Anne-babalar ve öğretmenler çocukları sınava hazırlamaya çalışırken, öğrenciler de korkulu bir günün gelmesini büyük bir kaygı ile bekliyor.
İlköğretim ve ortaöğretimde dönem sonunda yapılacak sınavlara sayılı günler kaldı. Sınava hazırlanan öğrencilerin olduğu evlerin gündemi tamamen bu konuya odaklanmış durumda. Anne-babalar ve öğretmenler çocukları sınava hazırlamaya çalışırken, öğrenciler de korkulu bir günün gelmesini büyük bir kaygı ile bekliyor. 6. sınıftan itibaren sınavlara hazırlanan çocukların, bir de kişiliğin oluşumunda en önemli zamanlar olan ergenlik dönemini yaşamaya başlamaları stres oranlarını ikiye, üçe katlıyor. Hayatta her şeyi kolayca almaya alışarak büyüyen, çevreden sürekli fazla çaba harcamadan rahat yaşamaya dair telkinler alan çocukların sınav başarısı için motive olmaları da zor görünüyor. Ailelerin sınavlara hazırlanan çocuklarına nasıl yardımcı olabileceğine dair bilgilerine başvurduğumuz psikolojik danışman Faruk Öndağ, hayata yeterince hazırlanmayan öğrencilerin, neden sınava girmesi, okuması gerektiğini bile bilmediğini belirtiyor. Faruk Öndağ, birçok ailenin her istediğini yaparak çocuğuna sevgi gösterdiğini düşünürken aslında zarar verdiğine dikkat çekiyor. Öndağ'a göre, çocuklara yapılacak en büyük iyilik küçük yaştan itibaren öğrenmeyi ve çalışmayı sevdirmek olmalı. Bunun yolu da öncelikle anne-baba ve çevrenin çalışıp üretmekten, okumaktan haz alması ve bunu doğal davranışlarıyla yansıtmasından geçiyor. Günümüzün çocukları ise matematikten korkarak, emek harcamadan kolay yoldan para kazanıp rahat yaşamanın güzelliklerini dinleyerek büyüyor. "Anne-baba çocuğa çalışmanın, çaba harcamanın, alın teri dökmenin, yeme içme gibi hayatın bir parçası olduğunu öğretmelidir. Ders çalışmak da, başka işi yapmak da böyledir." diyen Faruk Öndağ, çocuklara evde en azından kendi işlerinin yaptırılmasını öneriyor: "Çocuk düşünce kendisi kalkmalı, yemeğini döke saça da olsa kendisi yemeli, anne-babasına yardım etmeli, önüne çıkan engelleri aşmayı öğrenmeli, alışverişte sıraya girip ücreti ödemeli, insanlarla muhatap olmalı ve en önemlisi de çevresinde iş yaparken mutlu olan insanlar görmeli." Çocukların mutlu, güçlü, güzel insanlar olarak yetişmesi, niçin çalıştığını bilerek çalışmaktan ve ilim öğrenmekten geçiyor. Anne-babalar ve öğretmenlerin ders çalışma konusunda baskı yapmak için sebepleri olsa bile çocuklar hayatı tanımadıkları için bu sebepleri anlamıyor. Çocukları çalışmaya motive etmek için önüne somut hedefler konulmasını öneren Faruk Öndağ şöyle konuşuyor: "Çocuklarımız, para, makam nedir, güçlü olmak, ezilmek, küçümsenerek bakılmak ne demek, çocuğu hastalandığında iyi hastaneye anında götürebilmek ne demek bilmiyor. O, matematiğe, fene çalıştığını sanıyor ama bu yolla yarınları satın aldığının farkında değil. Sorun ders çalışmak istemeyen çocukta değil biz anne-babalarda; çünkü çocuklara hayat resmini sağlıklı gösteremiyoruz. O yüzden çocuklarımız sebebini bilmediği bir yarışın içinde üzülüyor, yoruluyor." Çocuğun çalışmasını ödüllendirin, sınav sonuçlarını değil Sınav sonuçlarından ziyade çocuğun gayretli, çalışkan olması daha önemli aslında. Çalışma disiplinine alışarak büyüyen çocuklar, hayata karşı da barışık olur. Düşmenin de hayatın bir parçası olduğunu bilir ve düşünce kendi başına ayağa kalkar. Ailenin koruyucu fanusu içinde gerçek sorunlardan uzak suni bir ortam içinde büyüyen çocuk hayata hazırlanamıyor. Çocukları motive ederken de maddi karşılıklardan ziyade manevi ödüller verilmesini tavsiye eden Öndağ, "Onun için en büyük ödül anne-babanın mutluluğudur. Aferin oğlum-kızım demek, saçını okşamak, birlikte vakit geçirmek ödüldür." diyor. Sınavlar bir yana, ergenliğe geçiş zaten çocukları altüst ediyor "Artık sınav sadece öğrenme ve öğrenciden çıktı. İnsafsız bir süreç haline geldi. Çocukların başkalarıyla kıyaslanması, mükemmel sonuçlar bekleyen aile çevresi ve ergenlik dönemi. Sınav olmasa bile zaten başı belada bu çocuğun. Her taraftan sürekli taciz ediliyor. Masum zihni, cinsel, fiziksel, psikolojik şiddet ve para ile taciz ediliyor. Hayatı düzgün yaşayamıyor. Test çözen, tost yiyen, güneş ışığından, gezmeden, oynamadan habersiz, elektronik aletlere gömülmüş günümüz çocukları. İşleri gerçekten çok zor. Ama aileler bunun farkında değil."
8 Nisan 2009 Çarşamba
Niçin Eğitim Gördüklerini Bilmiyorlar...
26 Ocak 2009 Pazartesi
Çocuğunuzu Ödüle Boğmayın!
Yarıyıl tatilinde çocukların başarısını artırmak için basit ama etkili öneriler: Çocuğunuzla oyun gününüz olsun, kötü karne için bağırmayın, sakın hediyeye boğmayın!..
Çocuk gelişimi ve okul başarısının artırılmasına yönelik kitapları bulunan International Hospital'dan Psikolog Ferahim Yeşilyurt, 15 günlük yarıyıl tatili süresince ailelerin başarılı ve başarısız çocuklarına nasıl yaklaşmaları gerektiğine dair ipuçları verdi, önerilerde bulundu: * Çocuğun karnesi zayıfsa aileler ne yapmalı, nasıl tepki vermeli? Çocuğun karnesinde zayıf olması doğaldır. Çünkü her öğrenci her zaman aynı başarıyı gösteremez. Aile içinde bu durumun bir değerlendirilmesi yapılabilir. Ve telafi için nelerin yapılabileceği tartışılabilir. Çok fazla tepki göstermek kadar, hiçbir şey yokmuş gibi davranmak da doğru değildir. Fazla tepki gösterildiğinde çocuklar, sevilmediklerini ve aileleri tarafından başarılı olmaları koşulu ile sevilebileceklerini düşünürler. Hiç tepki göstermeme ise çocuk tarafından ilgisizlik ve umursamazlık biçiminde yorumlanabilir. TEBRİK ETMEK YETERLİ * Başarısızlık cezalandırılmalı mı, başarılıya ödül verilmeli mi? Başarıya ödül verilebilir. Bu ödül çok sembolik ya da duygusal temelli olursa daha iyi olacaktır. Maddi ödülleri kullanmak ve pahalı ödüller almak yerine 'aferin', 'seninle gurur duyuyorum', 'tebrik ederim' gibi sözler faydalıdır. Ödüllendirmede aşırıya kaçılması ödülün değerini azaltacaktır. Bir süre sonra öğrenci ödüle ulaşmak için başlangıçtaki heyecanı duymayacaktır. Cezalandırma da önermiyoruz. Sevdiği aktivitelere küçük sınırlılık getirme işe yarayabilir. Ancak sert cezalandırmalar çocuk ile ailenin arasının açılmasına neden olabilir. Dengeli bir ödül-ceza sistemi ideal olacaktır. ZAYIF SON DEĞİLDİR * Kardeşlerden birinin karnesi iyi, diğerinin kötüyse ailenin tavrı ne olmalı? Genel olarak aile içerisinde günlük başarılar veya başarısızlıklar çok abartılmamalıdır. Yaşam bir yolculuk ve bu yolculukta bazen başarılı bazen başarısız olunabilir. Çocuklara bunu öğretmenin belki de tam sırası... Başarısızlığı dünyanın sonu gibi yorumlamak gereksizdir. Başarılı olanı tebrik edin, başarısı düşük olan kardeşe ise, gelecekte başarılı olabileceği yönünde konuşmalar yaparak moralini bozmaması gerektiğini anlatın. Abartılı tepkilerden kaçının. Kardeşleri birbiriyle kıyaslamak kesinlikle büyük hatadır. Çocuklarınızı eleştirmek yerine onları sık sık övmeyi unutmayın * Ders çalışma sorumluluğunu çocuğunuza bırakın. * Çocuğunuza 'tembel' ve 'başarısız' gibi yargılayıcı eleştirilerde bulunmayın. * Eleştirileriniz, 'Senden bir şey olmaz' gibi yıkıcı değil, yapıcı olsun. * Beden dili ve ses tonu ile verdiğiniz mesajlara dikkat edin. * Ders çalışması konusunda ısrarcı olmayın, sizinle inatlaşabilir. * Gereğinden fazla fedakarlıktan kaçının ve bunları hatırlatmayın. * Çocuğunuzdan beklentilerinizde gerçekçi olmaya çalışın. * Çocuğunuzu takdir edin, geçmişteki başarılarını vurgulayın. * Çocuğunuzu sık sık övün. Yerinde övgünün etkisi büyük olacaktır. * Evde huzurlu ve mutlu bir çalışma ortamı oluşturmaya çalışın. * Ders dışı konularla ilgili paylaşımlarda bulunun. Ortak zamanınızı sürekli onun dersleri hakkında konuşarak harcamayın. * 'Onun özgüvenini kazanmasına yardımcı olabildik mi?' diye düşünün. Ailece birarada zayıf karne toplantısı yapın * Çalışan anne-babalar, çocuklarının okul başarısı düşükse onlara nasıl sahip çıkmalı? Nelere özen göstermeli? Çalışan anneler çocuklarıyla yeterince ilgilenemedikleri için, zaman zaman suçluluk duygusu yaşayabilirler. Oysa bazı ev kadınları çocuklarıyla daha az ilgileniyor bile olabilir. Önemli olan çocukla geçirilen zamanın kalitesidir. Aile içinde bir zayıf karne toplantısı yapılarak bu sonucun ortaya çıkma nedenleri araştırılabilir. Kişiler üzerinde değil; sonuç üzerinde konuşmaya çalışarak, olayın kişiselleşmesi önlenmelidir. Sorgulama ve suçlama hatalarına düşmeden çözüme yönelik seçenekler konuşulabilir. Anne-baba da kendisini değerlendirmeli. Böyle bir davranış çocuğun kendisini reddedilmiş hissetmeden konuşmasına ve sorumluluğu kendi üzerine almasına katkıda bulunabilir. Başarısız çocuklar ne zaman psikoloğa gitmeli? * Bir önceki yıl başarılı, bu yıl başarısız olan çocuk için ne yapmalı? Çocuklar, özellikle ergenlik dönemi içerisinde hızlı değişen duygusal çalkantılar yaşarlar. Anne-baba, çocuğu ile konuşarak sorunun kaynağını belirlemeye çalışmalıdır. Aile ile çocuk arasındaki iletişim çatışmalı hale gelmişse, bir uzmandan yardım almakta fayda var. Öğrenci başarılı olmak istemesine karşın bir türlü istediği başarıyı elde edemiyorsa, bu durumdan sıkıntı duyuyorsa psikoloğa giderek yardım almak yararlı olur. Bazen öğrencinin farkında olmadığı bir sorunu olabiliyor. Takıntılar, depresyon, sosyal fobi gibi sorunlar öğrencinin başarısını önemli ölçüde engelleyebiliyor. Bu sözler sizi 'vıdı vıdıcı' anne-baba yapmaya yeter Bu tür yaklaşımlar ruh sağlığının bozulmasına neden olabilir: * Örnek vermeyin, kıyaslamayın: Bak Belgin Teyze'nin kızının karnesine, hepsi pekiyi! * Karneden dolayı cezalandırmayın: Cep telefonunu alma, tatile gitmesine, arkadaşlarıyla görüşmesine izin vermeme gibi. * Fedakârlıklarınızı vurgulamayın: Biz senin için neler yaptık, ne kadar çok sıkıntıya katlandık. * Suçlamayın: Kimsenin yüzüne bakamaz olduk. Bu bize yapılmamalıydı! * Ümidinizi kesmeyin ve bunu ona söyleyin: Notların telafisi her zaman mümkündür, düzeltilebilir. Tatilde dinlensin mi ders mi çalışsın? Tatil formatından uzaklaşmamakta fayda var. Çünkü dinlenmek her öğrencinin hakkı. Ancak bir plan dahilinde zayıf olan derslere çalışmayı da sürdürmek faydalı olacaktır. Tatilin ilk günleri bolca dinlenmek, sonraki günlerde ise bir süre ders çalıştıktan sonra dinlenmek ve eğlenmek en ideali olacaktır.