22 Haziran 2009 Pazartesi

'Kızım Amcan Öpsün'den Kurtulmalılar

Vekiller, çocuklara cinsel tacizin önüne geçmek için, anaokulundan itibaren "iyi dokunma" ile "taciz dokunmaları" konusunda ders konulmasını önerdi.

AK Parti'li Meclis Dilekçe Komisyonu Başkanı Alev Dedegil ile Ankara Milletvekili Aşkın Asan, her geçen gün daha önemli bir sorun haline gelen çocuklara yönelik cinsel tacizi önlemek için strateji planı hazırladı. Önümüzdeki günlerde Meclis Başkanlığı'na yasa teklifi sunacak olan vekiller, Hacettepe Üniversitesi ile de ortak bir çalışma yaptı. Vekiller, anaokulundan itibaren çocukları "iyi dokunma" ile "taciz dokunmaları" konusunda eğitecek ders konulmasını önerdi. Aşkın Asan, "Artık aileler, 'Kızım amcana, abine git seni öpsün' demekten kurtulmalı" dedi.

Eğitim Şart Ama..

Üniversite giriş sınavıyla ilgili olarak tek tartışılan husus kaç sorunun yanlış olduğuydu...

Üniversite giriş sınavıyla ilgili olarak tek tartışılan husus kaç sorunun yanlış olduğuydu.Oysa ilkokuldan itibaren test çözme yönteminde karar kılınmış olunması başlı başına tartışma konusu. Ferda Keskin, eğitim-öğretim sistemimizin çoktan seçmeli sınavlara endekslenmesi ve dershanelerin okulun yerini almasının sonuçlarını görmek için bir üniversite öğrencisinin sınav cevap kağıdına bakmanın yeterli olduğunun söylüyor. FERDA KESKİN Doç. Dr. İstanbul Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Yaşam boyu eğitim ilkesi, 'Bologna Süreci' adını taşıyan ve Avrupa çapında gerçekleştirilen yüksek öğrenim reformunun en önemli veçhelerinden biri. İnsanların lisans düzeyinde aldıkları öğrenimin dışındaki alanlarda farklı lisansüstü programlarına devam ederek ya da sertifika programı benzeri kısa veya uzun süreli eğitim süreçlerine katılarak kendilerini geliştirmelerini, yeni dereceler almalarını ve çok yönlü bir bilgi birikimi geliştirmelerini hedefliyor. Yaşam boyu test Kuşkusuz bu hedef sadece entelektüel bir kaygı değil, çünkü küreselleşmeyle birlikte profesyonel dünyanın hızla değişen iş tanımlarına ve ortaya çıkan yeni bilgi alanlarına çalışanların uyum sağlayabilmesi gerekiyor. Başka bir deyişle, bilginin statik bir enformasyon birikimi olmadığını bir kez daha hatırlayan Avrupa öğretim mekanizmalarını yenilemenin yollarını arıyor.Bu girişimin ne kadar başarılı olacağı şimdiden bilinemez elbette, ama sanırım biz yaşam boyu eğitimi gerçekleştirmeye uygun bir ortam geliştirdik bile: dershane... İlköğretimden orta öğretime, ardından yüksek öğretime geçişte ve örneğin kamu personeli olabilmek için girilmesi gereken sınavlara hazırlıkta dershanelerin vazgeçilmez bir yeri var. Başlangıçta okul kurumunun bıraktığı boşlukları doldurmak gibi bir işlev taşıyan bu oluşum, giderek bir tür 'gölge' okula dönüştü ve devasa bir endüstri haline gelerek neredeyse okulun yerini aldı. Hatta dershanelerin eğitimdeki baskın rolü o kadar pekişti ki artık kendi vakıf üniversitelerini kuruyorlar. Bunda da şaşıracak bir şey yok. Milli Eğitim Bakanlığı ve YÖK gibi eğitimi belirleyen devlet kurumların bilginin ne olduğu, nasıl aktarılması ve nasıl sınanması gerektiğine dair benimsediği politikalara en iyi cevabı verecek tekniklerin geliştirildiği yerler oldu dershaneler. Bu tekniklerin uygulandığı alan olarak okula dönüşmeleri de girişimcilik ruhu açısından doğal. Öğrenci sayaç mı? Dolayısıyla burada asıl sorulması gereken soru yukarıda sözünü ettiğimiz eğitim politikalarını ilgilendiriyor. Sorunun cevabı ise basit. Bilgiyi art arda sıralanmış bir önermeler bütünü olarak düşünen, öğrenciyi bu bütünü devralmakla yükümlü pasif bir tür 'sayaç' gibi gören, bilginin sınanmasını da aynı bütüne dair soruların altındaki dört beş seçenekten birini doğru cevap olarak tercih etmek şeklinde tanımlayan ve bunu bütün hayata yayan bir eğitim anlayışı ile karşı karşıyayız. Yazmayı bilmiyorlar Durum bu olunca geçtiğimiz günlerde yapılan üniversiteye giriş sınavıyla ilgili en önemli tartışma da her zamanki gibi kaç sorunun yanlış sorulduğuna odaklandı ve gazetelerin birinci sayfasında manşet olarak yer aldı. Uzmanlara bu sorular uzun uzun danışıldı, ama ilk ve orta öğrenimin niteliği, yüksek öğrenimde aktarılan bilgiye yüklenen anlam, bilgi ile değişen dünya koşulları arasındaki ilişki gibi meseleler gündeme bile gelmedi. Oysa sınavı geçip de üniversite ortamına gelen öğrencilerin durumuna bakınca çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğumuz ortada. Öncelikle dil sorunu: Bırakalım birçok üniversitenin eğitim dili olarak benimsediği İngilizceyi, Türkçe de bile öğrencilerin metin okuma ve yazma konusunda önemli bir sıkıntısı olduğu, hatta üniversiteye gelene kadar bir çok öğrencinin karşısına ciddi bir metin dahi çıkmadığı açık. Üniversiteye hazırlık sürecinde tüm vaktini test çözme tekniklerini öğrenme ve uygulamaya adamış ve hayatında hiç bir edebiyat metni okumamış öğrencilerle karşılaşmak çoktan şaşırtıcı olmaktan çıktı. Öte yandan bu basit bir dil (imla ve sözdizimi) sorunu da değil, çünkü ortalama bir öğrencinin bir metnin incelenmesi, çözümlenmesi, kavranması ve eleştirilmesi konusunda ciddiye alınabilecek bir fikre sahip olduğunu öne sürmek neredeyse imkansız. Günümüzde okuma kültürünün yerini giderek görsel bir kültüre bıraktığı ve okuma alışkanlığının zaten azaldığı yönünde yapılabilecek bir tespit bu durumu belli ölçüde açıklayabilir, ama sorunu ortadan kaldırmıyor. Oysa yukarıda sözü edilen beceriler gerek akademik gerekse de profesyonel kariyer yapmak isteyen öğrenciler için sahip olunması gereken temel nitelikler. İntihale alıştırılıyorlar Araştırmaya dayalı, ek kaynaklardan yararlanılmasını öngören, analiz ve eleştiri gerektiren yazılı bir ödev veya sözlü bir sunum hazırlanması, yani öğrencinin eğitim sürecine aktif olarak katılması gerektiğinde ise durum daha da vahim hale geliyor. Ödevlerin derste alınan notların bir özetinden ileri gitmemesi, daha da kötüsü başkasına yaptırılması veya bir kaynaktan alınarak ve çoğu zaman internetten indirilerek aynen kopyalanması, yani düpedüz intihal, sıkça karşılaşılan ve birçok durumda disiplin soruşturmasına neden olan sorunlar. İşin acı yanı da ödevini bu yöntemlerle yapan öğrencilerin bir kısmının yaptığını doğal bir şey sanması ve sorulduğunda samimi olarak başka yöntem bilmediğini dile getirmesi. Dolayısıyla üniversiteye gelen öğrenci kitlesinin önemli bir bölümü, analiz ve kavrama yeteneğinin yanısıra yorum, sentez ve ifade kabiliyetinden de yoksun. Bu da orta öğretimde nerede durduğumuzun kanıtlarından biri. Mesele bundan ibaret değil elbette ve daha ürkütücü boyutları da var. Mesela öğrencilerin yazılı sınavlara verdikleri cevaplarda, bir dilekçe yazımında veya öğretim kadrolarıyla yaptıkları e-posta yazışmalarında dahi ciddi dil ve muhakeme hataları yapmaları ve bu konudaki uyarıları anlamakta veya ciddiye almakta güçlük çekmeleri. Basit ama dehşet verici bir başka örnek ise, öğrencilerin her tür iletişim için gitgide SMS dilini benimsemeye başlamış olması. Bir felsefe sınavının cevap kağıtlarını okurken Platon yerine 'Plt' ifadesine rastlamak artık şaşırtıcı değil. Eskiden sınav başlarken 'Cevap kağıdına adınızı ve soyadını yazmayı unutmayın' ya da 'İstediğiniz sorudan başlayabilirsiniz' gibi hatırlatmalar yapılırdı. Şimdi buna bir de 'SMS diliyle yazılmış cevaplar dikkate alınmayacaktır' gibi garip uyarılar eklemek zorunda kalınabiliyor. Öğrenmeyi yeniden öğretmek Hal böyle olunca sınavların okunup değerlendirilmesi süreci de bir kabusa dönüşebiliyor. Öğretim kadroları çoğu zaman cevaplardaki dilsel ve düşünsel tutarlılık sorunlarını görmezden gelip, belli bilgi parçacıklarını hatta anahtar sözcük ve kavramları ayıklamak ve verilecek notu bir bütün olarak cevabın niteliğinden çok bu parçacıkların niceliği üzerinden saptamak durumunda kalıyor. İşte bu noktada dershane kavramı tekrar devreye girip üstüne düşeni yapıyor, çünkü kitle dersi alan öğrencilerin kayda değer bir bölümünün ya bireysel olarak ya da toplu halde özel ders aldıkları; bu durumu değerlendiren bazı kişilerin dershane tarzında eğitim veren gayrı resmi mekanlar kurup buralarda üniversitelerdeki dersleri tekrarlayan dersler açtığı ve bu dersleri alan öğrencilere geçer not alma güvencesi verecek kadar ileri gittikleri biliniyor. Sonuç olarak pek çok öğrenci üniversiteye akademik eğitimin, sağdan soldan bulunmuş veya satın alınmış notların ezberlenmesiyle sınavına girilen, dışardan özel ders alarak geçilebilen ve/veya ödevleri yukarıda tarif edildiği biçimiyle yapılıp teslim edilen derslerden ibaret bir süreç olduğu kanısıyla geliyor ve bu kanıyı sonraki yıllarda kırmak çok zor oluyor. Ne yazık ki bugün artık üniversitelerin önceliklerinden biri, öğrencilere orta öğretimde bilgi diye sunulan şeyi ve onun alımlanma biçimini unutturup 'öğrenmeyi yeniden öğretmek' oldu. Yüksek öğretimin öğrencilerin ezici çoğunluğu tarafından sadece belirli bir alanda diploma almaya yönelik araçsal bir akılla tamamlanması, kendini geliştirme ve bilgi temelinde özgürleşme gibi temel değerlerin bu süreç içinde kendiliğinden iptal olması gibi etik sorunlar bu arada akla bile gelmiyor. Ezberde ısrar ediyoruz Oysa değişen dünyanın üniversite mezunundan beklentisi bir diplomadan ibaret değil. Son yıllarda yapılan araştırmalar üniversite mezunlarının büyük bir çoğunluğunun profesyonel hayata veya akademik kariyere uzmanlaştıkları alanın dışında bir alanda girmek zorunda kaldığını ve başvurular için giderek artan biçimde disiplinlerarası bir bilgi ve beceri donanımı talep edildiğini gösteriyor. Özellikle hizmet sektöründe hızla dönüşüm geçiren iş tanımları iletişim teknolojilerindeki gelişmeyle birleştiğinde yüksek öğrenimden beklenti, belli başlı bir kaç teknik alan dışında, meslek edinmekten çok profesyonel hayata farklı alanlarda dahil olabilmeyi sağlayacak bir formasyona doğru evriliyor. Dolayısıyla üniversite eğitimi de kendi içine kapalı mesleki bir yoğunlaşmadan çok bu eğilimi karşılayacak zenginlikte bir donanım vermek ve bunu yaşam boyu sürdürülebilecek bir şey haline getirmek zorunda. Bu donanım giderek küreselleşen, aynı zamanda derin bir kültürel çeşitlilik arzeden dünyanın gerektirdiği ve verili kuralları takip etmenin ötesine geçip belli becerileri yaratıcı bir biçimde kullanmayı sağlayacak kapasitelerin tutarlı bir biçimde geliştirilmesini gerektiriyor. Doğru algılama ve kavrama, soru sorma, eleştirel akıl yürütme, geçerli yargıda bulunma, kendini ifade etme ve çözüm odaklı tartışma olarak tanımlayabileceğimiz özellikleri geliştirecek ve bunu disiplinlerarası bir bilgilenme sürecinde gerçekleştirecek olan bir eğitime ihtiyaç var. Biz ise liseye ya da üniversiteye girmek, hatta kamu sektöründe iş bulabilmek için bile merkezinde test çözme teknikleri ve ezber olan bir bilgi ve eğitim anlayışında ısrar ediyoruz.

19 Haziran 2009 Cuma

Doğudaki Okullar Personel Yetersizliği Sebebiyle Korumasız

İlerleyen Teknoloji Okulları Adeta 'Teknoloji Üssü' Haline Getirdi. Birçok Okulda Teknoloji Sınıflarının Yanında, Görsel Eğitim İçin Sinevizyon Sistemleri Kuruldu.
İlerleyen teknoloji okulları adeta 'teknoloji üssü' haline getirdi. Birçok okulda teknoloji sınıflarının yanında, görsel eğitim için sinevizyon sistemleri kuruldu.
Eğitim için yapılan bu yatırımlar ise güvenliğin az olan okullarda hırsızların iştahını kabartıyor. Son dönemde eğitim kurumlarında yaşanan hırsızlık olaylarında artış yaşanmaya başladı.
Karnelerin verilmesinden sonra başlayan 3 aylık yaz tatili döneminde okullarda yaşanan hırsızlık olayları korkutuyor. Doğu Anadolu'nun birçok ilinde okulların korumasız olması, devlet bütçesinde ağır faturalara mal oluyor.
Özellikle yaz tatili döneminde hiçbir güvenlikçinin olmadığı okullar, başta hırsızlar olmak üzere; balici, tinerci ve diğer sokak çocuklarının hedef noktasını oluşturuyor. Bu olumsuz durumu personel eksikliğine bağlayan eğitimciler, her yıl bir çok okulda hırsızlık olayının yanı sıra camların kırıldığını, binalarda değişik tahribatlar meydana geldiğini bildirdi.
Eğitimciler bu sorunların temelinde 'eğitimsizlik'in yattığını ifade ediyor. Okulların en önemli problemlerinden birinin de güvenlik sorunu olduğuna dikkat çeken eğitimciler, bakanlığa güvenlik personeli talebinde bulunduklarını belirtiyor. Hırsızlara karşı birçok okulun pencereleri ise demir parmaklıklarla kapatılmış durumda.
Geçtiğimiz günlerde Ağrı Patnos Atatürk İlköğretim Okulu'nda da hırsızlık olayı meydana geldi. Atatürk İlköğretim Okulu'nun öğretmenler odasının penceresinden içeriye giren kişi veya kişiler bilgisayarın monitörünü çaldı.
Bilgisayarın kasasını da çalmak isteyen hırsızlar kasayı pencerelerin korkuluğundan geçiremeyince vazgeçti. Ayrıca Patnos merkezde bulunan Vali Yusuf Yavaşcan İlköğretim Okulu ile Kerem Şahin İlköğretim Okulu'nun da yine daha önce kimliği belirsiz kişiler tarafından camları kırılırken, geçtiğimiz yıl Patnos İbrahim Karaoğlanoğlu İlköğretim Okulu'ndan ise 10 adet bilgisayar çalınmıştı.
Zaman zaman okullarda hırsızlık olaylarının meydana geldiğini dile getiren Ağrı Milli Eğitim Müdürü Turgut Koçak, il genelinde 681 okul bulunduğunu belirtti.
Kenar mahallelerde bulunan okullara kamera yerleştirildiğini söyleyen Koçak, hırsızlıklara karşı okul müdürleri, emniyet ve jandarmayla birlikte gerekli tedbirleri almaya çalıştıklarını ifade etti.
Iğdır Milli Eğitim Müdürü Selahattin Şimşek ise okullardaki güvenlik probleminin çok önemli bir sorun teşkil ettiğini ifade ederek, Iğdır genelinde faaliyet gösteren 159 okul için Milli Eğitim Bakanlığı'ndan 200 güvenlik personeli talebinde bulunduklarını belirtti.
Büyük okulların güvenliği için bakanlığa kadro talebinde bulunduklarını vurgulayan Kars Milli Eğitim Müdürü Ekrem Ekici de tatil dönemlerinde okul müdürlerinin tedbirlerini daha da sıklaştırdığını kaydetti.
Kars genelinde 461 okulun faaliyette olduğunu açıklayan Ekici, yaklaşık 90 güvenlik kadrosuna ihtiyaç duyduklarının altını çizerek, ilde büyük okullarda kamera sistemi kurulduğunu ifade etti.
Ardahan Milli Eğitim Müdürü Şemsettin Görgülü de Ardahan'ın küçük bir vilayet olmasından dolayı okulların asayişi konusunda ciddi anlamda sıkıntı yaşamadıklarını belirtti. Görgülü, karne tatilinden sonra da yaz okulları açtıklarını bu vesileyle gerekli önlemleri de bu şekilde almaya çalıştıklarını söyledi.
Okullardan zaman zaman hırsızlıklar yaşandığını dile getiren Van Milli Eğitim Müdürü Yahya Yıldız, güvenlik konusunda emniyet ve jandarmadan gerekli yardımları aldıklarını ifade ederek, bazı okullara kamera yerleştirildiğine vurgu yaptı.

İstanbul'dan Mardin'e Sevgi Köprüsü

İstanbul'da Çeşitli Üniversitelerde Okuyan 50 Genç, Birleşmiş Mimarlar Derneği Önderliğinde ve İstanbul'dan Mardin'e Sevgi Köprüsü Kapsamında Mardin'in Midyat İlçesine Geldi. İstanbul'da çeşitli üniversitelerde okuyan 50 genç, Birleşmiş Mimarlar Derneği önderliğinde ve İstanbul'dan Mardin'e Sevgi Köprüsü kapsamında Mardin'in Midyat ilçesine geldi.
Öğrencileri, Kaymakam Mustafa Yılmaz ve Milli Eğitim Müdürü Şehmuz İleri ve okul müdürleri karşıladı.
Üniversiteli gençlerin onuruna kız yurdunda yemek veren Kaymakam Yılmaz, Midyat'ı tanıtıcı açıklamalarda bulundu.
Birleşmiş Mimarlar Derneği ve grup adına açıklama yapan öğrenci Yunus Fırat Aydın Bilge köyündeki katliamın ardından köyü ziyaret ederek taziye dileklerinde bulunduklarını belirtti.
Aydın, "Türkiye için en tehlikeli şey kimine göre bölücülük, kimilerine göre irtica, kimilerine göre terör, kimilerine göre ise işsizlik. Biz İstanbul'un bütün üniversitelerinden bir araya gelen, bu ülkenin geleceği olan gençler, bu ülke için en tehlikeli şeyin saçmalığın, yanlışlığın sıradanlaşması olduğunu düşünüyoruz. Bir tarafta geleneklerine, göreneklerine göre beslenen unsurlar, bir tarafta da gitmesek de, kalmasak da o köyün hala bizim olduğunu söyleyen vatanseverler zihniyetler. Kümelenen insanlar dışlanan unsurlar değişmeyen zihniyetler bunların sıradanlaşması bu ülke için büyük bir tehlikedir." dedi.
İstanbul'dan gelen öğrenciler, geceyi Midyat'ta geçirdikten sonra Mardin'in Kızıltepe, Nusaybin, Savur ve Batman'ın Hasankeyf ilçelerinde tarihi ve turistik bölgeleri dolaşacak.

Kayıt Parası Emlakçılara Ödeniyor!

İlköğretime başlayacak öğrenciler, artık Milli Eğitim Bakanlığı'nca otomatik olarak okullara yerleştirilecek.

Ulusal adres veri tabanındaki bilgiler esas alınarak, her çocuk oturduğu semte en yakın kuruma yazılacak. Veliler okul yöneticileri ile muhatap olmayacağı için 'kayıt parası' ödemekten kurtulacak. Ancak otomatik e-kayıt sistemi, varoş ve elit kesim arasındaki eğitim-öğretim uçurumunu daha da derinleştirecek. Gelir seviyesi düşük bölgelerde oturan aileler, çocuğunu iyi semtlerdeki okullara yazdıramayacak. Özellikle kalabalık ilçelerde ikamet edenler, sınıf mevcudu 60-70'lerdeki kurumlara evladını göndermek zorunda kalacak. Veliler, 29 Haziran'da yapılacak otomatik yerleştirme öncesi telaşa düştü. Çocuğunun geleceğinden endişe duyanlar, semt değiştirmeye başladı. Kayıt parasını şimdi emlakçılara ödüyorlar. Çaresiz kalan bazı velilerse bir adreste 2-5 aile oturuyormuş gibi gösteriyor. Sahte kontratlarla nüfus müdürlüklerine adres değişikliği için başvuruyorlar. Bu durumun en çarpıcı örnekleri İstanbul'un Bakırköy ilçesinde yaşanıyor. Kaymakam Dursun Ali Şahin son bir ay içinde yaklaşık 2 bin ailenin Nüfus Müdürlüğü'nde adres değişikliği yaptığını söylüyor. "Çok sayıda evde en az iki ailenin yaşadığı görülüyor. 3 aile hatta 5 ayrı soyisimden insanın bile kaldığı evler var." bilgisini veriyor. Bazı semtlerde kiraların yüzde 10 ile 20 arasında yükseldiğine dikkat çekerek, "Bazı emlakçılar, 2–3 aylık kira parasını alıyor, daha sonra kontratı iptal ediyorlar." diyor. Şahin, Bakırköy'deki resmi ilköğretimlerde okuyan 27 bin öğrencinin yarısının diğer ilçelerden geldiğini ifade ederek, şunları kaydediyor: "Nüfus artış hızı eksilerde olan bir ilçeyiz. Bazı okullarımız bu yıl 130 öğrenci alabilecekken okul çağına gelen öğrenci sayısı 25–30 civarında. Bu yüzden bakanlıktan Bakırköy'ün otomatik e-kayıt sistemi dışında tutulmasını istedim." İstanbul gibi büyükşehirlerde semtlere göre okulların kalitesi arasında adeta dağlar var. Zamanında nüfus yoğunluğu değil, arsaların mevcudiyetine göre okul yapıldığı için bazı semtlerde sınıf mevcutları 15–20 kişide kalırken bazılarında ise 80 kişiye bile ulaşabiliyor. Bakırköy'de bir dersliğe 30, Kadıköy'de 34 öğrenci düşerken, varoş sayılabilecek Sultanbeyli'de 76, Esenler'de 71 öğrenci düşüyor. Yeni dönemde Esenler gibi bir tane bile okul yapacak arsa bulunmayan ilçelerdeki sınıf mevcutları 100'lere kadar ulaşacak. Bahçelievler Yenibosna'da oturan Abdullah Özcan, haksız uygulamaya isyan eden velilerden. Çocuklarından birinin Ataköy'de okuduğunu anlatarak, şunları söylüyor: "Diğer çocuğum okul çağına geldi. İşyerimden dolayı Yenibosna'da oturuyorum. Ataköy'de ev tutacak gelirim yok. Devlet beni oturduğum bölgeden dolayı cezalandırıyor. Çocuğumu Yenibosna'daki kalitesi düşük okullara göndermek zorunda mıyım? Devlet önce bütün semtlerdeki okulların kalitesini aynı düzeye getirsin."

17 Haziran 2009 Çarşamba

YÖK'ten Onaylı Sanal Üniversite

Beykent Üniversitesi, uzaktan ve yüz yüze eğitim veren sanal üniversite eğitimini başlattı.

Geleneksel eğitim modellerinden farklı olan sistemde öğrenci istediği ortamda bilgisayar yardımıyla derse katılabiliyor. YÖK'ün tanıdığı sistemin tanıtımını yapan Üniversite Rektörü Prof. Dr. Cuma Bayat, çalıştığı için eğitim olanağını yakalayamayan, çocuğu olduğu için kariyer yapamayan ve üniversitesi olmayan bir kentte görev yapan kişiler için üniversitelerinin ideal olduğunu belirtti. Üniversitelerinin kapasitelerinin 100 bin öğrenciyi eğitecek durumda olduğunu açıkladı.

AÜ'de Mezuniyet Karmaşası

Akdeniz Üniversitesi Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu'nda mezuniyet karmaşası yaşanıyor..

Akdeniz Üniversitesinde (AÜ) bazı öğrencilere önce tek ders sınavında başarı göstererek mezun olduğunun, bir hafta sonra da sistemden kaynaklanan hatadan dolayı notlarda yanlışlık yapıldığının ve mezun olamadığının bildirildiği iddia edildi. AÜ Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu öğrencisi 23 yaşındaki İpek Barış, AA muhabirine yaptığı açıklamada, okulda tek ders sınavlarına giriş hakkı kazandığını ve mezuniyet için sınava girdiğini söyledi. Yıl sonunda iki dersten DC, bir dersten CC, bir dersten de FF notu aldığını belirten Barış, bu sonuçlarla tek ders sınavına girmeye hak kazandığını kaydetti. 8 Haziran Pazartesi günü tek ders sınavına girdiğini belirten Barış, şöyle konuştu: ''Sınav sonuçları aynı gün açıklandı. Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu Öğrenci İşlerini telefonla aradığımızda sınavdan geçtiğimiz ve mezun olduğumuz söylendi. 28 Haziranda da okuldan belgemizi alabileceğimiz bildirildi. 8 Haziran aynı zamanda doğum günüm. Okulda tek ders sınavını verince doğum günümü çifte sevinçle kutladım. Ancak bu sevincim bir hafta sürdü. Okulun Öğrenci İşleri'nden öğrenciler tek tek aranarak Akdeniz Üniversitesinin bilgisayar sisteminden kaynaklanan sorun nedeniyle notlarda hatalar oluştuğu ve sınavlarda başarılı bulunmadığımız, dolayısıyla mezun olamadığımız bildirildi. 'Sistemde hata var. Kusura bakmayın. Mezun olamadınız' dediler. Ne yapacağımızı şaşırdık. İş için birkaç şirkete de başvurmuştum. Şimdi ne yapacağımı bilemiyorum. Doğum günümde okuldan mezun olduğum söylendi. Bir hafta sonra da, sınavda başarılı olamadığım bildirildi. Mezuniyet sevincim bir hafta sürdü.'' Kızının okuldan mezun olamadığını öğrenince büyük şaşkınlık yaşadıklarını ifade eden anne Miyase Barış da hatanın cezasını öğrencilerin çektiğini söyledi. Barış, Rektörlük Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı ile Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu yönetiminin topu birbirlerine attığını, sorunun çözümü yönünde çaba harcamadığını öne sürdü. Barış, ''Sınavdan bir hafta sonra öğrenciler tek tek aranarak durumlarıyla ilgili bilgi veriliyor ve okuldan mezun olamadıkları söyleniyor. Öğrenciler sınav sonrası memleketlerine döndü, kimileri de yurt dışına çıktı. Bazıları da iş başvurusunda bulundu. Ne olacak bu çocukların durumu?'' diye sordu. -YETKİLİLERİN GÖRÜŞLERİ- AÜ Turizm İşletmeciliği ve Otelciliği Meslek Yüksekokulu Müdürü Akın Aksu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, sorunun kendilerinden değil Akdeniz Üniversitesindeki sistemden kaynaklandığını, bu nedenle sorunun muhatabının Akdeniz Üniversitesi Rektörlüğü Öğrenci İşleri Daire Başkanlığı olduğunu iddia etti. Aksu, hatanın sadece Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulunu değil başka fakülte ve yüksekokullardan öğrencileri de ilgilendirdiğini kaydetti. AÜ Öğrenci İşleri Daire Başkanı Serhan Yaylacı da iddiaların gerçeği yansıtmadığını, kendilerine herhangi bir şikayet gelmediğini söyledi. Yaylacı, ''Böyle bir sıkıntı olsa bilgim olur. Böyle bir şey yok. Bize şikayet gelmedi. Sorun, Turizm İşletmeciliği ve Otelcilik Yüksek Okulu'nun kendi yaptığı hatadan kaynaklanmış olabilir. Sorunun bizimle ilgisi yok. Bize bugüne kadar şikayet gelmedi'' dedi. Yaylacı, sorunla ilgili gerekli inceleme ve araştırmayı yapacaklarını belirtti. AÜ'deki sorundan en az 200 öğrencinin etkilendiği öne sürüldü.