9 Ocak 2010 Cumartesi

Üniversiteye Girişte Yeni Dönem...

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi (ÖSYM) üniversite giriş sınavlarında yeni düzenlemeler yapıyor.

Öğrenci Seçme ve Yerleştirme
Merkezi (ÖSYM) Başkanı Prof. Dr. Ünal Yarımağan, 11 Nisan'da yapılacak Yükseköğretime Geçiş Sınavı'nın (YGS) kılavuzunun basılarak dağıtımına başlandığını bildirdi.

Yarımağan, sınava başvuruların 18 Ocak-12 Şubat arasında yapılacağını anımsattı. YGS'de Türkçe, Sosyal Bilimler, Temel Matematik ve Fen Bilimleri testleri uygulanacak. Adaylara her bir testten 40'ar soru yöneltilecek. Türkçe testinde Türkçeyi kullanma gücü ile ilgili sorular yer alacak. Sosyal Bilimler testinde, Sosyal bilimlerdeki temel kavram ve ilkelerle düşünmeye dayalı sorular bulunacak. Sosyal Bilimler'de Tarih'ten 17, Coğrafya'dan 14, Felsefe'den 9 soru yöneltilecek. Temel Matematik testinde adayların matematiksel ilişkilerden yararlanma gücü ölçülecek. Fen Bilimleri testinde Fizik'ten 14, Kimya ve Biyoloji'den 13'er soru bulunacak. YGS, 160 dakika sürecek.

6 PUAN HESAPLANACAK

Adaylar, 2010-ÖSYS Kılavuzu'nu 2 lira karşılığında edinebilecek. YGS'ye girecek adaylar sınav ücreti olarak 35 lira ödeyecek. Adaylar ödemelerini Ziraat Bankası, Vakıfbank, Halkbank, Akbank ve Garanti Bankası'ndan yapabilecek. YGS'nin değerlendirilmesi sonucunda her aday için YGS-1, YGS-2, YGS-3, YGS-4, YGS-5 ve YGS-6 olmak üzere altı ayrı puan türü oluşturulacak. Sınavda 140-180 arası puan alan adaylar sadece meslek yüksekokulu ön lisans programları ile Açıköğretim programlarını tercih edebilecek. YGS puanlarının en az biri 180 olan adaylar LYS'ye girmeye hak kazanabilecek.

SINAV 10.00'DA BAŞLAYACAK

Üniversite adayları, uzun yıllardır başlama saati 09.30 olarak belirlenen sınava bu yıldan itibaren saat 10.00'da girecekler. YGS, Türkiye'de tüm il merkezleri ve bazı büyük ilçeler ile Lefkoşa'da olmak üzere toplam 160 merkezde gerçekleştirilecek. 19-20 ve 26-27 Haziran'da yapılacak ikinci aşama sınavları olan LYS'ler ise sadece 81 il merkezi ile Lefkoşa'da yapılacak.

8 Ocak 2010 Cuma

YGS'de Adayları Ne Bekliyor?

Üniversiteye girişte bu yıldan itibaren uygulanacak YGS'nin içeriği belli oldu.

Yükseköğretime Geçiş Sınavı (YGS) kılavuzunun okullara dağıtımına başlandı. YGS başvuruları 18 Ocak-12 Şubat arasında yapılacak. Kılavuzda, YGS'nin kapsamı ve hangi derslerden kaç soru yöneltileceğinin yanı sıra ikinci aşama sınavlarına ilişkin tüm bilgiler yer alıyor. Üniversite adayları, uzun yıllardır başlama saati 09.30 olarak belirlenen sınava bu yıldan itibaren saat 10.00'da girecekler. İkinci aşama sınavlarının sabah oturumları da saat 10.00'da başlayacak.

14 Yaşında Matematik Dehası!

14 yaşındaki Arran Fernandez, Cambridge’e kabul edildi.

14 yaşındaki matematik dehası, İniltere'nin saygın üniversitesi Cambridge'e kabul edildi. Üniversiteden yapılan açıklamada, Arran Fernandez'in Ekim 2010'dan itibaren kuruma kabul edildiği belirtildi. Çocuğun gelecekteki hocalarından biri olan Profesör David Cardwell, fizikten de matematikten aldığı “A” notunu alması koşuluyla Arran'ın Ekim 2010'dan itibaren üniversiteye geleceğini, kendisini geliştirmesine yardım edileceğini, ayrıca akademik yaşantısının zengin ve üretken olması için ortam yaratılacağını kaydetti. Çocuğun babası da, oğlu Arran'ın 1773'de 14 yaşında üniversiteye kabul edilen William Pitt'den sonra en genç üniversiteli olacağını ifade etti. William Pitt, iki kez başbakanlık yapmıştı. İngiltere'nin güneydoğusundaki Surrey'de yaşayan Arran, eğitimini evinde sürdürüyor.

Bahçeşehir Üniversitesi'nde Bakan Bağış...

Bir grup üniversite öğrencisi Egemen Bağış'ın Avrupa Birliği üyelik sürecine ilişkin vereceği konferans öncesi protesto gösterisi yaptı.

Protestolar yüzünden bakan konuşmaya başlayamadı. Öğrencilerle korumalar birbirine girdi. Bahçehir Üniversitesi'nin Beşiktaş Yerleşkesinde "öğrenci kolektifleri" adlı grup üyesi yaklaşık 30 kişi Bağış'ın salona girmesiyle birlikte alkışlı protestoya başladı. Protestolar arasında kürsüye çıkan Bağış öğrencilere hitaben " AB standartlarında 2 dakika protesto süreniz var" diye konuştu. Bunun üzerine protestocu öğreciler, bakan aleyhine slogan atmaya başladı. Bakan Bağış daha sonra protestocu öğrencileri salonu terketmelerini istedi. Grup salonu terketmeyince bazı sivil görevlilerce öğrenciler arasında yumruklaşmalar yaşandı. Öğrenciler güç kullanılarak salonunu dışına çıkarıldı.

Öğretmen Eğitiminde Nereye?

Lisans düzeyindeki öğretmen eğitiminin formasyon eğitimine indirgenmesi, geçmişte yapılan yanlışların tekrarlanması anlamındadır.

Aralık 2007'de işbaşına gelen yeni YÖK Yönetimi, son iki yılda öğretmen eğitimi konusunda önemli kararlar aldı. Gündemin yoğunluğu nedeniyle kamuoyunun dikkatini çekmeyen bu kararlar, öğretmen eğitimini ve 25 yılda yeni yeni toparlanmaya başlayan eğitim fakültelerinin geleceğini yakından ilgilendirmektedir. Bu kararlardan biri, fen edebiyat fakültelerine pedagojik formasyon hakkı verilmesidir. Yazıda, bu kararın gerekçeleri ile eğitime olan olası yansımaları irdelenecektir. Yasalar öğretmenliğin meslek olduğunu söylüyor ama... 1973'de çıkarılan 1739 Sayılı Milli Eğitim Temel Kanununda, “Öğretmenlik, devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üzerine alan özel bir ihtisas mesleğidir” denilmektedir. İhtisas ayrı bir eğitimi gerektirdiğinden, öteki meslekler gibi, öğretmenlik mesleğinin de ayrı okullarının olması tartışma götürmemektedir. Bu nedenle, eczacılar nasıl eczacılık fakültesinden, ziraat mühendisleri ziraat fakültelerinden yetişiyorsa, öğretmen yetiştirme işi de ayrı fakültelerde olmalıdır. Cumhuriyet'in kuruluşundan itibaren, öğretmen yetiştiren okulların ihtiyaca cevap vermemesi nedeniyle, başta fen edebiyat fakülteleri olmak üzere bazı fakülte öğrencilerine formasyon eğitimi yoluyla öğretmenlik hakkı verildiği bilinmektedir. Eğitim fakültelerinin kapasite olarak güçlenmesi ve yeniden yapılandırılmasıyla, farklı kurumlardan öğretmen yetiştirme politikasından vazgeçilerek öğretmen yetiştirme, 1998'den itibaren bütünüyle eğitim fakültelerinde toplanmıştır. Kuruluşunun ilk 15 yılında, üniversiteler tarafından ikinci planda değerlendirilmeleri nedeniyle, gerek altyapı gerekse kadro açısından büyük sorunlar yaşayan eğitim fakülteleri, 1998'de başlatılan ve 2005-2007 döneminde devam eden iyileştirme süreci ile belirli bir düzeye yükseltilmiştir. Öğretmen eğitimi, formasyon eğitimine indirgeniyor... Öğretmen yetiştirmede yaşanan bu sürece ve öğretmenliğin meslek olduğu gerçeğine rağmen YÖK Genel Kurulunun, 27 Ağustos 2009 tarihli toplantısında, fen-edebiyat fakültelerinde okuyan öğrencilere, lisans eğitimleri sırasında pedagojik formasyon yapma hakkı verilmiştir. Şimdilik pilot olarak bazı fakültelere tanınan bu hakkın zamanla genelleştirilmesi kaçınılmazdır. Bu kararla, fen edebiyat ve bir anlamda ilahiyat fakülteleri, öğretmen yetiştirmede eğitim fakültelerine alternatif fakülteler haline dönüştürülmüş, beş yılda kazanılan branş öğretmenliği, 24 kredilik formasyon eğitimine indirgenmiştir. Formasyon eğitimi alanlar öğretmen olabilecek mi?.. Fen edebiyat fakültelerine gelen öğrenci niteliğinde son 10 yılda büyük sorun yaşandığı bilinmektedir. Bu fakültelerde okuyan öğrencilere öğretmenlik formasyon hakkı verilmesi, bu sorunu aşmaya yöneliktir. Alınan kararla bu amaca kısmen ulaşılacağı muhakkaktır. Ancak fen edebiyat çıkışlıların öğretmen olma şanslarının olup olmadığı, uzun vadede kararın umulan yararı sağlayıp sağlamayacağı sorgulanmalıdır. 2003-2009 döneminde kadrolu olarak atanan öğretmen sayısı 156.552 olup bunun yalnız 14.370'i orta öğretim öğretmenliği alanlarıdır. Yıllara göre atanan branş öğretmeni sayıları ve 2009 KPSS sonuçları incelendiğinde, başvuran her 100 adayın yalnız 5'inin atanma şansı olduğu görülür. Tüm bu veriler, fen edebiyat fakültelerine formasyon hakkı verilmesinin, havuç politikasıyla, nitelikli öğrenci kazandırmaya yönelik olduğunu ifade etmektedir. Gerekçeler inandırıcı mı? Öğretmen yetiştirmede fen edebiyat fakültelerinin rolü konusundaki tartışma yalnız bugünün konusu değildir. Öğretmen yetiştirmenin üniversite bünyesine alınması ve 1998 yapılanması, öğretmen yetiştirmeyi bütünüyle eğitim fakültelerine vermiş, bu durum fen edebiyat fakültelerine olan öğrenci tercihini olumsuz etkilemiştir. Fen edebiyat fakültelerinin bu durumu göz ardı edilemeyeceğine göre soruna mutlaka bir çözüm bulunmalıdır. Ancak çözüm gerçekçi olmalı, bir fakültedeki iyileştirilme çabaları, başka bir fakültenin gözden çıkarılmasına yol açmamalıdır. Fen edebiyat fakültelerini iyileştirmeyi hedefleyen bugünkü YÖK Yönetimi, ilköğretime öğretmen yetiştirme alanını eğitim fakültelerine, liselere öğretmen yetiştirme alanını da fen edebiyat fakültelerine bırakan bir yapılanmayı savunmaktadır. Fen edebiyat fakültesi mensuplarının da desteklediği bu görüşün iki gerekçesi bulunmaktadır: (1) Kadrolarının ve fiziki altyapılarının daha iyi olması nedeniyle fen edebiyat fakültelerinde verilen alan eğitiminin daha güçlü olduğu inancı, (2) Fen edebiyat fakültelerine giren öğrenci niteliğinin öğretmenlik hakkı verilerek iyileştirileceği varsayımı. İlk gerekçe öne sürülürken, bünyesinde ortaöğretim öğretmenliği programı olan 17 eğitim fakültesi öğrencisinin, alan derslerini aynı üniversite bünyesindeki fen edebiyat fakültesinde okudukları göz ardı edilmektedir. Dolayısıyla bu gerekçe dayanaksızdır. İkinci gerekçenin umulan amacı sağlamayacağı yukarıda verilen sayılarla ifade edildiğinden burada tekrarlanmayacaktır. Ortaöğretime öğretmen yetiştirmenin eğitim fakültelerinden alınarak fen edebiyat fakültelerine verilmesi, beklentileri karşılamayacağı gibi, eğitim fakültelerini 1980 öncesindeki eğitim enstitülerine ve 1980'li yılların eğitim yüksekokullarına dönüştürecektir. Böyle bir yapılanma, resim-müzik öğretmenliğinin güzel sanatlar fakültelerine, yabancı dil öğretmenliğinin yabancı diller yüksek okullarına aktarılmasının da yolunu açacaktır. Bu olası sonuç, öğretmen yetiştirme politikasının çökmesi anlamına gelmektedir. Türk milli eğitimi için onarılmaz yaralar açacak böyle bir sonucu kimsenin arzu edeceği düşünülemez. Öğretmen yetiştirmeyi, eğitim fakülteleri bünyesi dışına taşırmamak kaydıyla, fen edebiyat fakültelerinin öğretmen eğitimindeki rolleri arttırılabilir. Bunun birden fazla yolu bulunmaktadır. Ancak, yukarıda verilen rakamlardan görülebileceği gibi öğretmenlik mesleği, gerçekte fen edebiyat mezunlarının istihdamında en son düşünülecek çözüm olarak değerlendirilmelidir. Formasyon eğitimi kararının olası yansımaları Ortaöğretime öğretmen yetiştirmenin formasyon eğitimine indirgenmesi fen edebiyat fakültelerine uzun vadede bir katkı sağlamayacağı gibi, şu olumsuzlukları beraberinde getirecektir. * Son 10 yılda nitelikli öğrenciye ulaşmada bazı gözde fakülteleri geride bırakan eğitim fakülteleri, öğrenci açısından çekiciliğini yitireceklerdir. * Eğitim Fakültelerinde, 'eğitim bilimci' ve 'alan eğitimcisi' uzmanlık alanlarında öğretim üyesi eksikliği bulunduğundan, fen edebiyat fakültelerinde, anılan derslerin alan dışı öğretim elemanları tarafından verilmesini zorunlu kılacaktır. Dolayısıyla formasyon dersleriyle öğretmen diploması verilecek adaylar, öğretmen eğitiminin üç önemli bileşeninden biri olan 'öğretmenlik meslek bilgisi ve öğretmenlik uygulaması' yönünden gerekli donanımı kazanamayacaklardır. * Formasyon eğitimi yoluyla binlerce kişiye öğretmenlik diploması verilmesi, sosyal bir probleme dönüşen işsiz öğretmen sayısının katlanarak artmasına neden olacaktır. * Kuruluş amaçları, temel bilimlerde araştırmacı ve uzman yetiştirmek olan fen edebiyat fakülteleri, bu kararla eğitim fakültelerine alternatif fakültelere dönüşerek asıl işlevlerinden uzaklaşacaklardır. * Milli Eğitim Bakanlığı, öğretmen yeterlilikleri konusunda kapsamlı bir çalışmayı sonuçlandırmış ve öğretmen eğitiminde niteliği arttırmak üzere 'Anadolu Öğretmen Lisesi' projesini geliştirerek sürdürmektedir. Eğitim fakültesi dışında öğretmen eğitimi kararı, Milli Eğitim Bakanlığı'nın her iki projesini anlamsızlaştıracaktır. Eğitim fakültelerinin yazgısı, öteki öğretmen yetiştirme modellerine benzetilmemelidir. Türkiye, eğitim alanında periyodik olarak yapılan TIMSS, PISA, PIRLS gibi uluslararası değerlendirmelerde hep son sıralarda yer almaktadır. Karşı karşıya gelinen bu sonucun birden fazla nedeni olmakla birlikte, eğitimin omurgasını oluşturan öğretmen faktörü, bu nedenler arasında en belirleyici olanıdır. Eğitimde yaşanan olumsuzluğu aşmak için en ekonomik önlem, eğitime nitelikli öğretmen kazandırmaktır. Türkiye, 1974'den sonraki süreçte bu alanda kötü bir deneyim yaşamış, bunun Türk eğitim sistemine etkileri son 30 yılda fazlasıyla görülmüş ve halen görülmektedir. Öğretmenliğin bir ihtisas mesleği olduğu gerçeği bir yana bırakılarak lisans düzeyindeki öğretmen eğitiminin formasyon eğitimine indirgenmesi, geçmişte yapılan yanlışların tekrarlanması anlamındadır. Bu yanlıştaki ısrar, öğretmen eğitiminde son 25 yılda elde edilen kazanımları yok edeceği gibi bu politikanın olumsuz yansımaları, üniversite öncesi eğitimde de kendini hissettirecektir. Fen edebiyat fakülteleri, öğrenci tercihi bakımından içinde bulunduğu durumdan mutlaka kurtarılmalıdır. Ancak bu fakültelere daha nitelikli öğrenci kazandırmak adına, son öğretmen yetiştirme modelimiz olan eğitim fakültelerinin yazgısı, hoyratça yok edilen öteki öğretmen yetiştirme modellerine benzetilmemelidir.

Ögrenci Kalacak Yurt Bulamıyor...

Ögrenci Kalacak Yurt Bulamıyor Yurtlarda Kapasite Boşluğu Var.

Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Türkiye'deki toplam yükseköğretim öğrenci yurdu sayısının bin 379 olduğunu belirtirken bu yurtların kapasitesini de 151 bin 811 olarak açıkladı. Çubukçu halen yükseköğretim yurdunda barınan öğrenci sayısını 81 bin 760 olarak bildirirken rakamlara göre yurtlardaki boş kapasite sayısı 70 bin 51. -Çubukçu'nun verdiği bilgiye göre, en çok öğrenci yurdu 132 ile İstanbul, 117 ile Ankara 85'le Konya'da bulunuyor. Hiç yükseköğretim öğrenci yurdu bulunmayan illeri ise Bingöl, Hakkari, Şırnak, Mardin, Tunceli ve Iğdır oluşturuyor. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, Türkiye'deki toplam yükseköğretim öğrenci yurdu sayısının bin 379 olduğunu belirtirken bu yurtların kapasitesini de 151 bin 811 olarak açıkladı. Çubukçu halen yükseköğretim yurdunda barınan öğrenci sayısını 81 bin 760 olarak bildirirken rakamlara göre yurtlardaki boş kapasite sayısı 70 bin 51. Çubukçu'nun verdiği bilgiye göre, en çok öğrenci yurdu 132 ile İstanbul, 117 ile Ankara 85'le Konya'da bulunuyor. Hiç yükseköğretim öğrenci yurdu bulunmayan illeri ise Bingöl, Hakkari, Şırnak, Mardin, Tunceli ve Iğdır oluşturuyor. Milli Eğitim Bakanı Nimet Çubukçu, MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın yükseköğrenim yurtlarına ilişkin soru önergesini yanıtladı. Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Genel Müdürlüğü'nün 4 Mayıs 2009 tarihli Başbakanlık genelgesi ile Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak'a bağlandığını hatırlatan Çubukçu'nun verdiği bilgilere göre halen bin 379 yükseköğretim öğrenci yurdu bulunuyor. Çubukçu yükseköğretim yurt kapasitesini 151 bin 811 olarak açıklarken yurtlarda barınan öğrenci sayısının 81 bin 760, boş kapasitenin ise 70 bin 51 olduğunu bildirdi. Çubukçu'nun verdiği bilgilere göre, yükseköğretim öğrenci yurdu sayısında ilk sırada 132 yurtla İstanbul yer alıyor. İstanbul'u 117 ile Ankara izlerken, üçüncü sırada 85'le Konya, dördüncü sırada da 75'le İzmir bulunuyor. Yurt sayısında 63'le Sakarya beşinci sırada yer alırken, Çanakkale'de 58, Afyon'da 57, Kocaeli'de 53, Balıkesir'de 51, Kütahya'da 47, Isparta'da 45 yükseköğretim yurdu bulunuyor. Bingöl, Hakkari, Mardin, Tunceli, Şırnak ve Iğdır'da ise hiç öğrenci yurdu bulunmuyor.

7 Ocak 2010 Perşembe

İsteyen Her Öğrenciye Burs İmkanı...

Başbakan Erdoğan, '5 yılda 5 bin öğrenci' projesi kapsamında master için yurtdışına gönderilecek öğrencilere tavsiyelerde bulundu.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kırşehir'de, Batman'da, Yozgat'ta, Kırklareli'nde, Mardin'de, Şırnak'ta, Hakkari'deki üniversitelerin, bu şehirlerin umudu, vizyonu haline geldiğini belirterek, ''Bu üniversitelerimizde inanıyorum ki oralarda barışın tohumları atılıyor, inanıyorum ki ekonomik hareketlenmenin tohumları atılıyor. Belki bugün değil ama en geç yarın bunlar gerçekleşecek'' dedi. Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığının ''Beş Yılda Beş Bin Öğrenci Projesi'' kapsamında lisans üstü eğitim için yurt dışına gönderilecek öğrenciler bilgilendirme toplantısına katıldı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, 41 öğrencinin daha dünyanın en iyi üniversitelerine uğurladıklarını belirterek, Türkiye'de 94'ü devlet, 45'i vakıf olmak üzere toplam 139 üniversite bulunduğunu söyledi. Erdoğan, bunların 63'ünün kendi dönemlerinde açıldığını hatırlatarak, artık üniversitesi olmayan il kalmadığını ifade etti. Bu nedenle göçü de büyük ölçüde önlediklerini anlatan Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti: ''Yani eğitim sebebiyle yüksek öğrenim için değişik illere göç eden insanımızı, gencimizi kendi ilindeki üniversiteleri seçme imkanını getirmiş oluyoruz. Türkiye'nin 81 vilayetini ziyaret eden bir Başbakan olarak konuşuyorum; en az gittiğim ile 3 kez gittim, sorunları yerinde inceleme fırsatını yakaladım. Anadolu'daki, Trakya'daki bu yeni üniversitelerimiz çok hızlı bir şekilde gelişiyor, ilerliyor, modern eğitim imkanlarına kavuşuyor. Kırşehir'de, Batman'da, Yozgat'ta, Kırklareli'nde, Mardin'de, Şırnak'ta Hakkari'de üniversitelerimiz bu şehirlerimizin umudu, vizyonu haline geldi. Bu üniversitelerimizde, inanıyorum ki, oralarda barışın tohumları atılıyor; inanıyorum ki, ekonomik hareketlenmenin tohumları atılıyor. Belki bugün değil ama en geç yarın bunlar gerçekleşecek. Bu noktada umutlarım kesinlikle sonsuzdur. Bizim şu anda zaten dünya ile rekabet edebilecek üniversitelerimiz var. Ben inanıyorum ki, yakın bir zamanda Türkiye'nin üniversiteleri dünya ile rekabet etmekle kalmayacak, bu rekabette adım adım öne geçecektir. Çünkü sizler varsınız. Çünkü sizler gibi nice öğrencilerimiz var. Çünkü bizim genç, dinamik, zeki bir genç neslimiz var. Bu üniversiteler bizim eğitim, bilim, kültür ve sanat hayatımız sizlerin sayesinde daha ileri atılımlar yapacaklar.'' ''İÇİNE KAPALI BİR SÜREÇ YAŞADIK' ''İlim, Çin'de de olsa alınız'' sözünü anımsatan Başbakan Erdoğan, ''İlim dünyanın en uzak bir ucunda bilgi ve bilim olsa, onu almak bizim medeniyetimizin de gereğidir'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Ama biz uzun zaman içine kapalı bir süreci yaşadık bilimde, dışa açılamadık ve dışarıyı da içeriye sokmadık. Dikkat ediniz, 7 yılda 63 yeni üniversiteyi Türkiye'ye kazandırırken, buna itiraz edenler oldu. İşte bu, içe kapanmanın, maalesef, neticeleriydi. 'Binayı, personeli, öğretim görevlisini nereden bulacaksınız' dediler. Biz, her zaman şunu söyledik; 'kaynak Türkiye'dir' dedik. İşte öğretim üyelerimiz burada ama yatırım yaparsan öğretim üyesi olur. Yatırım yapmazsan, öğretim üyesi olmadığı gibi elindekileri de kaybedersin. Çünkü ölüm hak. Bir gün gelecek hocalarımız da tek tek nasıl ölüyorsa, onlar da ölecekler ama yerine yetiştirdiklerimiz var mıydı? Yoktu. İşte biz bu eksiği gideriyoruz. Ve güçlü bir ekonomiyi tamamen Türkiye'ni kaynaklarıyla inşa ediyoruz.'' ''UCUZ YATIRIM'' ''Bilime yapılan yatırım, pahalı değildir, en ucuz yatırım, bilime yapılan yatırımdır. İşte biz bunu yaptık'' diyen Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin geleceğini de genç nesile yatırım yaparak inşa etmeyi sürdürdüklerini söyledi. Üç, beş yılı değil, gelecek 20, 30, 50 yılı planlayarak bu yolculuğu sürdürdüklerini anlatan Başbakan Erdoğan, ''Geleceği bu günden tasarlayamazsak, yarınlarımız, gelecek kuşaklar bizi lanet ile anacaktır'' dedi. Erdoğan, şöyle konuştu: ''Şu anda, YÖK'ün bu alanda attığı adımlar var. Master, master öncesi, doktora, doktora öncesi, sonrası öğrenciler için attığı adımlar var. 250 civarında öğrenci YÖK tarafından gönderildi. Aynı şekilde TÜBİTAK'ın yaptığı çalışmalar var. Türkiye'nin tüm üniversitelerinde adım adım sorunları gideriyoruz, ihtiyaçları karşılıyoruz. Üniversiteleri şehirlerimizin umudu haline dönüştürüyoruz. Bizim şanlı bir tarihimiz var, muhteşem bir geçmişimiz var. hiçbir millete nasip olmayacak bir medeniyet tasavvurumuz var, bir kültür birikimimiz var ama geçmişle sadece övünmek bize bir şey kazandırmıyor. Geçmişin hülyasına takılıp kalamayız. Geçmişteki başarılarımızla yetinemeyiz. Geçmişimizi hiç unutmamak, ondan dersler çıkarmak, tarihi birikim ve tecrübeyi aklımızda tutmak, bizim için önemli bir zenginliktir. Biz geçmişin birikimi üzerine, geleceği tasarlamak, daha ilerilere ulaşmak için gayret göstermek zorundayız. Oradan aldığımız tecrübeyi geleceğe taşımak, oradan aldığımız ilham ve azimle geleceği şekillendirmek zorundayız. Onun için hep geleceğe bakacağız. Bugün yeni üniversite kurulmasına karşı çıkanlar, yarın inanıyorum ki oradan yetişmiş son derece donanımlı öğrenciler karşısında inanın mahcup olacaklardır. Türkiye çok hızlı bir şekilde büyüyor. Bunu Ankara'da, Türkiye'de kalırsak göremeyiz ama dünyayı gezip dolaştıkça Türkiye'nin ne denli hızlı büyüdüğünü o zaman çok daha iyi hissediyorsunuz. Türkiye, ekonomisiyle, dış politikasıyla, sosyal güvenlikleriyle büyüyor. 7 yıl önce dünyanın 26. büyük ekonomisiydik, bugün 17. büyük ekonomisi haline geldik, Avrupa'nın 6. büyük ekonomisiyiz. 7 yıl önce milli gelirimiz, 230 milyar dolardı. Henüz bu yılın ki belli olmadı ama 2008 yılı sonu itibarıyla 742 milyar dolara ulaştı. Küresel kriz sebebiyle bu yıl bir düşüşümüz olacak. 7 yıl önce 36 milyar dolar ihracatımız vardı, küresel krize rağmen şu anda geldiğimiz nokta, yaklaşık 102 milyar dolar bu yılın ihracatı... Yedi yıl önce ekonomik krizlerle, siyasi krizlerle çalkalanan bir Türkiye vardı bugün BM Güvenlik Konseyi'nin üyesi, AB ile katılım müzakerelerini yürüten, Medeniyetler İttifakına eş başkanlık yapan, bölgesel meselelere ağırlığını koyan, G-20 üyesi bir Türkiye var. Yarın çok daha iyi olacak. Türkiye gelecekte bugünkünden daha ileri bir noktaya gelecek. işte geleceğin o muhteşem Türkiye'sinin donanımlı gençlerini bugünden hazırlamak zorundayız, yarın geç olmasın. Eğitimde her türlü imkanı seferber etmek, en kaliteli eğitim zeminine kavuşmak, Büyük Türkiye'nin çalışkan evlatlarını bugünden yetiştirmek zorundayız. Geniş ufuklu bakıyoruz. Umutla, vizyonla bakıyoruz. Bir vizyon koymak zorundayız. 2010 yılı da, sonraki yıllar da Türkiye için milletimiz için başarılarla dolu parlak yıllar olacak. Bütün karamsarlara inat, bütün kötümserlere inat, tüm felaket tellallarına inat, ben Türkiye'yi aydınlık yarınların beklediğine inanıyor, bu azimle gayret gösteriyoruz.'' EĞİTİMDE ATILAN ADIMLAR Eğitim alanında cumhuriyet tarihini rekorlarını kırdıklarını, her türlü imkanı seferber ettiklerini anlatan Başbakan Erdoğan, 142 bin 600 yeni dersliğin son 7 yılda inşa edildiğini, 734 bin 784 bilgisayarı okullara kazandırdıklarını söyledi. Sekiz derslik ve üzeri tüm okullara, 29 bin 428 bilişim teknolojisi sınıfı kurulduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, şu anda bilişim sınıfı oranın yüzde 95 civarında olduğunu dile getirdi. Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu, Orta Anadolu'nun neresine gidilirse gidilsin, artık ''çocukların para istemediğini anlatan Başbakan Erdoğan, ''İstedikleri ne biliyor musunuz? Bilgisayar istiyorlar. 'Tayyip Amca, bana bir laptop verir misin' diyor. Buraya geldik. İşin güzelliği burada'' dedi. Eğitimin altyapısını en güzel şekilde inşa etmek için şartları zorladıklarını anlatan Başbakan Erdoğan, özürlüler, kızlar ve yoksulların eğitim imkanından mahrum kalmaması için her türlü maddi ve manevi desteği verdiklerini belirterek, zengin fakir ayrımı yapılmadan ilk ve orta öğretimde kitapları ücretsiz dağıtıldığını anımsattı. Öğrencilere verilen burs ve kredilere ilişkin bilgiler de veren Başbakan Erdoğan, bu konuda kesin talimat verdiğini, isteyen her öğrenciye burs ve kredi verildiğini hatırlattı. Burs ve kredi alan öğrenci sayısının şu anda yaklaşık 1 buçuk milyon olduğunu anlatan Erdoğan, 2002'de burs ve kredi olarak ödenen paranın 45 TL olduğunu, bu ay yapılan son zamla birlikte üniversite öğrencilerine ödene rakamın 200 TL olduğunu bildirdi. Yedi yılda bu miktarı tam yüzde 344 artırdıklarını belirten Erdoğan, yapılan yurt binaları konusunda da bilgi verdi. Gelecek 20 yılda ülkenin ihtiyaç duyacağı insan gücü alanlarını tespit ettiklerini belirten Erdoğan, bu nedenle adımlar atmak için bu projeyi başlattıklarını söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Türkiye'yi dünyanın bir eğitim üssü, bir eğitim merkezi yapmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz'' dedi Başbakan Erdoğan, Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Şura Salonu'nda düzenlenen, MEB ''5 Yılda 5000 Öğrenci Projesi'' kapsamında lisansüstü eğitim için yurt dışına gönderilecek öğrencileri bilgilendirme toplantısında bir konuşma yaptı. Erdoğan, yaptığı konuşmada, proje kapsamında dil ve edebiyat, temel bilimler ve mühendislik, sağlık bilimler, sosyal bilimler, uygulamalı sosyal bilimler, ziraat ve ormancılık alanlarının 381 alt alanında öğrencilerin eğitim almalarını öngördüklerini ifade etti. 2007 yılı başından itibaren bu alanları esas alarak yurt dışında doktora ve yüksek lisans eğitimleri alabilmeleri için öğrenci göndermeye başlanıldığını hatırlatan Erdoğan, hali hazırda 1408 öğrencinin bu proje kapsamında yurt dışında burslu statüde lisans üstü öğrenim gördüğünü bildirdi. Bugün atılan adımla da 2009 yılında seçilen 941 öğrenciyi yurt dışına uğurladıklarını belirten Erdoğan, çalışmaların devam ettiğini ve açığı kapatmak için 2010 yılında 1000-1500 öğrenci için duyuru yapma hazırlıklarının sürdürüldüğünü söyledi. Başbakan Erdoğan, şunları kaydetti: ''Hiç çekincemiz yok, hiç tereddütümüz yok. Yeter ki bu ülkenin gençleri okusun. Biz bunu istiyoruz. Biz bunu yakalayamadık, biz bundan istifade edemedik. Ama istiyoruz ki yeni nesil, yeni kuşak bunlardan istifade etsin. Yeter ki bu ülkenin zeki öğrencileri en iyi okullarında okusun, en kaliteli eğitimi alsın. Gittiğimiz ülkelerde o ülkenin liderleriyle bunları konuşuyoruz. Tabii, onlar da, 'Ne demek. Kapılarımız açık' diyorlar. Bu adımları atıyoruz. Yeter ki bugünde Türkiye'nin geleceğine hazırlık yapılsın. Biz hiçbir imkandan kaçınmadık. Bundan sonra da kaçınmayacağız. Türkiye'yi dünyanın bir eğitim üssü, bir eğitim merkezi yapmak için var gücümüzle çalışmaya devam edeceğiz. Gazi Mustafa Kemal bunu 1920'li yıllarda fark etmişti. Yurt dışına ilk öğrenci gönderme kararı bizzat Gazi Mustafa Kemal'in verdiği talimatla 1929 yılında çıkarılan kanunla verilmiştir. Yeni Türkiye'nin fabrikaları, demir yolları, kara yolları, köprüleri işte o mühendislerin eliyle inşa edildi. Ama ondan sonra uzunca bir ara... Bu sadece onda olmadı. Aynı şeyi demir yollarında da yaşadık. Ülkemizin dört bir yanını demir ağlarla örme talimatını verdi ama Gazi'nin bu talimatını dinleyen oldu mu? Bize kadar ne yazık ki olmadı. Şimdi biz demir ağlarla örüyoruz Türkiye'yi. İşte hızlı tren bizimle başladı. Mevcutları yenileme tamamen bizimle başladı. Demir ağlarla gidilmeyen yer kalmayacağı gibi inşallah hava hattında da uçakların ulaşmayacağı bölge, il demiyorum, bölge kalmayacak. İşi bu noktaya götürüyoruz. Cumhuriyetin 10. yılında o öğrencilerimizin imzası vardı. İnşallah, Cumhuriyetimizin 100. yılında da, 2023'te şimdi gönderdiğimiz öğrencilerin imzası olacak.'' ÖĞRENCİLERE TAVSİYELER Konuşmasında öğrencilere bazı tavsiyelerde de bulunan Erdoğan, öğrencilerin uzak diyarlara gideceğini, ailelerinden, arkadaşlarında ayrı kalacaklarını belirterek, her ayrılığın aslında yeni bir buluşma olduğunu dile getirdi ve öğrencilerin Türkiye'nin ve Türk milletinin geleceğiyle buluşacağını söyledi. Öğrencilerin bu yolculuğunun bu nedenle ''kutlu bir yolculuk'' olduğunu anlatan Başbakan Erdoğan, öğrencilerin gidecekleri yerlerde lisansüstü eğitimlerini en iyi şekilde yapacaklarından ve üstün başarılar göstereceklerinden hiç şüphesinin olmadığını ifade etti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, şöyle konuştu: ''Sizin için tahsis edilen kaynak bu ülkenin on milyonlarca insanının dişinden, tırnağından arttırdığı birikimlerinden ayrılmıştır. Ananızın sütü gibi helaldir. Bunu böyle biliniz. Onun için bu milletin sizden büyük beklentileri var. Bu beklentileri boşa çıkarmayacağınıza, sizin için sarf edilen birikimleri heba etmeyeceğinize canı gönülden inanıyorum. Geri döndüğünüzde de ülkemiz için, milletimiz için en iyiyi, en güzeli yapacağınızı biliyorum. Güzel ülkemizin en ücra köşesinde bilginiz, görgünüz, sevginiz ve azminiz yeni ışıklar yakacak ve oradaki yavrularımızı bizlerin umudu haline getireceğinize yürekten inanıyorum. Öğrenim için gittiğiniz yerlerde aynı zamanda Türkiye'nin birer misyon şefi olacaksınız. Adeta öyle çalışacaksınız. Birer başkonsolos gibi, birer büyükelçi gibi çalışacaksınız. Bunun da çok önemli bir vazife olduğunu hatırlatmak istiyorum. Sizlerin gideceğiniz ülkelerde, yaşayacağınız şehirlerde, öğrenim göreceğiniz okullarda ülkemizin tanıtım elçisi gibi görev yapmanız gerekiyor. Türkiye adına oluşmuş önyargıları yıkmak, Türkiye'yi tarihiyle, kültürüyle dünya mirasına sağladığı katkılarla tanıtmak, özellikle ülkemizin son dönemde kaydettiği küresel nitelikteki başarıları aktarmak göreviniz olmalıdır. Bunun yanında, gittiğiniz ülkelerde vatandaşlarımızla, soydaşlarınızla dayanışma içinde olmanız da son derece önemlidir. Oralarda milli meselelerinize sahip çıkınız, milli günlerimizi hep birlikte ve coşku içinde kutlayınız, ülkemizdeki gelişmeleri yakından takip ederek uluslararası tezlerimizi, haklı meselelerimizi oralarda mutlaka savununuz. Bu ülkenin sizden büyük beklentileri var, bu milletin sizden büyük beklentileri var. Edindiğiniz tecrübeleri ülkemize kazandırmak, insanımıza kazandırmak için ahde vefa ile hareket edeceğinize inanıyorum. Ülke ve millet olarak sizlere inanıyoruz, sizlere güveniyoruz.'' Geleceğin Türkiye'sinin yurt dışına gönderilen öğrencilerin gayretiyle şekilleneceğini belirten Başbakan Erdoğan, öğrencilerin bu büyük sorumluluğu hakkıyla taşıyacaklarını bildiklerini ifade etti. Erdoğan, sözlerinin sonunda öğrencilere başarı dileklerinde bulundu ve projede emeği geçenlere teşekkür etti