Yıldız Teknik Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yıldız Teknik Üniversitesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22 Ocak 2010 Cuma

Tatilde Başarı Sorgulaması Yapmayın...

Doç. Dr.Süleyman Doğan, ebeveynlerin başarısızlıklarından dolayı çocuklarına tenkit yerine ilgi göstermeleri gerektiğini söyledi.

Yıldız Teknik Üniversitesi Fen-Ebebiyat Fakültesi İnsan ve Toplum Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr.Süleyman Doğan, ebeveynlerin başarısızlıklarından dolayı çocuklarına tenkit yerine daha fazla ilgi göstermeleri gerektiğini söyledi. Yrd. Doç. Dr. Doğan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ailenin kişilik gelişimindeki önemine dikkati çekerek, tatillerde ailelerin başarı sorgulaması yapmak yerine çocuklarıyla ilgilenmesi gerektiğini söyledi. Başarısızlıkların telafi edileceğini ancak kişilik gelişimindeki olumsuz bir etkinin geriye dönüp düzeltilmesinin zor olduğunu ifade eden Doğan, şunları kaydetti: ''Zayıf not olan karneler için anne-babalar çocuklar üzerinde psikolojik baskı yapmamalı, aksine daha fazla ilgi göstermeli. Çocuğun yetişmesinde ailenin etkisi saymakla bitmez. Özellikle çocuk eğitiminde ailenin önemi ve sorumlulukları son derece önemlidir. Gerek çocukluğun ilk yılları olan okul öncesi dönemde, gerekse okul yıllarında ailenin vermiş olduğu eğitim veya takındığı tavır çocuğun kişilik gelişimini önemli oranda etkilemektedir. İlgisiz büyüyen çocukta oluşan olumsuz kişilik yapısı daha sonraki dönemlerde telafisi zor sonuçları doğurmaktadır. Yaşamın ilk yıllarını olumsuz ve ilgisiz koşullar içinde geçirmiş olan bireylerin bu olumsuzlukları yetişkin olduklarında da devam ettirdikleri gözlenmiştir. Birey yetişkin olsa da çocuklukta yaşamış olduğu ailenin ve almış olduğu aile eğitiminin etkilerini taşımaktadır.'' TATİLDE ÇOCUKLARINIZA DAHA FAZLA ZAMAN AYIRIN Anne-babaların çocuklarla tatillerde daha fazla vakit geçirmesi gerektiğinin bildiren Doğan, şöyle devam etti: ''Bazı anne-babalar çocuklarıyla gerektiği gibi ilgilenmezler. Çocuğa karşı davranışlarında onu birey olarak görmeme eğilimi yüksektir. Aralarında geçimsizlik bulunan anne-babalar çocukları için bu duruma katlandıklarını ifade ederler. Bu durumda çocuk kendisinin istenmediğini düşünür. Anne-babalar çocuklarını ayrı bir kişi ayrı bir birey olarak görmezler. Kendileri nasıl davranıyorsa çocuktan da aynı davranışları beklerler. Bu durum çocuğun kişilik ve ruhsal gelişimini olumsuz etkiler. Biz toplumun nasıl olmasını istiyorsak çocuklarımızı öyle yetiştirmeliyiz. Çocukla ne kadar fazla zaman geçirirsek o kadar değer verdiğimizi göstermiş oluruz. Üstelik tatil dönemlerini anne-babalar iyi değerlendirmeli, çocuğa değerli olduğunu göstermeliler. Önümüzdeki karne tatili de iyi bir fırsat, çocuğunuzun değerli olduğunu mutlaka gösterin.''

2 Nisan 2009 Perşembe

ETÖ Öğrencileri Örgütlemek İstedi

Ergenekon terör örgütünün Yükseköğretim Kurulu Başkanı Yusuf Ziya Özcan'ı istifa ettirmek için eylem planları yaptığı ortaya çıktı.

Üniversite öğrencilerini örgütleyerek kargaşa çıkarmaya çalışan örgüt, bunun için Doğu Perinçek liderliğindeki İşçi Partisi'nin gençlik kollarını kullanmak istemiş. Rektör seçimlerine müdahale etmek, YÖK üyelerinin seçimine katkı yapmak, rektörleri hükümete karşı örgütlemek gibi amaçlar da güden Ergenekon terör örgütü (ETÖ) üyeleri, bu planlar için uzun soluklu görüşmeler yapmış. ETÖ davasının ikinci iddianamesinin tape bölümlerinde üniversitelerde yapılacak eylem planları ayrıntılarıyla yer alıyor. Sanıklardan İP Gençlik Kolları yöneticisi Tunç Akkoç'un 19 Mart 2008'de Mehmet isimli bir şahısla yaptığı telefon konuşmasında eylem planı şöyle anlatılıyor: "Tunç Akkoç'un 'önümüzdeki dönemde acaba gelişmeler ne olacak? İşte Yusuf Ziya Özcan YÖK Başkanı, ne şey yapıyor... bi de işte istifa ettirmenin koşulları, yolları, yakın zamanda var mı, önümüzdeki dönemde eylemler falan gibi... O şeyi acaba söyleyim mi, militan eylem olayını, militan eylem olayını Yusuf Ziya'ya... Bize haber verseler yani ne zaman... Adam çünkü tamamen gizli saklı gidiyor okullara' diyerek YÖK Başkanı Yusuf Ziya Özcan'a karşı eylem yapmayı planladıkları anlaşılmıştır." Demirkol, Beykent için devrede ETÖ'nün bazı vakıf üniversitelerinin kontenjan ve uzaktan eğitim gibi sorunlarını çözmek için YÖK nezdinde girişimlerde bulunduğu da anlaşıldı. Sanıklardan emekli General Şener Eruygur ve emekli Tuğamiral İlker Güven, Beykent Üniversitesi'nin sorunları için YÖK Başkan Yardımcısı İsa Eşme ile temas kurmuş. İsa Eşme'nin görevden ayrılması üzerine de adı Azerbaycan'da darbe girişimi iddialarına karışan Ferman Demirkol devreye girmiş. Demirkol, YÖK'teki bir yakını vasıtasıyla üniversitenin işini halletmiş. İlker Güven'in emniyet beyanında bu konu şu şekilde ifade ediliyor: "Profesör İsa E. Beykent Üniversitesi'nin kontenjan artırımı ve bilgisayar ile uzaktan eğitim konusu için izin ile ilgili Şener Eruygur'un görüştüğü kişi. İsa E. Şener Paşa'ya işle ilgileneceğini, gerekli denetlemeleri yaparak bu konuda karar vereceklerini söylemesine rağmen herhangi bir işlem yapmadığı için şahıs hakkında böyle bir görüşme yaptık. İsa E. YÖK Başkan Yardımcılığı görevinden ayrıldıktan sonra YÖK'te görevli Ferman hocanın tanıdığı bir kişi üniversitenin taleplerini yerine getirdi." ETÖ yöneticileri üniversitenin kontenjan sorununu türbanın üniversiteye sokulmaması için de kullanmış. Beykent Üniversitesi sahibi Adem Çelik ve rektör Cuma Bayat ile sık sık toplantılar yapan Eruygur ile Güven arasında 12 Şubat 2008'de gerçekleşen telefon görüşmesinde Beykent Üniversitesi'nde yapacakları toplantı öncesinde fikir alışverişinde bulunuluyor: "M. Şener Eruygur'un '... Bunlar türbanı mürbanı serbest filan bırakmasınlar' dediği, şüphelinin 'kimler?' dediği, M. Şener Eruygur'un 'Cuma hocalar falan' dediği, İlker'in 'Yok karışacağız perşembe günü. Bırakmaz canım bırakır mı o yani artık şimdi bu saatten sonra yani o zaman giderlerdi bakandan işi çözerlerdi yani öyle bişeyleri olsa. Ben zannetmiyorum yani ordan bi yamuk çıkmaz Cuma'dan. Yani Cuma benim bildiğim Cuma orayı terk eder o işi yapmaz gibi geliyor bana konuşuruz perşembe günü.' dediği anlaşılmıştır." Bursa Uludağ Üniversitesi Rektörü Mustafa Yurtkuran'ın eşinin rektör olmasından sonra serbest kalıp İlker Güven ve Şener Eruygur paşaya teslim olacağına ilişkin görüşleri de iddianamede yer alıyor. İlker Güven ile rektör Yurtkuran arasında 25 Şubat 2008 tarihinde geçen telefon görüşmesi şöyle: "İlker Güven 'Hanfendi muhterem' diye sorduğunuz... Mustafa Yurtkuran 'O da aday biliyorsun. Benden sonraki rektörlük adayı. O rektör olursa serbest kalacam, himmetinize gelip teslim olacam' İlker Güven 'Burda beraber yürütürüz Şener Paşa, Sen, Ben' Mustafa Yurtkuran 'Paşam emirlerinizi bekliyorum' İlker Güven 'Ben de bekliyorum'." Türbanı serbest bırakan rektör seçilmeyince bayram etmişler İddianamede yer alan telefon görüşmeleri yakın tarihte yaşanan hadiselere de ışık tutuyor. İddianamede adı geçen isimler, Boğaziçi Üniversitesi'nde başörtüsü konusunda ılımlı tavırları ile bilinen Ayşe Soysal seçimi kaybedince bayram etmiş. Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü Durul Ören ile Erol Manisalı arasında 18 Haziran 2008'de yapılan telefon görüşmesinde diyaloglar şöyle: "Erol M.: 'Selam, sevgi, abi rektörlük belli olmuş, seçimler' X erkek şahıs: 'İki yüz on bir ben aldım, benden sonra yüz otuz yedi var.' Erol M.: 'Süper süper şimdi şeye umarım ki şeye ee Köşk'e gittiği zaman ikinci üçüncü tercihleri kullanmayacak bu adam umarız.' X erkek şahıs: 'Hı Boğaziçi'nde Ayşe Hanım kaybetti.' Erol M.: 'Ona nasıl mutluyum biliyor musun o kadının kaybetmesine?' X erkek şahıs: 'Evet yani bişey söyleyim mi içten içe ben de sevindim.' Erol M.: 'Hayır abi ben sana söyleyeyim şerefsiz o türbanlı kızları soktu ya ilk gün kaybetmesine inanılmaz mutluyum şerefsiz.' X erkek şahıs: 'Ve ee sana başka bişey söyliyim Boğaziçi'nde yapılan rezilliklerin haddi hesabı yok' '... Dokümanlarla götürüyor sekretere veriyor hepsi çöp şeye atıyorlar çöpe atıyorlar.' Erol M.: 'Allah kahretsin'."

5 Şubat 2009 Perşembe

Doktoralı İşsizler Ordusu Geliyor...

YÖK’ün yeni atama yönetmeliğine göre, üniversitede doktoralarını tamamlayan binlerce araştırma görevlisi, kadroya geçmek yerine kapı önüne konulacak.

Üniversitelerde asistan olarak görev yapan binlerce kişi, YÖK'ün öğretim elemanlarının atanmasına yönelik yönetmeliği ve kurul kararı nedeniyle, işsiz kalma tehlikesiyle karşı karşıya. Bundan böyle doktoralarını tamamlayan araştırma görevlilerinin üniversiteyle ilişiği kesilecek. Asistanlar yönetmeliğe ve karara tepkili: “En az dokuz senemizi üniversiteye verdik, doktoradan sonra kapı önüne konuluyoruz.” Yükseköğretim Kanunu'na göre üniversitelerde araştırma görevlileri iki şekilde istihdam ediliyor. Birinci yöntemde 33/a maddesine göre araştırma görevlileri rektör tarafından bu kadrolara üç yıllığına atanıyor. İkinci yöntemdeyse araştırma görevlileri, burslu öğrenci statüsüne indirgenerek bir yıllığına görevlendiriliyor. Bugüne kadar pek çok üniversite 50/d kadrosundaki araştırma görevlilerini doktoraları bittiğinde daha güvenli kadro imkânı sağlanan 33. maddeye geçirerek istihdam ediyordu. Ancak bu geçişlerin önü kesildi. YÖK'ün 31 Temmuz 2008'de çıkardığı 'Öğretim Üyesi Dışındaki Öğretim Elemanı Kadrolarına Naklen veya Açıktan Yapılacak Atamalarda Uygulanacak Merkezi Sınav ile Giriş Sınavlarına İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmelik'le öğretim elemanı kadrolarına naklen ve açıktan yapılan tüm atamalar için Akademik Personel ve Lisansütü Eğitime Giriş Sınavı (ALES), Kamu Personeli Dil Sınavı (KPDS) veya Üniversitelerarası Kurul Yabancı Dil Sınavı (ÜDS) şartı getirildi. Ayrıca YÖK Yürütme Kurulu'nun 26 Kasım 2008 tarihli kararıyla da 50/d'ye göre istihdam edilenlerin, 33. maddeye göre kadroya geçirilmemesi istendi. Eğitim Sen uygulamayı “Hukuka aykırı” diyerek dava etti. Türkiye genelinde 50/d'ye göre istihdam edilen tüm asistanlar aynı durumla karşı karşıya. Sadece İstanbul'da İstanbul ve Yıldız Teknik Üniversitesi'nde işssiz kalacak asistan sayısı yaklaşık 1000. 'Hayatımızla oynandı' İstanbul Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü araştırma görevlisi Erhan Keleşoğlu üniversitelerde istihdam rejimi değişikliği yaşandığını belirterek, hayatlarıyla oynandığını söylüyor: “Bir araştırma görevlisi yaklaşık dokuz seneyi üniversitede geçiriyor. Doktorası bittikten sonra işten atılırsa tazminat dahi alamıyor. Bize işe girerken, 'Doktorayı bitirdikten sonra okulda kalacaksınız' denildi. Ortadoğu uzmanıyım. Doktora tezimi daha yeni bitirdim, ilişiğim kesilmek üzere. Bölümüm bana dedi ki, 'Ortadoğu uzmanı olacaksan Arapça öğren'. Ben de bölgede kaldım bir süre, Arapça öğrendim. Bütün geleceğimi buna göre planladım. Şimdi doktora bittikten sonra burada hoca olamayacaksın diyorlar. Bizi üzen hayatımızla böyle rahatça oynanabilmesi.” Yıldız Teknik Üniversitesi Mimarlık'ta dokuz yıldır araştırma görevlisi olan Zehra Zengin ise diplomasını aldığına sevinememiş: “Emek vererek geldiğimiz bir yer. Lisanstan sonra yüksek lisans için Lisansüstü Eğitim Sınavı'na (LES) girmişim, yabancı dil sınavlarına, mülakatlara girmişim. Doktoraya başvurmak için LES'e girmişim. Doktora bitiyor, doktor oluyorsunuz, uzman oluyorsunuz. Ayrıca doktorayı bitirmek için yeterlilik gibi ciddi bir sınav var. Bütün bunları aşıyorsunuz. Seni tekrar sil başkan ALES'e alıyorlar, yeterli misin değil misin? Yeni yönetmeliğe göre 33/a'ya göre istihdam edecekler diyelim. Hemen kadro çıkmıyor ki, bazen yıllarca kadro bekleniyor. Beklerken araştırma görevlisi olarak devam etmene izin vermiyorlar. Evde mi oturacağız? Eskiden doktora bittiğinde 33/a'ya geçiriyorlardı, kadro da olmasa, beklerken araştırma görevlisi olarak çalışıyordun, maaş da devam ediyordu.” 'Fakültem istiyor ama...' Ege Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde araştırma görevlisi olan Açelya Temel de yeni uygulamayı eleştiriyor: “50/d'li olduğum için ben de zorunlu işsiz olacağım. Bu karar çıkmasaydı fakültem beni 33/a'ya geçirecekti. Şimdi ihtiyacı olmasına rağmen fakültede tutamıyor. Kazanılmış bir hakkım var ama yeniden akademik yaşama dönmek için sınava girmem gerekiyor. Böylece bilimsel çalışma deneyimi değil, ALES'ten yüksek alanların araştırma görevlisi olmasının önü açılıyor.”