İstanbul Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İstanbul Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Temmuz 2010 Salı

İstanbul “Çocuk” Üniversitesi...

İstanbul Üniversitesi Türkiye'de bir ilki gerçekleştirdi ve “İstanbul Üniversitesi Çocuk Üniversitesi”ni 2010 yaz döneminde hayata geçirdi.
Dünyanın en köklü üniversitelerinden biri olan İstanbul Üniversitesi Türkiye'de bir ilki gerçekleştirdi ve “İstanbul Üniversitesi Çocuk Üniversitesi”ni 2010 yaz döneminde hayata geçirdi. Program zenginliği açısından dünyanın ilk üç çocuk üniversitesi uygulamasından biri olan İstanbul Üniversitesi Çocuk Üniversitesi'nin yapısı, işleyişi ve son durumu hakkında kamuoyuna bilgi vermek amacıyla 14 Temmuz 2010 tarihinde İstanbul Üniversitesi Merkez Bina Mavi Salon'da bir basın toplantısı düzenlenecek. Toplantı sonrası İstanbul Üniversitesi Çocuk Üniversitesi Bilim Atölyelerinde gerçekleştirilecek olan Genetik Laboratuarı'ndaki “Gen Transferi Deneyi” ve Astronomi Gözlem Evi'ndeki “Güneş Patlamaları Gözlemi” izlenebilecek.

8 Haziran 2010 Salı

Novartis'le İşbirliği Anlaşması İmzalıyor...

İstanbul Üniversitesi, Novartis ile ilaç alanında AR-GE çalışmaları yapmak amacıyla stratejik-işbirliği anlaşması imzalıyor.


Gerek kamu sağlığı gerekse ülke ekonomisi için faydalı projeleri hayat geçirmeyi planlayan anlaşma Rektör Prof. Dr. Yunus Söylet, Novartis Türkiye Başkanı Güldem Berkman ve İstanbul Üniversitesi Bilimsel Araştırmalar Kurulu üyesi Prof. Dr. Ahmet Gül tarafından yarın imzalanacak. Yapılan işbirliği çerçevesinde Novartis, İstanbul Üniversitesi araştırmacılarının klinik çalışma yapabilecekleri bir AR-GE merkezi kurmak üzere yatırım yapacak. Kurulacak merkezin, gelecekte Türkiye'nin ilaç araştırmaları alanındaki ağırlığının artmasında önemli bir adım olacağı ifade ediliyor.

6 Nisan 2010 Salı

Bir Öğrenci Bıçakla Yaralandı...

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesinin bahçesine gelen maskeli gruptan bir kişi, bahçede oturan bir öğrenciyi bıçakla yaraladı.

İstanbul Üniversitesi (İÜ) İletişim Fakültesinin bahçesine gelen maskeli gruptan bir kişi, bahçede oturan bir öğrenciyi bıçakla yaraladı. Alınan bilgiye göre, ellerinde bıçak ve satır bulunan yüzleri maskeli gruptakiler, “tekbir” getirerek İletişim Fakültesinin bahçesine girdi. Gruptakiler, bahçede yanındaki arkadaşlarıyla oturan Gazetecilik Bölümü 3. sınıf öğrencisi F.Ş'ye (22) saldırdı. Vücudunun çeşitli yerlerinden bıçaklanan F.Ş, arkadaşları tarafından İÜ Mediko Sosyal Merkezine götürüldü. Buradaki ilk müdahalenin ardından İÜ Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesine kaldırılan F.Ş'nin sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. Bu arada, olayın ardından bir grup öğrenci fakülte bahçesine gelerek slogan attı. Daha sonra okula girerek kantinin bulunduğu bodrum kata yönelen gruptakiler ile güvenlik görevlileri arasında tartışma çıktı. Grup, olay yerine gelen polis ekiplerince uzaklaştırıldı. Polisin, maskeli kişileri yakalamak için başlattığı çalışma sürüyor. (aa)

13 Nisan 2009 Pazartesi

İstanbul Fotoğraf Buluşmaları Başlıyor

Üniversiteli fotoğrafçılarla profesyonelleri buluşturan İstanbul Fotoğraf Buluşmaları 2009, 18 Nisan’da başlıyor.

“...çünkü ne gördüğümüz kim olduğumuzdur” sloganıyla yola çıkan İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Kültür Kulübü Fotoğraf Topluluğu, üniversiteli amatör fotoğrafçılar ile profesyonelleri bir araya getiriyor;! Etkinliği düzenleyen İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi Kültür Kulübü Fotoğraf Topluluğu, okulun yanısıra katılımcıları etkinlik mekanları olarak Fototrek ve İstanbul Fotoğraf Merkezi'nde buluşturacak. Taksim'deki bu iki mekân, üniversitelilerin çektiği fotoğraflar ve genç fotoğrafçıların sunumları ile 6 gün boyunca dolup taşacak. Bunun yanında profesyonel fotoğrafçılar da çalışmalarıyla etkinliğe katkıda bulunacak. Etkinlik boyunca Türkiye'den pek çok üniversitenin fotoğraf kulüpleri ve bölümleri fotoğraf sunumları yapacak. İFB'de Ahmet Cemal, Murad Sezer, Akif Hakan Çelebi, Fatih Pınar, Murat Süyür, Kemal Cengizkan, Orhan Yayla gibi birçok usta fotoğrafçının işleri görülebilecek. Ayrıca Veysel Gençten Time Lapse Photography atölyesini, Türkiye'nin genç sahne fotoğrafçıları ülkemizde sahne fotoğrafçılığının zorlukları üzerine bir etkinlik yürütecek.

19 Ocak 2009 Pazartesi

İÜ'de Devir Teslim Gerçekleşti...

İstanbul Üniversitesi'nde devir teslim töreni düzenlendi. Rektörlük binasında gerçekleşen törenle Prof.Dr.Mesut Parlak görevi Prof.Dr.Yunus Söylet'e teslim etti.
window.google_render_ad();
İstanbul Üniversitesi Rektörlük binasında gerçekleşen törenle Prof.Dr.Mesut Parlak görevi Prof.Dr.Yunus Söylet'e teslim etti. Mesut Parlak yaş haddinden emekli olurken Prof.Dr.Söylet önümüzdeki 4 yıl boyunca rektörlük görevini yürütecek. İstanbul Üniversitesi'de 28 yıl sonra ilk rektörlük devir teslim töreni gerçekleştirildi. Sıcak bir ortamda gerçekleşen törene eski ve yeni rektörün yanısıra çok sayıda öğretim görevlisi katıldı. Prof.Dr.Mesut Parlak üniversitenin temsili anahtarını ve mührünü yeni rektör Söylet'e teslim etti. Söylet'e başarılar dileyen Parlak, "Bu kutsal emaneti sağlık içinde devredebildiğim için çok mutluyum" dedi. İstanbul Üniversitesi'nde çok uzun yıllardan beri ilk kez böyle bir tören yapıldığını hatırlatan Parlak, "Artık bunlar olmalı. Türkiye Cumhuriyeti belli bir düzeye geldi. Yunus Söylet 34 yıl önce benim öğrencimdi. Bu kutsal emaneti ona devrettiğim için mutluyum" şeklinde konuştu. Prof.Dr. Yunus Söylet, Mesut Parlak'a görev süresince yaptığı hizmetlerden dolayı teşekkür etti. İstanbul Üniveristesi'nde 28 yıl sonra ilk kez devir teslim töreni yapıldığını belirten Rektör Söylet, Parlak'a minnettar olduğunu kaydetti. Çok ağır bir yükü omuzlarına aldığının bilincinde olduğunu dile getiren Söylet, İstanbul Üniversitesi'nin tarihinin ve öneminin bilincinde olduğunu söyledi. Parlak'tan aldığı bayrağı daha ileri noktalara taşımak için çaba harcayacağını ifade eden Söylet, "Ülkemize ve üniversitemize hayırlı olsun" dedi. Yapılan konuşmaların ardından Mesut Parlak yeni rektöre İstanbul Üniversitesi'nin temsili anahtarını ve mührünü verdi, bir de plaket takdim etti. Söylet de Parlak'a bir buket çiçek ve çini süslemeli bir tabak hediye etti. Tokalaşmanın ardından Parak, Söylet ve akademisyenler hatıra fotoğrafı çektirdi. Yeni Rektör Prof.Dr. Yunus Söylet önümüzdeki hafta bir basın toplantısı düzenleyerek projelerini anlatacak.

18 Aralık 2008 Perşembe

İstanbul Üniversitesi "Tiran"ını Seçti...

Zaman Gazetesi yazarı Mümtaz'er Türköne İstanbul Üniversitesinde yapılan Rektörlük seçimlerini bugün köşesinde değerlendiriyor.

En az mahalli seçimler kadar kamuoyunu meşgul eden bir seçimdi. İstanbul Üniversitesi rektörlük seçimleri, nihayet önceki gün yapıldı. 2.500 civarında öğretim üyesi bu seçimlerde oy kullandı.
13 adayın katıldığı seçimde en çok oyu alan aday, toplam oyun sadece % 20'sine sahip. Sıralama birbirine yakın rakamlarla devam ediyor. En çok oy alan altı aday YÖK'e bildirilecek. YÖK bunlar arasında üçünü Cumhurbaşkanı'na gönderecek. Cumhurbaşkanı da aralarından birini dört yıllığına İstanbul Üniversitesi rektörü olarak tayin edecek. Böylece önceki gün kendilerini yönetecek tiranı seçmek için oy kullananların muradı gerçekleşmiş olacak.

"Tiran", mutlak kudret sahibi yöneten kişi anlamına geliyor. Bir tek kişinin sınırsız ve kayıtsız bir yetki ile yönetmesi. Gücünüze, iktidarınıza getirilen hiçbir sınırlama yok. Sizi engelleyecek, durduracak, frenleyecek ve denetleyecek hiçbir güç yok. Üniversite rektörlerinin 2547 sayılı kanunun kendilerine tanıdığı yetkiler böylesine sınırsız ve denetimsiz yetkiler. Söz konusu olan üniversite İstanbul Üniversitesi olunca, Karanlık Çağlar'a özgü keyfiliğin ve despotluğun izlerinin hâlâ hafızalarda olması gerekir. Tiran eline geçirdiği sınırsız yetkileri kendi paşa gönlüne göre kullanınca ortaya bir zorba çıkıyor. Zorbalığın da, akıl ve bilimin egemenliği altında olması gereken üniversitelerde mekân tutması, tesadüf olmamalı.

Bir tiranı, seçimle iktidara getirdiğiniz zaman demokratik bir tercihte bulunmuş olmazsınız; tersine keyfî ve zorba bir yönetime güç ilave etmiş olursunuz. Demokrasilerde en çok oyu alanın yönetmesi, sadece diğer şartlar yerine getirildiği zaman anlam taşır.

İstanbul Üniversitesi'nde kıran kırana geçen rektörlük yarışında, muhtemelen oyların % 20'sine yakınını alan adaylardan biri, geri kalan % 80'i sınırsız yetkilerle yönetecek. Kendisine oy verenler veya vermeyenler ise memurlar. Üniversite öğretim üyesi, memur sıfatıyla kendisi üzerinde tasarrufta bulunan amirini seçmiş olacak. Birbiriyle kanlı bıçaklı hale gelen rektör adayları ve destekçileri dört yıl, yeni tiranlarının yönetiminde huzur bulacaklar. Bizler de Türkiye'nin lokomotifi olması gereken üniversiteleri bu kısır çekişmelere teslim etmiş olacağız.

Üniversiteleri huzursuzluğa teslim etmek, iki temel hatanın sonucu. Birincisi rektörlerin denetimsiz yetkileri. Bu yetkilerin hiç olmazsa kurullara devredilmesi ve sivil toplum da dahil geniş bir denetim yelpazesinin açık tutulması, hatalardan birinin sakıncalarını azaltacak. İkinci hata ise, uygulanan seçim yöntemi. Rektörlük seçimlerinde "tek isimli dar bölge çoğunluk sistemi" uygulanıyor. Tıpkı belediye başkanlığı seçimlerinde uygulandığı gibi. Halbuki çok az sayıda seçmenle yapılan bu seçimleri daha demokratik ve temsil niteliği daha yüksek seçimler haline getirmek mümkün.

"Aktarılabilir oy sistemi", her seçmenin aynı anda birden fazla tercihte bulunabildiği bir sistem. İlk tercih, çok az oy alırsa eleniyor ve ikinci tercihler devreye giriyor. En az tercih alan adaylar elenerek, o oyların yerine ikinci veya üçüncü tercihler devreye sokuluyor ve sonuca gidiliyor. İstanbul Üniversitesi örneğinde, 2500 oy'dan sıralamaya giremeyen 7 adayın oylarının ikinci ve üçüncü tercihlere göre yeniden dağıtıldığını düşünün. Bu seçim sisteminin en önemli sonucu, % 20 ile en çok oy alan, ama % 80'in de hiç istemediği kişinin seçilmesini engellemek. Daha da önemlisi, adayların kendisine oy vermeyeceğini bildikleri seçmenlerin ikinci veya üçüncü tercihleri olabilmek için gayret göstermeleri. Bu durum seçim rekabetini yumuşatıyor. Adayları rakipleri karşısında daha yapıcı olmaya zorluyor. Üniversiteye yakışan da bu değil mi?

İstanbul Üniversitesi rektörü, birbirine yakın oy alan adaylardan biri olacak. Mevcut sistem içinde, Türkiye'nin bu en eski ve köklü üniversitesinde akademik nezaketin bilimsel özerkliğin ve asgarî aklı başında bir yönetimin egemen olması, yeni rektörün tiran yetkilerine direnmesine bağlı. İktidarın iğva eden cazibesine direnebilenler ise her zaman çok nadir çıkıyor.

O zaman güç bu kadar kontrolsüz ve denetimsiz tutulmamalı.

İstanbul Üniversitesi'nde Liste Krizi...

İstanbul Üniversitesi’nde yapılan rektör seçiminden sonra, adaylardan Ahad Andican, Mustafa Keçer ve Gülçin Bermek, adlarının YÖK’e gönderilecek listede yer almasını istemedi.

İstanbul Üniversitesi'nde yapılan rektör seçiminden sonra, adaylardan Ahad Andican, Mustafa Keçer ve Gülçin Bermek, adlarının YÖK'e gönderilecek listede yer almasını istemedi, bunun üzerine ne yapacağını şaşıran üniversite durumu YÖK'e iletti.

YÖK de 6 adaylık bir liste yollamak yerine, tüm adayların isimlerinin yer aldığı bir liste gönderilmesini istedi.

İstanbul Üniversitesi rektör aday adaylarının seçiminin ertesi günü üniversitede büyük kriz yaşandı. 328 oyla 4'üncü sırada yer alan Prof.Dr. Ahad Andican adaylıktan istifa etti. Andican, "Seçim sırasında ilk üçte yer almazsam istifa edeceğimi beyan etmiştim" dedi. Bunun üzerine üniversite yönetimi, YÖK'e göndereceği 6 kişilik liste için alt sırada yer alan adayı yukarı çekti. Ancak 91 oyla 7'nci sırada yer alan Prof.Dr. Mustafa Keçer de istifa etti. Bu kez 81 oyla daha alt sırada yer alan Prof.Dr. Gülçin Bermek de adının listeye konulmamasını istedi. Bermek de istifa edince yönetim, bu durumu YÖK'e bildirdi. YÖK de, tüm adayların isimlerini, aldıkları oyları ve istifa dilekçelerinin YÖK'e gönderilmesini istedi.

2378 öğretim üyesinin oy kullandığı seçimde 16 geçersiz, 2 boş oy yer almıştı. İlk 3 sırayı Prof. Dr. Ali Akyüz 483 oy, Prof. Dr. Yunus Söylet 467 oy, Prof. Dr. Melih Boydak 365 oy'la paylaşmıştı.

17 Aralık 2008 Çarşamba

Üniversiteyi kim yönetir?

Star Gazetesi yazarı Mehmet Altan İstanbul Üniversitesi'nde dün gerçekleştirilen rektörlük seçimlerine dair yazısı...

Yola koyulduğumda... CHP lideri Deniz Baykal bütçe konuşmasının sonlarına yaklaşıyordu... Konuşmasının sonunda sıraladığı soruları mutlak cevap verilmesi gereken ciddiyette bulmuştum ki...

İstanbul Üniversitesi'nin sapağında...Görevli arkadaşlarımız kampüsün girişinde öğrenci gösterisi olduğunu söyleyerek beni uyardı.

Öğrencileri bir süre izledim; dün benim de oy kullandığım İstanbul Üniversitesi rektör seçimini ve polisin kendilerine karşı tutumlarını protesto ediyorlardı.

Onlar da yönetime katılmak ve söz sahibi olmak arzusundaydılar. Aslında Batı'da, örneğin Almanya'da akademisyenler, öğrenciler ve akademik olmayan personel yönetimde belirli bir orana göre temsil edilirler. Ne var ki Türkiye'de sorun üniversite yönetimi değil... Üniversiteleri kimin ve nasıl yönettiği?

* * *

Üniversiteler dünyanın en eski kurumlarıdır... Üstelik AB özgür ve verimli bir üniversite anlayışını standart hale getirdi...

AB'nin Bologna ve Berlin deklarasyonları, OECD'nin üniversitelerin özerkliğini tanımlayan sekiz kriteri, yeni bir üniversite anlayışının özünü oluşturacak nitelikte.

Üniversiteleri tek bir merkezden farklılıklarına bakmadan ve otoriter bir mantıkla yönetmek ve hatta vakıf üniversitelerinin de kimliklerini yok ederek onları da devlet üniversitesi haline getirmek yerine, sapmaya olanak vermeyecek bir temel çerçeve ile üniversitelere kendi özelliklerini dikkate alarak kendilerini yönetme olanağı tanınabilir.

Türkiye geneline yayılmış üniversiteler arasında onca büyük fark var iken bunlara tek bir elbise giydirmenin anlamı var mı?

* * *

YÖK, 12 Eylül askeri darbesinin üniversiteleri kışlalaştırmak isteyen mantığının bir ürünü. YÖK, bir anayasa sorunu. Çünkü YÖK'ü 12 Eylül anayasasının 130. ve 131. maddeleri şekillendiriyor. Bu maddelerle üniversiteler toplumun denetimi dışına çıkarılarak cumhurbaşkanı ile YÖK'e teslim edilmiş.

Anayasanın ilgili iki maddesini lağvetmeden sorunu çözmek mümkün değil. Demokratikleşmeyi hedef alan bir anlayışın hedefi tümden Anayasayı sivilleştirmek ve bu iki maddeyi de tümüyle ortadan kaldırmak olmalı.

* * *

Sandıkların kapanmasına bir iki saat kala Fen Fakültesi'nde oy vermek için yola koyulduğumda, yoğun polis ablukası devam ediyordu...

Birkaç canlı yayın aracının yanından geçerek girdiğim Fen Fakültesi'ndeki seçim sandıklarının kurulu olduğu tören salonu, tahminimden çok daha fazla kalabalıktı.

Uzun üniversite hayatımda görmediğim kadar yüksek sayıda rektör adayı vardı.

Belli ki yönetme heyecanı benim sandığımdan çok daha fazlasını heyecanlandırmaktaydı.

* * *

Hálbuki... Türkiye'nin en temel sorunu dünyalı öğrencileri yetiştirecek, dünyalı bilim adamları yetiştirebilmek... Neden mi?

'İleride zorunlu eğitimin 12 yıla çıkması daha fazla insanın temel eğitim almasını ve bunun yükseköğrenime ilginin artışı olarak yansımasını sağlayacak. Örneğin üniversite öğrenci sayısı iki katı artarak 4 milyona ulaşabilir. Bu sayısal analizleri şöyle yorumlayabiliriz:

Üniversite sayısı ile üniversite öğrenci sayısı hızla artıyor. Bu, ilköğretimdeki öğretmen ihtiyacı gibi, yüksek öğretimde de nitelikli akademisyen ihtiyacı anlamına geliyor. Yeni akademik kadroları yetiştirmek, yine öğretim üyelerimizin temel görevi içinde. Bugünkü tempo ile devam edersek, 2023'e gelince toplam öğretim üyesi sayısı 32 binden 70 bine yükselecek.

2023 için Türkiye'nin planladığı ise 90 bin. AB'nin en düşük ortalamalarını hedeflersek, öğretim üyesi sayımızın 150 bine çıkması gerekir.

Yani, minimum AB standartlarında yükseköğrenim için, 15 yılda 118 bin öğretim üyesi yetiştirmemiz gerekiyor.'

Evrensel düzeylerde, dünyanın saygın her üniversitesinde rahatlıkla ders verebilecek, yüz on sekiz bin öğretim üyesi. Dünyalı bilim adamları... Bu nasıl olacak?

* * *

Siz bu yazıyı okuduğunuzda İstanbul Üniversitesi'nden YÖK'e gönderilecek rektör adayları sıralanmış olacak...

Görünürde üniversiteyi rektör idare ediyor. Ama rektörü de 12 Eylül rejiminin YÖK anlayışı yönetiyor.

Bu yapıdan ihtiyacımız olan dünyalı öğrencileri ve bilim adamlarını yetiştirecek dünyalı üniversiteler çıkabilir mi?

Deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim; pek mümkün değil...