatlarını Aksiyon'a anlattı. Profesör Ujang başta UTM olmak üzere Malezya'nın hem Türk öğrencilere hem de akademisyenlere kapılarını ardına kadar açtığını söylüyor. 26 milyonluk (2005) ülkede çoğu dünyaca kabul gören 61 üniversite bulunuyor. Malezya'da ilme ayrı bir önem veriliyor, nüfusun yüzde 90'ı okuma yazma biliyor. Gençlerinin de yüzde 40'ı yüksek öğrenim safhasında. Yabancı öğrenciler için bile yıllık eğitim ücreti 1800 dolar civarında. Hayat standardı olarak çoğu ülkeden (Türkiye dahil) ucuz. Türk öğrencilerin yıllık masrafı, hangi bölümde okursa okusun, 3 bin dolar civarında oluyor (master ve doktora dahil). Türkiye'nin tanıdığı ve İngilizce eğitim veren üniversitelerde de durum aynı. YÖK'ün denklik verdiği üniversitelerden UTM'de hali hazırda 40 Türk eğitim görüyor. Ülke genelinde ise 200 Türk öğrenci bulunuyor. Ziyareti kapsamında İstanbul, İstanbul Teknik ve Fatih üniversitelerini inceleyen Malezya heyeti, YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan ve Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik tarafından da kabul edildi. Türk eğitim sistemini kaliteli bulan heyet, Türk akademisyenlerinin çalışma azminden etkilenmiş. Rektör Ujang, yeni eğitim döneminde açtıkları 230 yabancı öğretim kadrosuna Türkiye'den yeni hocalar eklemek istediklerini söylüyor: " UTM'de Avrupa, ABD ve Japonya'dan saygın akademisyenler var. Yeni dönemde Türk akademisyenleri aramızda görmek istiyoruz. Türkiyeli Teolog Doç. Dr. Nurullah Kurt tam zamanlı hocamız, kendisinden memnunuz. Ziyaretimizde daha net gördük ki; Türk akademisyenler belli bir alanda çalışıyor ve üniversitelerini değiştirseler de alanlarını değiştirmiyor. Bu sayede konularına daha hâkim oluyorlar. Takım çalışmalarına da uygunlar, bizim için bu çok önemli. Türk üniversitelerinin kaliteleri de ortada. Türk hocalardan alacağımız şeylerin olduğunu düşünüyoruz." Kuruluşu 1904'e kadar dayanan ve 27 bin öğrencisi bulunan UTM dünya sıralamasında ilk 358'e girmiş. 16 yıldır Malezya'da yaşayan Mardinli Doç. Dr. Kurt, UTM'de çalışmaktan memnun. Malezya kültürünün Türkiye'yi andırdığını vurguluyor, bu yüzden Türklerin ülkeye kolay uyum sağladığını belirtiyor: "Malezya üniversiteleri araştırma ve geliştirmeye büyük bütçeler ayırıyor. Türk akademisyenler burada geniş yelpazede çalışabilirler. Mesela UTM'nin Robotik ve Nano teknolojileri ile petrol ve çevre mühendislikleri bölümleri çok iyi. Bu bölümlerde dünyada isim yapmış profesörler de var. Çok kültürlü atmosferde çalışmalarını sürdürüyorlar." Aynı zamanda UTM'nin Ortadoğu temsilciliğini üstlenen Kurt, Türk akademisyenleri uzun veya kısa zamanlı peridolarla UTM'ye davet ediyor. Aslında Malezya başörtü sorunundan dolayı yüksek öğretimine devam edemeyenler için de iyi bir fırsat. Hem düşük maliyete İngilizce dilinde eğitim alma hem de eğitimini başörtüsüyle yapabilme imkânı var. Kendisi de başörtülü olan Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sıtı Hamısah Tapsır, ülkedeki demokrasi kültürüne vurgu yapıp; "Bizde başörtüye değil, performansına bakılır" diyor.

16 Şubat 2009 Pazartesi

Yabancı Diller Müdürleri İzmir'de Buluştu...

Türkiye'de faaliyet gösteren 35 üniversitenin yabancı diller yüksekokulları müdürleri, İzmir Ekonomi Üniversitesi'nin (İEÜ) ev sahipliğinde bir araya geldi.

Müdürler, hazırlık programları ve yükseköğretim kurumlarında yabancı dil öğretimi ve yabancı dillerde öğretim yapılmasında uyulacak esaslara ilişkin fikir alışverişinde bulundu. Toplantının açılış konuşmasını yapan İEÜ Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürü Yrd. Doç. Dr. Evrim Üstünlüoğlu, "Yabancı dil eğitimindeki sıkıntılara biraz olsun çözüm bulabileceğimizi ve yeni çıkan yönetmelikle ilgili görüşümüzün ortaya çıkacağını düşünüyorum. Bunu bir raporla Yüksek Öğretim Kurulu'na (YÖK) ileteceğiz." dedi. İEÜ Rektörü Prof. Dr. Atilla Sezgin ise, "Orta öğrenimde çözülmesi gereken yabancı dil problemi, dünyanın tersine ülkemizde maalesef üniversitelere taşınıyor. Bir sene gibi kısa sürede öğrenciye o yabancı dili öğreterek, akademik eğitim alabilecek seviyeye taşımak gerçekten çok zor. Bunu insanüstü bir gayretle başaran sizi ve kadrolarınızı kutluyorum." şeklinde konuştu. Toplantıların çok verimli geçtiğini belirten misafir müdürler, öncülük yapan İEÜ Yabancı Diller Yüksekokulu Müdürlüğü'ne teşekkür etti.

9 Ocak 2009 Cuma

Başarısız Lise Müdürlerine İnceleme...

Yapılan bir araştırmada 2008 ÖSS'de Türkiye genelinde 41 lise sıfır çekmişti. Bunun üzerine harekete geçen Bakanlık lise müdürlerine inceleme başlattı.

2008 ÖSS'de, 28 ildeki 41 lise, 4 yıllık okullara hiçbir öğrenci sokamadı. Milli Eğitim de liselerin yöneticilerini soruşturmak için komisyon kurdu.. Son ÖSS'de dört yıllık eğitim sonunda 41 lisenin 2008'de bir tek öğrenciyi bile üniversiteye sokamadığı ortaya çıktı. ÖSYM tarafından açıklanan istatistiklere göre, aralarında İstanbul, Ankara, Adana, Diyarbakır, Gaziantep, Mersin gibi illerinin de bulunduğu 28 ilde yer alan 41 lise, üniversitelere tek öğrenci gönderemedi. Milli Eğitim Bakanlığı da, 'sıfırcı' okulların yöneticilerini soruşturmak üzere komisyon oluşturdu. Ayrıca yöneticilerin atamaları gözaltına alınacak. Bir bakanlık yetkilisi, ÖSS sisteminin okul müfredatından çok farklı olduğunu belirterek, "Sistemin değiştirilmesi için çalışmalar yapıyoruz. Öğrencinin başarısını kontrol etme uygulaması başlattık. Başarısız liselerin sınavlara iyi hazırlanmaları için özel eğitim paketleri hazırladık" dedi. 'ÖSS DOĞRU KRİTER DEĞİL' Eski Talim ve Terbiye Kurulu Başkanı Prof. Dr. İrfan Erdoğan ise, ÖSS sonuçlarına göre Türkiye'deki liselerin ne kadar başarılı olduğunu söylemenin zor olduğuna işaret ederek şöyle dedi: "Üzerinde düşünülmesi gereken Ağırlıklı Orta Öğretim Başarı Puanı uygulamasıdır. Bu uygulamaya göre, hiçbir mantığa uymayacak şekilde başarılı öğrencilere daha fazla puan veriliyor. Dolayısıyla başarılı öğrenciler belli okullarda yığılıyor. Başarısı düşük olan öğrencilerin devam etmek zorunda kaldığı liseler de kaçınılmaz olarak bu sonuçla karşılaşıyor. ÖSS başarısı yüksek olan Fen ve Anadolu liselerinin başarısı, okuldan daha çok o okullara devam eden daha önceden seçilerek gelen öğrencilere bağlıdır." 41 lise arasında yer alan 7 meslek lisesi, sınavsız geçiş hakkına rağmen üniversitelere öğrenci gönderemedi. İstanbul'da Fatih Kocamustafapaşa, Beykoz Paşabahçe Ferit İnal, Bahçelievler Kocasinan, Fatih Vatan, Mehmet Akif Ersoy ve Bağcılar Orhan Gazi liseleri öğrencilerinin hiçbiri 4 yıllık bölümlere yerleştirilemedi. Ankara'daki liselerden 8'i, İzmir'de ise 1 lise "sıfır" çekti.

2 Ocak 2009 Cuma

Kitap Okuma Eylemi...

Kitap okumayı yaygınlaştırmak amacıyla düzenlenen “Türkiye Okuyor” kampanyası kapsamında bir grup emekli öğretmen ve öğrenci “eylem” yaptı

Öğretmen ve öğrenciler, üzerinde “Ankara Okuyor”, “Okumak Yaşamaktır”, “Okuyorum, Öğreniyorum, Mutluyum” yazılı önlüklerle Kızılay'daki metro istasyonunda kitap okudu.