Yükseköğrenim Genel Kurulu'nun dün gerçekleştirilen toplantısında 18 fakülteye dekan atandı.
YÖK'ten yapılan açıklamada, İstanbul'daki toplantıda, Eğitim, Mevzuat, Kadro ve Vakıf Üniversiteleri Koordinasyon komisyonlarının raporlarının görüşüldüğü ve 18 fakülteye dekan atandığı bildirildi. Açıklamaya göre, dekan atanan fakülteler ve dekanların isimleri şöyle: - Batman Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesine Prof. Dr. Mehmet Bayrak. - Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesine Prof. Dr. Hüseyin Levent Akın. - Cumhuriyet Üniversitesi İletişim Fakültesine Prof. Dr. Mehmet Canbazoğlu. - Dokuz Eylül Üniversitesi Buca Eğitim Fakültesine Prof. Dr. Mustafa Toprak. - Harran Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine Prof. Dr. Bahri Karlı. - İstanbul Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine Prof. Dr. Hasan Sabri Meriç. - İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine Prof. Dr. Adem Sözüer. - İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesine Prof. Dr. Mehmet Bilgin Saydam. - Karabük Üniversitesi Mühendislik Fakültesine Prof. Dr. Abdullah Çavuşoğlu. - Karabük Üniversitesi Teknik Eğitim Fakültesine Prof. Dr. İbrahim Kadı. - Kırıkkale Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesine Prof. Dr. Salih Akkaş. - Kırıkkale Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesine Prof. Dr. Ekrem Yıldız. - Kırıkkale Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesine Prof. Dr. Selda Fatma Bülbül. - Mersin Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesine Prof. Dr. Özden Baştürk. - Mersin Üniversitesi Tarsus Teknik Eğitim Fakültesine Prof. Dr. Yusuf Gürcan Ültanır. - Niğde Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesine Prof. Dr. Musa Şaşmaz. - Yüzüncü Yıl Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine Prof. Dr. Gürcan Eskitaşcıoğlu. - Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Ereğli Eğitim Fakültesine Prof. Dr. Erdal Coşkun. -12 MARTTA TOPLANACAK- Açıklamada ayrıca, Yükseköğretim Kurumları Yönetici, Öğretim Elemanı ve Memurları Disiplin Yönetmeliği'nde yapılacak değişikliklere ilişkin görüşmelere başlandığı kaydedildi. Bundan sonraki Genel Kurul toplantısının 12 Mart 2009'da gerçekleştirileceği belirtildi.
27 Şubat 2009 Cuma
YÖK, 18 Fakülteye Dekan Atadı...
Gönderen
Adsız
zaman:
00:56
0
yorum
Etiketler: Eğitim Fakültesi, Mersin, Mersin Üniversitesi, Niğde Üniversitesi, Tarsus, Tıp Fakültesi, Üniversite, YÖK, Yönetici
22 Aralık 2008 Pazartesi
Bakanlığa 'Dua'lı Protesto...
Eğitim alanındaki sıkıntılara dikkat çekmek isteyen bir öğretmen problemleri Milli Eğitim Bakanlığı'na ilginç bir yolla dile getimiş.
Eğitim alanındaki usulsüzlükler, öğretmen alımları, kontenjan eksiklikleri, yönetici atamaları, ekonomik sıkıntılar gibi birçok sorun nedeniyle Milli Eğitim Bakanlığı'na isyanda olan öğretmenler, artık serzenişlerini “dua” lara döktü. Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'e dua eden bir öğretmen, “öğretmenliğin” durumunu gözler önüne serdi.
Türk Eğitim-Sen'in bir haberine yönelik olarak “duasını” yazan bir öğretmen, öğretmenliğin içler acısı halini gözler önüne sererken, Bakan Çelik'e de üstü kapalı serzenişte bulundu. Duasında, “Bedenimizi değil ama ruhumuzu öldürdüler Ya Rabbi” dişe yakaran öğretmen, duasında, Bakanlık yöneticilerinin “yalan” söylediğini ifade ederek, “yöneticilerimizin zifiri karanlık kalplerine; onların amellerini artık riyadan, dillerini yalandan, gözlerini haramdan temizle” diyerek dua etti. Yöneticilerin, “dillerindeki kirleri”, “gönüllerindeki kinleri” “vücutlarındaki tüm menfiyatın” çekilmesini isteyen öğretmen, duasını “Ya Rabbi. Rahmetinle, ellerimize vurulan kelepçeleri çıkart artık, çıkart ki yine eskisi gibi özgürce kalemlerimizi tutup öğrencilerimizin başını okşayabilelim” diyerek bitirdi.
-“BAYRAMDA SEVİNEMİYORUZ”-
Öğretmeni Türk Eğitim-Sen'e gönderdiği “duası”nın tamamı ise şöyle:
“Kullarım sevinsin', diyerek lütfettiğin şu mübarek bayramda da sevinemiyoruz Ya Rabbi. Yüreklerimiz ezik, yüzümüz yerde, kaldırıp başımızı ufuklara mutlu bakamıyoruz. Mutlu bakışlarımızı çaldılar, yapraklarımızı soldurup renklerimizi ve kokularımızı elimizden aldılar. Evlerimizden ceset kokusu çıkıyor artık. Bedenimizi değil ama ruhumuzu öldürdüler Ya Rabbi.
Sen ki, Rabbimizsin. Bizim ölü zannettiğimiz şeylerden bile canlılığı ve hayatı çıkarıyorsun. Bizim şu ölü gibi duran beynimiz, ruhumuz ve en önemlisi bizden alıp körelttikleri, bitirdikleri espri yapma anlayışımızı ve gülümsemelerimizi tekrar canlandır Ya Rabbi.
Yağan yağmur gibi hiçbir şeyi ayırt etmeyen, güneş gibi herkesi aydınlatan, her şeyin bizi ezdiği halde toprak gibi hiçbir şeylerini esirgemeyip bilgilerini herkesle paylaşan öğretmenler olarak; sana sığınıyor ve diyoruz ki, ne olur en azından bir avuç ateş böceği uçuruver yöneticilerimizin zifiri karanlık kalplerine; onların amellerini artık riyadan, dillerini yalandan, gözlerini haramdan temizle. Dillerindeki kirleri, gönüllerindeki kinleri vücutlarındaki tüm menfiyatı çek al, onlara 'cennet cennet dedikleri, üç beş köşkle üç beş huri, bana seni gerek seni' dedirtip kalplerini ve eylemlerini senin istediğin hakka ve hakkaniyete yönelt. Onları mazlumlara tutan el, gören göz, işiten kulak yapıp güzellikleri ihya ettir ya rabbi.
-“YÖNETİCİLERİ GERGEDANLAR KOVALASIN”-
Ey bütün cebbar ve gaddarları azametiyle dizginleyip durduran Rabbim, eğer bütün bu dualarımıza rağmen ihya olmaz geleceğimizi çalmaya ve karartmaya devam etmekte ısrar ederlerse sen onları cehenneminde yak ama bu dünyada da aklı dengeleri bozulsun Bakırköy'de de yer bulamasınlar, bizim de bunları görmemizi nasip et ya Rabbi.
Yazdığımız her yazıya, arşivde hazır bulunan birkaç şablon cevaplardan birini kopyalayıp yapıştıran ve bizimle adeta dalga geçercesine cevaplayan ilgilileri çöllerde 'su… su…' diye inleterek helak eyle ya Rabbi.
Onlara arka çıkarak şikayetlerimizi kulak ardı eden amirlerini de peşlerinden gönder ve gergedanlara kovalattır hepsini ya Rabbi. Ya Rabb! Yönetmeliğe uygun olarak stajyerliğimizi kaldırıp yasal süreyi de bekleyerekten zorunlu nedenlerle istifa ettiğimizi biliyorsun –ki o yönetmelik bize geri dönüşlerimizde kolaylık sağlıyordu- yönetmeliği sonradan değiştirip avantajlarımızı elimizden almakla kalmayıp kin ve nefret duygularıyla yüzde 10'luk kontenjanı yüzde 1'e indirerek bizim öğretmenlik hakkımızı elimizden alanları sen prensesleri olmayan kurbağa prenslere çevir ya Rabbi.
-“ONLARA 'KEYFİ İSTİFA' YAŞAT”-
Sonradan icat edilen 'atamalarda hizmet süresini baz alma' fikrini üretenlerin hayatlarını sevgisiz bırak, açlıkla terbiye et ve ahir zamanlarında sokağa düşürüp bizim zamanında eğitmemize izin vermedikleri tinerci çocuklara sürekli taciz ettir ya Rabbi.
Ya Rabbi, zorunlu istifalarımız için 'keyfi istifalar' tabirinin ne kadar zorumuza gittiği malumundur. Bunu söyleyen insafsız ve yola gelmez kişilere, bizim yaşadığımız 'keyfi istifa' yı yaşatmanı, ağızlarına gem vurmanı, ellerine kelepçe geçirmeni, ayaklarına zincir takmanı istiyoruz ya Rabbi.
4 yıldan beri “ileri ki dönemde kontenjanlar artacaktır” diye bize oyalama yazıları gönderenlerin ve televizyona çıkıp hakkımızda yalan söyleyenlerin burunlarını Pinokyo' nun burnundan da kat be kat uzatıp öyle bırak; öyle bırak ki, gece yattıklarında tavanı sürekli tıklayacaklarından üst kattakilerin şikayetine maruz kalsınlar ya Rabbi.
Mağduriyetimizi bildirdiğimizde 'Keşke istifa etmeseydiniz ya', 'Neden istifa ettiniz ki yaa' diye öğüt veren müdürlerin aklından da bizi ırak tut ya Rabbi.
Mağduriyetimizi dinliyor ve bize hak veriyor gibi görünüp, daha biz mekandan doğru dürüst uzaklaşmadan masalarına kapanıp arkamızdan kikir kikir gülen 'enayiye bak enayiye yönetmeliğe güvenip istifa etmiş' deyip bizi eğlence konusu yapanları da biz söylemeyelim, artık sen bildiğin gibi yap ya Rabbi.
-“GÜNEŞLİ GÜNDE YILDIRIM ÇARPTIR”-
Yıllardır haklı sesimizin yerine kulaklarını menfaatlerinin şakırtısına açan ilgilileri, köşe yazarlarını bilhassa sabah 4'e kadar bizi TV başında tutup ama sorunumuza tek kelimeyle değinmeyen A.G.'yü, bizim ilettiklerimizi amirlerine ve ilgili yerlere ulaştırmayan görevlileri, yüce hikmetinle ibret olsun diye güneşli günde yıldırıma çarptır Ya Rabbi.
Rahmetinle, ellerimize vurulan kelepçeleri çıkart artık, çıkart ki yine eskisi gibi özgürce kalemlerimizi tutup öğrencilerimizin başını okşayabilelim. Amin.”
17 Aralık 2008 Çarşamba
Üniversiteyi kim yönetir?
Star Gazetesi yazarı Mehmet Altan İstanbul Üniversitesi'nde dün gerçekleştirilen rektörlük seçimlerine dair yazısı...
Yola koyulduğumda... CHP lideri Deniz Baykal bütçe konuşmasının sonlarına yaklaşıyordu... Konuşmasının sonunda sıraladığı soruları mutlak cevap verilmesi gereken ciddiyette bulmuştum ki...
İstanbul Üniversitesi'nin sapağında...Görevli arkadaşlarımız kampüsün girişinde öğrenci gösterisi olduğunu söyleyerek beni uyardı.
Öğrencileri bir süre izledim; dün benim de oy kullandığım İstanbul Üniversitesi rektör seçimini ve polisin kendilerine karşı tutumlarını protesto ediyorlardı.
Onlar da yönetime katılmak ve söz sahibi olmak arzusundaydılar. Aslında Batı'da, örneğin Almanya'da akademisyenler, öğrenciler ve akademik olmayan personel yönetimde belirli bir orana göre temsil edilirler. Ne var ki Türkiye'de sorun üniversite yönetimi değil... Üniversiteleri kimin ve nasıl yönettiği?
* * *
Üniversiteler dünyanın en eski kurumlarıdır... Üstelik AB özgür ve verimli bir üniversite anlayışını standart hale getirdi...
AB'nin Bologna ve Berlin deklarasyonları, OECD'nin üniversitelerin özerkliğini tanımlayan sekiz kriteri, yeni bir üniversite anlayışının özünü oluşturacak nitelikte.
Üniversiteleri tek bir merkezden farklılıklarına bakmadan ve otoriter bir mantıkla yönetmek ve hatta vakıf üniversitelerinin de kimliklerini yok ederek onları da devlet üniversitesi haline getirmek yerine, sapmaya olanak vermeyecek bir temel çerçeve ile üniversitelere kendi özelliklerini dikkate alarak kendilerini yönetme olanağı tanınabilir.
Türkiye geneline yayılmış üniversiteler arasında onca büyük fark var iken bunlara tek bir elbise giydirmenin anlamı var mı?
* * *
YÖK, 12 Eylül askeri darbesinin üniversiteleri kışlalaştırmak isteyen mantığının bir ürünü. YÖK, bir anayasa sorunu. Çünkü YÖK'ü 12 Eylül anayasasının 130. ve 131. maddeleri şekillendiriyor. Bu maddelerle üniversiteler toplumun denetimi dışına çıkarılarak cumhurbaşkanı ile YÖK'e teslim edilmiş.
Anayasanın ilgili iki maddesini lağvetmeden sorunu çözmek mümkün değil. Demokratikleşmeyi hedef alan bir anlayışın hedefi tümden Anayasayı sivilleştirmek ve bu iki maddeyi de tümüyle ortadan kaldırmak olmalı.
* * *
Sandıkların kapanmasına bir iki saat kala Fen Fakültesi'nde oy vermek için yola koyulduğumda, yoğun polis ablukası devam ediyordu...
Birkaç canlı yayın aracının yanından geçerek girdiğim Fen Fakültesi'ndeki seçim sandıklarının kurulu olduğu tören salonu, tahminimden çok daha fazla kalabalıktı.
Uzun üniversite hayatımda görmediğim kadar yüksek sayıda rektör adayı vardı.
Belli ki yönetme heyecanı benim sandığımdan çok daha fazlasını heyecanlandırmaktaydı.
* * *
Hálbuki... Türkiye'nin en temel sorunu dünyalı öğrencileri yetiştirecek, dünyalı bilim adamları yetiştirebilmek... Neden mi?
'İleride zorunlu eğitimin 12 yıla çıkması daha fazla insanın temel eğitim almasını ve bunun yükseköğrenime ilginin artışı olarak yansımasını sağlayacak. Örneğin üniversite öğrenci sayısı iki katı artarak 4 milyona ulaşabilir. Bu sayısal analizleri şöyle yorumlayabiliriz:
Üniversite sayısı ile üniversite öğrenci sayısı hızla artıyor. Bu, ilköğretimdeki öğretmen ihtiyacı gibi, yüksek öğretimde de nitelikli akademisyen ihtiyacı anlamına geliyor. Yeni akademik kadroları yetiştirmek, yine öğretim üyelerimizin temel görevi içinde. Bugünkü tempo ile devam edersek, 2023'e gelince toplam öğretim üyesi sayısı 32 binden 70 bine yükselecek.
2023 için Türkiye'nin planladığı ise 90 bin. AB'nin en düşük ortalamalarını hedeflersek, öğretim üyesi sayımızın 150 bine çıkması gerekir.
Yani, minimum AB standartlarında yükseköğrenim için, 15 yılda 118 bin öğretim üyesi yetiştirmemiz gerekiyor.'
Evrensel düzeylerde, dünyanın saygın her üniversitesinde rahatlıkla ders verebilecek, yüz on sekiz bin öğretim üyesi. Dünyalı bilim adamları... Bu nasıl olacak?
* * *
Siz bu yazıyı okuduğunuzda İstanbul Üniversitesi'nden YÖK'e gönderilecek rektör adayları sıralanmış olacak...
Görünürde üniversiteyi rektör idare ediyor. Ama rektörü de 12 Eylül rejiminin YÖK anlayışı yönetiyor.
Bu yapıdan ihtiyacımız olan dünyalı öğrencileri ve bilim adamlarını yetiştirecek dünyalı üniversiteler çıkabilir mi?
Deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim; pek mümkün değil...
Gönderen
Adsız
zaman:
00:46
0
yorum
Etiketler: CHP, Deniz Baykal, İstanbul Üniversitesi, Mehmet Altan, Ögrenci, Star, Star Gazetesi, Üniversite, Yönetici