25 Şubat 2010 Perşembe

Doğramacı 95 Yaşında Vefat Etti...

YÖK'ün kurucu başkanı ve Bilken Üniversitesi kurucusu Prof. Dr İhsan Doğramacı vefat etti.
Doğramacı'nın, tedavi gördüğü Hacettepe Üniversitesi Hastanesi'nde, ''çoklu organ yetmezliği'' nedeniyle yaşamını yitirdiği bildirildi. Doğramacı, 9 Kasım 2009 tarihinden bu yana Hacettepe Üniversitesi Hastanelerinde yoğun bakım tedavisi gördüğü kaydedildi. İHSAN DOĞRAMACI'NIN ÖZGEÇMİŞİİhsan Doğramacı, 3 Nisan 1915'de Irak'ın Erbil kentinde doğdu. Doğramacı, son olarak Bilkent Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı, Türkiye ve Uluslararası Çocuk Sağlığı Merkezi Başkanlığı, UNICEF Türkiye Milli Komitesi Başkanlığı ile Uluslararası Pediatri Kurumu Onursal Başkanlığı görevlerini sürdürüyordu. Londra'da 1971'de Kraliyet Tıp Koleji üyeliği yapan Prof. Dr. Doğramacı, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde 1947-1954 yılları arasında öğretim görevlisi, doçent ve profesör olarak hizmet verdi. İhsan Doğramacı, 1955-1967 yıllarında Ankara Üniversitesi Çocuk Sağlığı Enstitüsü Pediatri Profesörü olarak görev yaparken, 1967-1981 yılları arasında da Hacettepe Üniversitesinde çalıştı. Doğramacı, 1963-1965 yılları arasında Ankara Üniversitesi Rektörlüğü'nde bulundu. Prof. Dr. Doğramacı, ''Orta Doğu Teknik (ODTÜ) Üniversitesi Mütevelli Heyet Başkanlığı (1965-1967), Hacettepe Üniversitesi Rektörlüğü (1967-1975), Tıp ve Sağlık Bilimleri Milli Konseyi Başkanlığı (1974-1981) yaptı. Doğramacı, Yüksek öğretim Kurulu'nun (YÖK) ilk başkanlığını (1981-1992) da üstlendi. Değişik üniversitelerden fahri doktora unvanı verilen Doğramacı, birçok uluslararası akademi ve pediatri cemiyeti üyesiydi. Prof. Dr. Doğramacı, 1985'te Türkiye'nin ilk özel üniversitesi Bilkent Üniversitesini kurdu; 1963'de Hacettepe Tıp ve Sağlık Bilimleri Fakültesinde entegre eğitim sistemini uyguladı. Ankara'da Hacettepe Üniversitesi, Erzurum Atatürk Üniversitesi ve Trabzon Karadeniz Teknik Üniversitesine birer Tıp Fakültesi kurulmasında öncülük eden Doğramacı, YÖK Başkanı olarak Kayseri-Erciyes, Samsun-Ondokuz Mayıs, Sivas-Cumhuriyet, Eskişehir-Anadolu Üniversitelerinin kurulmasına da destek verdi. İhsan Doğramacı, uluslararası birçok kuruluşta ve örgütte onursal başkanlık, başkanlık, yönetim kurulu üyeliği, üyelik, danışmanlık görevlerini de yürütmüştü. İhsan Doğramacı'nın 80'den fazla mesleki periyodiklerde, özellikle çocuk ve halk sağlığı ve tıp eğitimi hakkında yayınlanmış makaleleri; ayrıca Prematüre Bebek Bakımı, Annenin Kitabı isimli kitapları bulunuyor. Prof. Dr. İhsan Doğramacı, TÜBİTAK Hizmet Ödülü, Leon Bernard Vakfı Ödülü (Dünya Sağlık Örgütü), Christopherson Ödülü (Amerikan Pediatri Akademisi), Maurice Pate Ödülü (UNICEF) sahibiydi. Ayrıca, Officier de la Legion d'Honneur (Fransa), Gran Oficial, Orden del Merito de Duarte, Sanchez y Mella (Dominik Cumhuriyeti), First Rank Commander of the Order of the Lion of Finland (Finlandiya), First Rank Commander of the Order of Merit of Poland (Polonya), Gran Cruz Placa de Plata de la Orden Heraldica de Cristobal Colon (Dominik Cumhuriyeti) nişanları ve T.C. Devlet Üstün Hizmet Madalyası almıştı. İhsan Doğramacı'nın, Bilkent semtinde babası ''Doğramacızade Ali Paşa'' adına yaptırdığı bir cami bulunuyor. İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça ve Farsça bilen İhsan Doğramacı, evli ve Bilkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ali Doğramacı ile birlikte 3 çocuk babasıydı.

Öğretmen ve Öğrenciler 'Chat'te...

MEB, öğretmenler ve öğrencilerin katılabileceği özel bir 'chat' internet sitesi hazırlıyor.
Mİllİ Eğitim Bakanlığı (MEB) öğretmenlerin bilgilerini ve derslerle ilgili fikirlerini diğer öğretmenlerle paylaşabilmeleri için sanal forum kuruyor. MEB, öğretmenler ve öğrencilerin katılabileceği özel bir 'chat' internet sitesi hazırlıyor. Sistemle öğretmenler çeşitli illerdeki meslektaşlarıyla da sohbet edebilecek. Aynı branşlardaki öğretmenlerin yanı sıra ayrı branşlardaki öğretmenler de birbirleriyle iletişim kurabilecek. SINIRLAR KALKIYOR Öğretmenlerin hizmet içi eğitimlerde sık sık bir araya geldiğini ifade eden Bakanlık yetkilileri de bu sistemle bunun her an zaman ve mekan sınırlaması olmadan mümkün olabileceğini söyledi. Kurulacak forumdan öğrenciler de kısıtlı oranlarda yararlanabilecekler. Öğrenciler, öğretmenlerin onay vermesi durumunda öğrenci öğretmenlerinden bilgi edinebilecek. Farklı illerdeki öğretmenlerden de görüş alabilecek. Öğrenciler, branş öğretmenleri tarafından eklenen yazı, makale gibi materyalleri de edinebilecek. NİTELİK ARTARSA ÜRETİM DE ARTAR YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan, projeye ilişkin şunları söyledi: 'İngiltere'deki uygulamaları göz önünde bulundurarak öğrencilerimiz için güzel şeyler yapmak istiyoruz. 1 milyondan fazla 2 yıllık okuldan mezun öğrenci var. Öğrencilerimizin yurtdışında olduğu gibi ders kredisini artırmayı ve üniversite mezunu olmalarını sağlayacağız. Bu öğrencilerin nitelikleri artırılırsa ülkemizin üretim gücü artar.' MEZUNLARA MÜJDE MYO'lerden mezun olup çalışmaya devam eden öğrenciler de 4 yıllık üniversite diploması alabilecek. Üniversite ile ilişkilendirilen öğrenciler tıpkı lisedekiler gibi proje derslerini verirlerse fakülte diploması alabilecek. Okulda iş, işte okul YÖK, daha önce METGEM (Bahçeşehir Üniversitesi Mesleki ve Teknik Eğitimi Geliştirme Merkezi) tarafından uygulanmaya başlanan 'okulda iş, işte okul' projesini hayata geçiriyor. Ayrıca MYO mezunu öğrenciler bir taraftan çalışırken diğer yandan 4 yıllık fakülte mezunu olacak. Projeye göre, Meslek Yüksek Okulu'ndan mezun olanlar çalışırken 4 yıllık fakülte mezunu olabilecek. YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan 'Öğrenciler çalışırken üniversiteyle bağlantılı proje derslerini vererek fakülte bitirebilecekler. Bu projenin üzerinde özenle çalışıyoruz' diye konuştu. İngiltere'de olduğu gibi çalışarak okuma imkanı sağlayan bu projeye göre, MYO'da okuyan öğrencilerin ders kredileri hesaplanacak. Çalışırken ek kredi alan öğrenciye ayrıca üniversite proje dersleri verecek. Bu dersleri başarı ile geçen öğrenci lisans diploması alabilecek. Böylece öğrenci 4 yıllık fakülte hakkı elde etmiş olacak.

24 Şubat 2010 Çarşamba

MEB SBS'ye El Attı...

Milli Eğitim Bakanı Çubukçu, velilerden alınan şikayetler üzerine SBS konusunda araştırma yaptırıldığını bildirdi.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, iki yıldır uygulanan Seviye Belirleme Sınavları ile ilgili velilerden bazı şikayetler aldıklarını belirterek, bu nedenle SBS konusunda bağımsız akademisyenlere araştırma yaptırıldığını bildirdi. Bu araştırmanın sonucunu beklediklerini belirten Çubukçu, aksayan yönler tespit edilirse bunların üzerinde duracaklarını söyledi. Çubukçu, Anadolu Ajansı'na, SBS ile ilgili yürütülen çalışmaya ilişkin açıklama yaptı. SBS'nin 2 yıl önce Ortaöğretim Kurumları Sınavı'nın (OKS) yerine getirildiğini anımsatan Çubukçu, bir sınav sistemi değişikliğine gidildiğinde veya ölçme-değerlendirme ile alanlarla müfredatla ilgili değişiklikler yapıldığında, bu değişikliklerin sonuçlarını kısa vadede görmenin mümkün olmadığına işaret etti. Çubukçu, ''Bazen bir sonucu test edebilmek için doğru mu yanlış mı diye, çok uzun yıllar geçmesi gerekiyor. Oysa ki eğitim sistemi artık daha hızlı ve rekabete açık, değişimin de artık daha hızlı gerçekleştirilmesi gereken dönemlerdeyiz'' diye konuştu. ''BEKLENTİ OLUŞTU'' SBS sistemi getirildiğinde birtakım beklentiler oluştuğunu belirten Çubukçu, çocukların dershaneye yönelmelerinin önleneceğinin söylendiğini kaydetti. Yeni sisteme geçilmeden önce yaşanan tartışmalara değinen Çubukçu, OKS'ye yönelik itirazları ve eleştirileri anımsattı. Öğrencinin tek bir sınavla değerlendirildiği, sınavın tam ergenlik dönemine denk geldiği, ölçme-değerlendirmenin sağlıksız olduğu, sadece sınav sonuçlarının değil okul başarılarının da etkili olması gerektiği yönünde birtakım tartışmalar yapıldığını anlatan Çubukçu, şöyle devam etti: ''Bakanlık da bu manada çok kapsamlı bir çalışma yürüterek, tüm tarafları biraraya getirdi. Büyük bir yenilik olarak sunuldu ve beklenti oluştu. Bu itirazlar ve bu beklentilerle birlikte oluşturulan yeni sistem yürümeye başladı ve henüz iki yıllık bir süreçte bu kez itirazlar başladı. İki yıllık uygulama sonucunda velilerden şu tür şikayetler alıyoruz; 'çocuğum neredeyse sürekli ders çalışıyor, sosyal aktivitelerini ve hobilerini tamamen kaybetti. Daha doğrusu bir hobiye ayıracak zamanı yok. Zamanının büyük bölümünü dershanelerde veya ders alarak geçiriyor. Bu sınav sistemi öyle bir hale getirdi ki bizi, çocuğum çok daha erken yaşlarda ve daha yoğun bir çalışmayla karşı karşıya kaldı ve bu sorumluluk çok ağır.' Biz bakanlık olarak bütün bu itirazları dinlemek durumundayız. Kulağımızı açmak durumundayız. Yaptığımız her şeyi 'hiç tartışılmaz, en doğrusu bu' diye ilerleyemeyiz. Aslında Türkiye'de her uygulama çalışmasını veya bu tür çalışmaları, her yeni sistemi, beklenen amaca hizmet edip etmediğini, bütün bu ihtiyaçları karşılayıp karşılamadığını ve uygulamadaki aksaklıkları görmek için mutlaka araştırmalara konu etmek lazım.'' Çubukçu, bu nedenle SBS'nin incelenmesi için çalışma başlatıldığını bildirdi. Çubukçu, ''Biz de SBS sisteminin her yönüyle incelenmesi için, öğrenci üzerindeki etkisi, okul başarısı ve öğrenme yöntemleri üzerindeki etkisiyle ilgili kapsamlı bir araştırma yapalım, dedik. Sonuçlarına göre aksayan yönler varsa bunların üzerinde duralım'' diye konuştu. SBS'nin kaldırılacağı yönündeki söylentilerle ilgili de Çubukçu, ''İki yıl önce belirlenmiş, bu kadar geniş mutabakatla. 'Tekrar OKS'ye dönelim...' Demek ki onun da sayısız sakıncaları ve sıkıntıları vardı. Böyle bir şey yok'' dedi. ''RAPOR BEKLEYECEĞİZ'' SBS ile ilgili araştırmanın bakanlık dışından uzmanlara yaptırılacağını ifade eden Çubukçu, bunun için ihaleye çıkıldığını anlattı. Çubukçu, ''Konu başlıklarına göre bir grup akademisyen ihaleyi aldı. Bağımsız bir akademisyen grubu araştırma yapıyor. Yani Bakanlık içinde yaptırmıyoruz. Onların raporlarını bekleyeceğiz'' diye konuştu.

Sözleşmeli Öğretmenler Dertli...

Eğitim-Bir-Sen'in sözleşmeli öğretmenlerin performansı ile ilgili yaptığı araştırmadan çarpıcı sonuçlar çıktı...

Eğitim-Bir-Sen'in araştırmasına göre, sözleşmeli öğretmenlerin yüzde 84.4'ünün performansı, kadroya geçişlerindeki belirsizlikten dolayı olumsuz etkileniyor.
Eğitim-Bir-Sen'den yapılan yazılı açıklamada, sendikanın Stratejik Araştırmalar Merkezi tarafından uzun bir süredir kadroya geçirilmeyi bekleyen sözleşmeli öğretmenlerin kadro sorununa bakış açılarını, tutumlarını ve çözüm önerilerini belirlemek amacıyla 81 ilde 2 bin 500 sözleşmeli öğretmene anket uygulandığı belirtildi. Araştırmaya göre, sözleşmeli öğretmenlerin yüzde 17.4'ü sözleşmelilikte birinci, yüzde 22.4'ü ikinci, yüzde 29.4'ü üçüncü, yüzde 30.8'i ise dördüncü yılında bulunuyor. Araştırmaya katılan sözleşmeli öğretmenlerin yüzde 82.3'ü statülerinden dolayı çalıştıkları okulda kadrolu öğretmenlere karşı psikolojik eziklik duygusu yaşıyor. Sözleşmeli öğretmenlikte geçen süre arttıkça, sözleşmeli öğretmenlerin statülerinden dolayı çalıştıkları okulda kadrolu öğretmenlere karşı psikolojik olarak eziklik hissetme oranının arttığı, dördüncü yılında olan sözleşmeli öğretmenlerin diğer sözleşmeli öğretmenlere nazaran psikolojik olarak kendilerini daha fazla ezik hissettiği bildirildi. Sözleşmeli öğretmenlerin yüzde 84.4'ü, kadroya geçişlerindeki belirsizlikten dolayı girdikleri derslerde veya görevlerinde performanslarının olumsuz etkilendiğini, yüzde 10'u kısmen olumsuz etkilendiğini, yüzde 5.6'sı ise olumsuz etkilenmediğini ifade ediyor. Ankete katılanların yüzde 10.4'ü kadrolu olarak atanacağına kesinlikle inandığını belirtirken yüzde 20.5'i atanacağına inandığını, yüzde 29.2'si atanacağına kısmen inandığını, yüzde 11.2'si atanacağına inanmadığını ve yüzde 28.8'i atanacağına kesinlikle inanmadığını belirtiyor. Buna göre, her 3 sözleşmeli öğretmenden 1'i kadrolu olarak atanacağına kesinlikle inanmıyor, öğretmenlerin yüzde 40'ı ise kadrolu olarak atanamayacağını ve kesinlikle atanamayacağını düşünüyor. Sözleşmeli geçen süre arttıkça kadrolu atanamama düşüncesi de artıyor. Sözleşmelilikte dördüncü yılında olan her 2 öğretmenden birinin kadrolu olarak atanamayacağına inanıyor. MEB'in kadroya geçişleriyle ilgili açıklamalarını inandırıcı bulan sözleşmeli öğretmenlerin oranı yüzde 17 iken inandırıcı bulmayanların oranı 65.6'ye ulaşıyor. Sözleşmeli öğretmenlerin yüzde 67.9'u ''MEB'in kendilerine yönelik tutumundan dolayı sözleşmelileri şartsız olarak kadroya geçireceğine inanmadığını'' belirtirken, yüzde 16.3'ü inandığını ifade ediyor. Sözleşmeli öğretmenlerin yüzde 43.8'i kendilerinin kadroya geçirilememelerinin hükümetin tavrından kaynakladığını, yüzde 43.8'i MEB'in tavrından kaynaklandığını, yüzde 12.4'ü ise Maliye Bakanlığının tavrından kaynaklandığını düşünüyor. MEB'in kendilerini kadroya geçirme esnasında uygulamasını istedikleri şartlar sıralandığında, öğretmenlerin yüzde 44.1'i tüm sözleşmeli öğretmenlerin kademeli olarak kadroya geçirilmelerini, yüzde 24.8'i hizmet süresini, yüzde 14.9'u hizmet puanı ve hizmet süresini, yüzde 7.2'si hizmet puanını, yüzde 6.1'i görevlendirilmedeki KPSS puanını ve yüzde 2.9'u KPSS puanlarından en yüksek olanını dikkate alması gerektiğini ifade ediyor. ''58 ALANDA 70 BİN SÖZLEŞMELİ ÖĞRETMEN GÖREV YAPIYOR'' Eğitim-Bir-Sen Genel Sekreteri Halil Etyemez, 58 alanda 70 bin sözleşmeli öğretmenin görev yaptığını belirterek, sözleşmeli öğretmenlerle kadrolu öğretmenler arasındaki yapılanma farkının çalışma barışını bozduğunu, ikinci sınıf istihdam biçiminden dolayı sözleşmeli öğretmenin kendini kötü hissettiğini ifade etti. Öğretmenliğin, aidiyet duygusunun en fazla hissedildiği meslek olduğuna dikkati çeken Etyemez, ''Onun için öğretmenlikte sözleşmelilik olmamalıdır. Dolayısıyla sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesine yönelik çalışma biran önce tamamlanmalıdır. Bundan sonra da herhangi bir şekilde sözleşmeli öğretmen alımı yapılmamalıdır. Eğitimimiz ve eğitimcilerimiz ikinci sınıf istihdam biçiminden kurtarılmalıdır'' değerlendirmesinde bulundu. Sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesi konusunda şimdiye kadar birçok etkinlik gerçekleştirdiklerini belirten Etyemez, MEB ile imzaladıkları Kurum İdari Kurulu Ekim 2009 Çalışma Raporu'na, ''Sözleşmeli öğretmenlerin kadroya geçirilmesine ilişkin çalışmaların sonuçlandırılması'' şeklinde bir madde koyduklarını ve ''70 Bin Sözleşmeli Öğretmenden 70 Bin Dilekçe'' kampanyası başlattıklarını hatırlattı.

İTÜ Çalışıyor

İTÜ'nün OTAM ve TÜMOSAN iş birliği ile, Türkiye'de ilk kez TÜBİTAK destekli ürettiği motor ezber bozacak.
İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Otomotiv Teknolojileri Araştırma Geliştirme Merkezi (OTAM) ve Türk Motor Sanayi ve Ticaret Anonim Şirketi (TÜMOSAN) iş birliğiyle, Türkiye'de ilk kez TÜBİTAK destekli çevre dostu yeşil LPG'li dizel motor üretildi.
İTÜ'den yapılan yazılı açıklamada, AR-GE çalışması yapabilmek, teknolojik buluşlara imza atabilmek, bilgi birikimini üretime dönüştürmek ve sanayinin sorunlarına çözüm bulabilmek amacıyla, üniversite ve sanayi gibi iki önemli gelişim aktörünün bir arada rol oynaması gerekliliğine inanan İTÜ'nün, bu kapsamda yaptığı çalışmalarla öncülük etmeye devam ettiği belirtildi. Bu çalışmalardan biri olan ve AB standartlarına uygun olarak tasarlanan ve üretilen LPG'li dizel motorun yüzde 33 daha düşük maliyeti, yüzde 15 daha yüksek motor verimiyle dikkat çektiği ifade edilen açıklamada, yeni teknoloji dizel motorun 26 Şubat günü üniversitenin Ayazağa Yerleşkesi'nde düzenlenecek toplantıda tanıtılacağı bildirildi. Toplantıda, İTÜ Rektörü Prof. Dr. Muhammed Şahin, TÜMOSAN Genel Koordinatörü Kurtuluş Öğün ve OTAM Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ali Göktan'ın LPG'li dizel motor ile ilgili bilgi vereceği ve ardından teknik gezi yapılacağı kaydedildi.

23 Şubat 2010 Salı

Kitap Kurdu Muazzez Nine...

Eskişehir'de iki torununa okuma alışkanlığı kazandırmak için düzenli olarak kütüphaneye götüren 74 yaşındaki Muazzez nine, kitap kurdu oldu.
Eskişehir'de iki torununa okuma alışkanlığı kazandırmak için düzenli olarak kütüphaneye götüren 74 yaşındaki Muazzez Balkan, adeta kitap kurdu oldu.
Torunları Dilan ve Berna'yı haftada iki gün kütüphaneye götüren Muazzez Balkan, kendisi de ayda 10 kitap okumaya başladı. İlerlemiş yaşına rağmen bununla da kalmayan Balkan, her okuduğu kitabın özetini torunlarına ve kızlarına anlatıyor. Beş buçuk ayda 50 kitap okuyarak iki torununu da geride bırakan Balkan, kütüphane çalışanlarının hayranlığını kazanmış. Muazzez nine daha çok Türk romanlarını tercih ediyor. Önceleri ayda birer kitap okuyan torunları ise nineleri sayesinde şimdi ayda dört beş kitap bitiriyor. Muazzez ninenin son bir ay içerisinde okuduğu kitaplar arasında Çalıkuşu, Samanyolu, Gençlik Rüzgarı, Hür Şehrin İnsanları, Sağır Dere ve Diriliş romanları yer alıyor. Muazzez Balkan, amacının torunlarına kitap okuma alışkanlığı kazandırmak ve onların daha bilgili hale gelmesini sağlamak olduğunu belirterek, "Kitaplar adeta arkadaşım. Hem bilgi sahibi oluyorum hem de kendimi geliştiriyorum. Torunlarımı kütüphaneye getirmem, okuma alışkanlığımı daha da artırdı. Artık günde iki öğün kitap okuyorum. Çok mutluyum." şeklinde konuşuyor. Muazzez Balkan'ın küçük torunu Berna ninesinin bu girişimi sayesinde daha fazla kitap okumaya başladığını ifade ediyor. Berna Balkan, "Önceden kitap okumazdım. Şimdi ayda 6-7 kitap okuyorum. Para biriktirip kitap alıyorum. Okulda başarım arttı, unutkanlığım geçti." diyerek okuduğu kitapların faydasını anlattı. Büyük torun Dilan da, en son kitabı ilkokul son sınıfta okuduğuna işaret ederek, "Ninem sayesinde yeniden kitapla tanıştım. Şimdi ayda 5-6 kitap okuyorum." dedi. Velilerin hep çocukları için kütüphaneye kitap almaya geldiğini anlatan kütüphane müdürü Mehmet Akkaya, şunları söyledi: "Ama Muazzez Hanım torunlarıyla gelip burada kitap okuyor. Bu bizim için çok önemli. Çünkü gençlere örnek oluyor. Bu tip insanların çoğalması lazım."

Lise Son Sınıflara Müjde...

MEB, üniversite sınavına hazırlanan lise son sınıf öğrencilerinin sahte sağlık raporlarıyla uğraşmaması için yeni bir düzenleme getirdi.
Milli Eğitim Bakanlığı, üniversite sınavına hazırlanan lise son sınıf öğrencilerinin sahte sağlık raporlarıyla uğraşmaması için devamsızlıkta 'rapor yerine velinin yazılı başvurusunu' yeterli saydı.
Halen 20 gün 'özürsüz', 25 gün de rapor alarak 'özürlü' devamsızlık yapabilen lise öğrencileri artık 25 günlük özürlü devamsızlıkları için de rapor almak zorunda olmayacak. Sadece lise son sınıf öğrencilerine verilen bu imkanla 'öğrenci velisinin okul müdürlüğüne yazılı olarak başvurması halinde beyan edeceği süre' de özürlü devamsızlıktan sayılacak. Ancak özürlü ve özürsüz devamsızlık süresi 45 günü yine geçemeyecek. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu dün 'özürlü devamsızlık' konulu illere bir genelge göndererek uygulamanın detaylarını bildirdi. Genelgede Bakan Çubukçu, 'ortaöğretim kurumlarında öğrenim gören son sınıf öğrencilerinin yıl boyu yoğun bir çalışma temposu göstererek ÖSS'ye hazırlandıklarını' kaydetti. Öğrencilerin 'sınav streslerinin azaltılması, derslere motivasyonlarının sağlanması ve sınavlara psikolojik olarak daha rahat girmelerini' amaçladıklarını vurgulayan Nimet Çubukçu, "Bu yıla mahsus olmak üzere yönetmelikte belirtilen özürlerin yanı sıra öğrenci velisinin okul müdürlüğüne yazılı olarak başvurması halinde beyan edeceği sürenin de özürlü devamsızlıktan sayılması, öğrenci ve velilerine moral kazandıracaktır." dedi. Benzer bir genelge geçen sene nisan ayında da yayınlanmıştı. Bu sene üniversite sınavlarının iki aşamalı olması ve birinci basamak sınavının (YGS) nisan ayında yapılacak olması nedeniyle öğrenciler 'rapor' telaşına erken düşmüştü. Bakanlık da geçen seneki genelgesini bu sene erkene aldı ve öğrencileri rahatlattı.