31 Ocak 2008 Perşembe

Nutuk'un İran'da okutulması için harekete geçildi

Merkez, bunun için Dışişleri Bakanlığı'nı devreye soktu. Dışişleri Bakanlığı da Tahran Büyükelçiliği'ni harekete geçirdi. Tahran Büyükelçiliği, yapılan temaslara yönelik olarak Dışişleri Bakanlığı'na gönderdiği yazıda, "İran'daki çeşitli üniversite, kütüphaneler, ilgili diğer kurum ve kuruluşlara iletilmek üzere söz konusu yayından talep edilmektedir" dedi. Bu talep üzerine İran'a bugüne kadar bin 500 adet Farsça Nutuk gönderildiği öğrenildi.

ARAPÇA'YA ÇEVRİLİYOR

Farsça Nutuk'un ardından, başta Arap ülkeleri olmak üzere, diğer İslam ülkelerine yönelik olarak "Arapça Nutuk" hazırlanması için çalışma başlatıldı. Arapça Nutuk'un, özellikle iç çatışma ve kargaşaların yaşandığı Irak, Filistin ve Lübnan gibi ülkelere gönderilip, buralarda okutulması amaçlanıyor. Arapça Nutuk'un, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt gibi ülkelere gönderilmesi de planlanıyor. Nutuk, önümüzdeki süreçte, Çince, Rusça, Uygurca ve İspanyolca'ya da çevrilecek. Nutuk, bugüne kadar İngilizce, Fransızca, Almanca ve Kazakça'ya çevrilmişti.

Seyranbağları Yetiştirme Yurdu’ndaki 13-18 yaş arası çocukların yağlıboya eserlerinden oluşan resim sergisi, Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde açıldı

Seyranbağları Yetiştirme Yurdu'ndaki çocukların eserlerinin yer aldığı sergide, yağlı boya tekniği ile yapılmış toplam 128 tablo görücüye çıkıyor.
Hikmet Çetinkaya Atölyesi'nde 2005 yılından bu yana resim üzerine eğitim alan çocukların tabloları ilk defa sergileniyor. Tabloların satışa sunulduğu sergide, elde edilen gelir yine çocuklar için kullanılacak.
Sergi açılışına katılan Çankaya Kaymakamı Mustafa Hulusi Arat ve Yurt Müdüresi Nurten Mertel, tüm çocukları çalışmalarından dolayı kutlayarak, böyle güzel eserlerin gençlerin elinden çıkmasının gurur verici olduğunu belirtti.

-“ONLARLA BİRLİKTE BİZLER DE BÜYÜYORUZ”-

Çocuklarla birlikte çalışmalarının her Pazar devam ettiğini ve çocukların son derece kabiliyetli olduğunu belirten Hikmet Çetinkaya Atölyesi eğitmenlerinden Atiye Arıkkan, “Onların gelişimine katkıda bulunmak, bizlere de bir şeyler katıyor. Hepsinde de bir ışık görüyoruz. Bunun en büyük nedeni, bizim onlara, onların da bizlere güvenmeleri. Hocaları olarak her zaman yanlarında olduk. Onlar da bizim bu desteğimizi görerek yaptıkları işe daha bir şevkle sarıldılar. Bu başarılı eserler bu şekilde ortaya çıktı” şeklinde konuştu.

-“RESİM YAPMAK BANA MUTLULUK VERİYOR”-

Genç ressamlardan 16 yaşındaki Tugay Gürsoy ise, 3 yıldır bu çalışmaya devam ettiğini ve sürdürmek istediğini söyledi. Gürsoy, “En önemlisi bu işten çok keyif alıyorum. Sadece yağlı boya değil, resmin her tekniğiyle çalışmak bana mutluluk veriyor” dedi.
Seyranbağları Yetiştirme Yurdu'ndaki çocukların açtığı sergi, 3 Şubat'a kadar Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi'nde görülebilecek.

ODTÜ, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temel ilkeleri ve toplumun çağdaş nitelikleri ile bağdaşmayan, kaygı verici bir girişim

ODTÜ yükseköğretim kurumlarında türban kullanımının serbest bırakılmasına yönelik anayasa ve yasa değişikliği teklifini, “Türkiye Cumhuriyeti'nin temel ilkeleri ve toplumun çağdaş nitelikleri ile bağdaşmayan, kaygı verici bir girişim” olarak değerlendirdi.


ODTÜ Senatosu tarafından yapılan yazılı açıklamada, yükseköğretim kurumlarında türban serbestisinin, Atatürk devrimleri, çağdaş demokrasi, kişi özgürlükleri, kadın-erkek eşitliği ve laiklik ilkesini zedeleyeceği belirtildi.

Açıklamada, “Çağdaş bir toplumda üniversitelerin işlevi bilimsel temelli, çoğulcu, kişisel özgürlüklere saygılı ve toplumda kadın-erkek eşitliğini sağlayıcı eğitim vermektir. Bu çerçevede, dini nitelikli kıyafet ve özellikle İslami bir sembol olan türban kullanılmasının laik ve bilimsel eğitim felsefesi ile bağdaşması mümkün değildir” denildi.

Türban konusunun farklı bir açıdan sunulduğuna dikkat çekilen açıklamada, devletin ve toplumun temel ilkelerini tehdit eden bir noktaya gelindiği belirtildi.

Açıklamada ayrıca şu ifadelere yer verildi:

“Üniversiteler her türlü inancın özgürce yaşandığı yerler değil, her türlü inancın bilimsel açıdan özgürce tartışıldığı yerlerdir. Yapılacak bu değişiklikle, üniversitelerde türbana serbestliğin getirilmesi, ileride tüm eğitim kurumlarına ve kamu alanlarına yayılması yönündeki kaçınılmaz talepler demokratik ve laik toplum düzenimiz için daha da büyük tehlikeler yaratacaktır. Toplumsal uzlaşma aramadan, üniversitelerin görüşü alınmadan, ulusal ve uluslararası yargının kararları göz ardı edilerek yapılan bu girişim, üniversiteler ve toplum üzerinde bir baskı niteliği taşımaktadır.Bu nedenle yapılan değişikliklerin toplum genelinde çok boyutlu anlaşmazlıklara yol açması kaçınılmazdır.ODTÜ olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin varoluşunun sembolü olan laiklik, çağdaş demokrasi, bireysel özgürlükler ve kadın-erkek eşitliği ilkeleri ile özünde çelişen ve tehdit oluşturan bu girişimi endişe ile karşılıyor ve TBMM'ne bu teklifi yasalaştırmaması çağrısında bulunuyoruz.”

MARMARA VE İNÖNÜ ÜNİVERSİTELERİ DE AÇIKLAMA YAPMIŞTI

ODTÜ'den önce İnönü ve Marmara Üniversitesi Senatoları da konuyla ilgili açıklama yapmıştı.

Marmara Üniversitesi Senatosu'ndan yapılan açıklamada, hiçbir ülkenin kendi kuruluş felsefesi ile çelişen kuşaklar yetiştiremeyeceği belirtilmiş ve “Bu nedenle Anayasamızda belirlenen esaslar çerçevesinde Yüksek Öğretim Kanunu, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı çağdaş kuşakları yetiştirme görevini üniversitelere vermiştir. Buna aykırı her tür davranış geleceğimizi tehlikeye atacak, ülkeyi belirsizlik ve karanlığa sürükleyecektir” denilmişti.

İnönü Üniversitesi Senatosu da yaptığı açıklamada, "Türban serbestliğinin, masum bir özgürlük talebinin ötesinde rejime yönelik bir tehdit olduğu açıktır" ifadelerine yer vermişti.

Yeni üniversiteler kurulurken, bünyesinde fen, edebiyat veya fen-edebiyat fakültesi bulunma zorunluluğu kaldırılıyor

TBMM Genel Kurulunda, görüşmelerine dün başlanan Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı kabul edilerek yasalaştı.

Yasayla, üniversitelerin kurulabilmesi için fen, edebiyat veya fen-edebiyat fakültelerinin bulunma zorunluluğu kaldırılırken, en az 3 fakülte bulunma zorunluluğu getiriliyor. Ayrıca, günün ihtiyacına göre fakülte kurulmasına da imkan tanınıyor.

Düzenlemeyle, Türk Deniz Vakfı tarafından İstanbul'da “Piri Reis Üniversitesi” adıyla vakıf üniversitesi kurulması da öngörülüyor.

Kurulacak bu üniversitenin bünyesinde, fen-edebiyat, iktisadi ve idari bilimler, mühendislik fakülteleri ile denizcilik yüksekokulu, fen bilimleri ve sosyal bilimler enstitüsü bulunacak.

Tasarının kabul edilmesinin ardından, 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer tarafından bir kez daha görüşülmek üzere Meclise geri gönderilen Vakıflar Kanununun görüşmelerine başlandı

İran okullarda kız ve erkek öğrenciler için ayrı ders kitabları hazırlayacağını açıkladı

İran'da ilk ve orta dereceli okullarda dershanelerden sonra okutulan ders kitapları da bundan böyle kız ve erkek öğrenciler için farklı olarak hazırlanacak.

İran Talim ve Terbiye Bakanlığı yetkilisi Ali Ahmedi, yaptığı açıklamada, bunun yakın gelecekte gerçekleşmesi için çalışmaların devam ettiğini söyledi.

Eğitim sisteminde yapılacak yeni değişiklikler çerçevesinde, Seyid ailesinden (Hz.Muhammed'in akrabası olduklarını ileri süren mollalar) gelen öğrencilere de 'Seyitlik Nişanı' verilerek, özel dikkat gösterilmesi sağlanacak.

Ali Ahmedi, “Şurası kesindir ki, ders kitapları öğrencilerin özüne mahsus kişisel, ailevi, psikolojik, akli ve ruhi ihtiyaçlarına uygun hazırlanmalıdır. Kızlarla erkek öğrenciler farklı fiziki, psikolojik ve ruhi ihtiyaç ve özelliklere sahiptir. Bunun için de ders kitaplarında değişiklikler yapılmalı ve bu ihtiyaçlar karşılanmalıdır” dedi.

Ahmedi, göçer yaşam biçimi süren terekeme (hayvancılıkla meşgul kabileler) çocuğu ile şehir çocuğu arasında belirli farklar bulunduğunu ve bu nedenle ders kitaplarının Terekeme ailesinden gelen öğrencilere yiğitlik, şehir çocuğuna da kanunları öğretmesi gerektiğini belirtti.

Projenin kadın haklarını sınırlamak gibi bir amaç taşımadığını bildiren Ahmedi, yeni ders kitaplarında öğrencilerin etnik özelliklerinin de dikkate alınacağını kaydetti.

Türk işadamları, eğitim alanında iş yapmak için Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) denklik sorununu çözmesini bekliyor

Yurtdışında yaptıkları yatırımlarla dünyayla yarışmaya başlayan Türk işadamları, eğitim alanında iş yapmak için Yükseköğretim Kurulu'nun (YÖK) denklik sorununu çözmesini bekliyor.

Türkiye'de anaokulundan üniversiteye kadar 500 milyon dolarlık eğitim yatırımı bulunan Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları sahibi Enver Yücel, yurtdışında üniversite açma projelerinin YÖK engeline takıldığını söyledi. Irak, İran, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Kuveyt ve Çin'e üniversite kurmak istediklerini ifade eden Yücel'in en büyük endişesi buralarda okuyacak gençlerin YÖK'ten denklik alamaması. "Çin'de bir okul açabilsek bu okulun diploması Türkiye'de tanınırsa bir esprisi olur." diyen Yücel'e göre, üniversitenin gücü, tanınmasına bağlı.

Türk üniversitelerinin cazibe merkezi olması gerekirken Türkiye sınırlarına hapsedildiğini savunan Enver Yücel, üniversitelerin 1946 model kafalarla yönetilemeyeceğini söylüyor. Eğitimcilerin işadamları gibi elinde çanta dünyayı dolaşıp eğitim ihracına başlaması gerektiğini anlatan Yücel, "Türk eğitimcisi belli bir noktaya geldi. Artık önümüzün açılmasını istiyoruz. Para, pul istemiyoruz. Bürokratik engeller kaldırılsın yeter. Bugün Suriye'de, İran'da, Irak'ta okullar, üniversiteler açmalıyız. Biz de tüccarlar gibi dünyayı dolaşıp üniversitelerimizi tanıtıp bu bölgeye öğrenci çekmeliyiz. Artık ülkeler arasındaki ilişki sadece parasal değil. Kalıcı olan kültürel ve eğitim işbirliğinin kurulmasıdır." diye konuşuyor.

Anadolu'nun değişik yerlerine mesleki teknik eğitimde ara eleman ihtiyacını karşılamak amacıyla meslek yüksekokulu kurmak istediklerini belirten Enver Yücel, bu konuda da YÖK tarafından engellendiklerini iddia ediyor. Kocaeli Sanayi ve Ticaret Odası ile otomotiv ve mekatronik (elektromekanik) alanında ihtiyacı karşılayacak eleman yetiştirmek üzere meslek yüksekokulu kurmak için çalıştıklarını; ancak onay alamadıklarını ifade eden Yücel, şunları kaydediyor: "Türkiye'nin otomotivde üretim üssü olan Kocaeli ve Bursa gibi yerlerde otomotiv ile mekatronik ile ilgili MYO kurmak istiyoruz. YÖK izin vermeyince hızımız kesiliyor. Bürokrasiye takılıyoruz. Yükseköğretim elbette denetlenmeli; ama bunun bir akreditasyon şeklinde olması lazım. YÖK kendi bünyesinde bir akredite kuruluşu kurabilir veya AB standartları getirilebilir. Ancak bundan 50 yıl önceki kafalarla bu iş olmaz."


'Doğu ve Güneydoğu'ya 50 kolej açacağım'
Bahçeşehir Uğur Eğitim Kurumları olarak Türkiye'nin 14 ayrı noktasında kolej açtıklarını anlatan Enver Yücel, 3 yıl içinde maddi değeri 250 milyon dolara ulaşan eğitim yatırımları yapmayı planladıklarını açıkladı. Başta Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri olmak üzere kalkınmada öncelikli illere 50 kolej açacaklarını kaydeden Yücel, "Açacağım okulların her birinde bin kişi okusa bu, devletin sırtından 50 bin öğrenciyi almak demektir. Bunun da devlete maliyeti 10 milyon dolardır." diyor. Bürokrasinin önlerini açmamasından yakınan Yücel, konuşmasını şöyle sürdürüyor: "Eğitimde fırsat eşitliğini bütün yurda yaymak için gayretimiz var. Burada devlete düşen görevler var. Mesela kalkınmada öncelikli bölgelerde yapılan eğitim yatırımlarında devletin okul arsası göstermesi gerekiyor. Ancak yerel yöneticilerle bu sorunu bir türlü aşamıyoruz. "

Serbestlik ilk ve ortaöğrenim ile, askeri okulları kapsamıyor diyen Çelik açıkladı: Uygulamanın sorumlusu benim

Meclis'te dün ilginç bir manzara vardı. Önceki gece saat 22 sularında varılan AK Parti-MHP türban uzlaşması ardından her iki partinin Meclis gruplarının toplantısı da hareketli geçti.
Özellikle MHP grubuna izleyici rağbeti, MHP'nin yıllar sonra Meclis'e döndüğü ilk grup toplantısından fazlaydı. Devlet Bahçeli ismini vererek CHP lideri Deniz Baykal'ı 'tahrikçilikle' suçladı, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu'nun 'hidayete ermiş tavsiyelerine de' ihtiyacı olmadığını söyledi. Varılan uzlaşmada serbestinin ilk ve ortaöğrenimi kapsamadığına ilişkin açık ifade olmadığı eleştirilerine, teminatın kendileri olduğu ve zaten ilk seçimde tek başına iktidar olacakları yanıtını verdi. Bu uzlaşmanın MHP sayesinde münkün olduğunu vurgulamasına karşın, rahatlamış görünmüyordu.
Başbakan Tayyip Erdoğan ise aksine rahattı ve amacına ulaşmış insanların hoşnutluğu içinde görünüyordu. O kadar ki, Erdoğan (daha önce çok daha yüksek sayıda izleyiciyi konuk etmiş olan) grupta (ama Bahçeli gibi isim vermeden) türban serbestisine karşı çıkanlara verip veriştirirken, Başbakan'a yakın bir isim gazetecilere anlamlı bir espri yaptı: "Aslında uzun uzun konuşması bile gerekmeyebilirdi. Sayın Bahçeli'nin söylediklerine aynen katılıyorum dese yeterdi".
CHP grubu da MHP grubu gibi çok kalabalıktı. 'Cumhuriyet Kadınları' grubunun izleyiciler arasındaki varlığı dikkat çekiyordu. Grup salonunda hayal kırıklığının yanı sıra, üzüntü ve kızgınlık duygusu da vardı ve bu Deniz Baykal'ın konuşmasına da yansıdı. Baykal, verilen bütün teminatlara karşın uygulamanın üniversitelerle sınırlı kalacağının kimseyi inandırmadığını söyledi. "Kim engelleyecek, bunlar mı, işbirlikçileri mi?" çıkışı sertti. Dini devlete egemen kılma anlayışıyla, 'Arap-Vahabi üniformasının' ithal edildiğini ve hedefin Atatürk'ün kurduğu Türkiye
Cumhuriyeti olduğunu söyleyince de son zamanlarda aldığı en hararetli alkışını aldı.


Açık liselerde serbest kalabilir
Önceki akşam AK Parti ve MHP'nin Anayasa'nın 10 ve 42'nci maddeleri ile Yüksek Öğretim Kanunu'nun geçici 17'nci maddesi üzerine vardığı uzlaşma sonrası kamuoyunda tartışılan bazı konular vardı. Türban serbestisinin ilk ve ortaöğrenim kurumlarına yaygınlaşmayacağının ya da diyelim (yüksekokul statüsündeki) asker ve polis okullarını da kapsayıp kapsamayacağının teminatı neydi?
Bu soruları Meclis kulisinde Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik'e sorduk. Yanıtları şöyle:


"İlk ve ortaöğrenim için mevcut durumda bir değişiklik olmayacak. Şimdi nasıl uygulanıyorsa, şimdiden sonra da öyle devam edecek. Uygulamadan ben sorumluyum."

Asker ve polis okullarının üniforma yönetmelikleri ve kendilerine göre kuralları var. değişiklikler onları kapsamıyor."
Milli Eğitim Bakanı'nın yasanın uygulanmasına kefil olması, ihlali halinde bunun kimden sorulacağını da gösteriyor.
Ancak Çelik'in dikkat çektiği bir başka unsur var ki, türban serbestisinin açık liseler için de geçerli kılınacağı yeni bir düzenlemeye işaret ediyor.
Önce bakanın sözlerini aktaralım:

"Yaygın öğrenim ve örgün öğrenim ayırımını yapmamız lazım. Sadece açık liseler demeyelim, yaygın öğrenim diyelim; mesela ehliyet kursu da yaygın öğrenimdir. Bu kurumlarda yaş sınırı var zaten, belli bir yaşın üzerindekiler, erişkin olanlar gidiyor. 40 yaşında kadın okuma-yazma öğrenmek, ya da lise okumak isterse, başı da örtülü ise, aç da gel mi diyeceğiz. Yaşını başını almış insanları cehaletle kıyafet arasında bırakmamak lazım. Bu zaten Kenan Evren zamanından bu yana böyleydi."
Bakan, Evren zamanından bu yana başı örtülü olarak açık liselere devamın mümkün olduğunu söylüyor, ama Danıştay'ın YÖK ve Eğitim-Sen'in ayrı başvuruları üzerine Mayıs 2007'de aldığı karar da ortada. Bu karar göre, Açık Öğretim Lisesi Yönetmeliği'nde de kız öğrenciler için başı açık olma zorunluluğu getirilmişti. Zaten geçtiğimiz hafta sonu bazı
açık lise sınavlarında türbanlı öğrencilerin öğretmen uyarılarına karşın sınava girmesi sonucu tutulan tutanaklar, böyle bir denetimin varlığını kanıtlıyor.
Dolayısıyla Eğitim Bakanı'nın sözleri, açık liselerde türban serbestisinin Danıştay kararını aşarak sağlamak yolunda bazı adımların yolda olduğuna işaret ediyor.
Murat Yetkin- Radikal