Üniversitelerarası Kurul (ÜAK), AKP ve MHP'nin "yükseköğretimde türban serbestisi" üzerinde mutabakat sağlaması üzerine olağanüstü toplanmaya karar verdi. YÖK'ten bağımsız hareket eden ÜAK, hükümete uyarı niteliğinde bir bildiri yayımlayacak.
YÖK Başkanı Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan için "Asistan dahi yapılmasında tereddüt edeceğim bir insan" diyen Prof. Dr. Celal Şengör'ü YÖK üyeliğine seçen ÜAK, 1 Şubat'ta ODTÜ'de toplanarak "üniversitelerde türban serbestisi"ni getirmek için Anayasa ve Yükseköğretim Yasası'nda yapılacak değişikliği görüşecek.
ÜAK Başkanı Prof. Dr. Musafa Akaydın, "Bu, 10 Kasım 1938'de başlayan karşı devrimin en ciddi atağıdır. Bu, laik cumhuriyetin, laiklik maddesinin içinin boşaltılma çalışmasından başka bir şey değil. Bir karşı devrim çabası. Kırılma noktası olacaktır. Anayasa Mahkemesi konuya müdahil olmazsa sonuçlarına katlanmak zorunda kalacağız" diye konuştu.
YÖK Başkanvekili Prof. Dr. İsa Eşme, "Ortaöğretime, ilköğretime ve hızlı şekilde kamu kurumlarına da yayılır. Çarşaflı, peçeli, eldivenli öğrenciler görmeye başlarız. Okullardaki eğitim ortamını ve ülkemizi, cumhuriyet öncesine götürür" dedi.
ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, "Üniversitelere türban değil kara çarşaf da girer. Siyah başörtüsünü omzuna atan gelir. Başına sarık takan 'Üşümüştüm' der. Bu, Atatürk'ün koyduğu Kılık Kıyafet Kanunu geçersiz anlamındadır. Devrim yasalarına aykırı" diye konuştu.
MÜ: Kuruluş felsefesi ile çelişir
Marmara Üniversitesi Senatosu'nca yapılan duyuruda da şöyle denildi: "Anayasamızda belirlenen esaslar çerçevesinde, 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu, Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı çağdaş kuşakları yetiştirme görevini üniversitelere vermiştir. Buna aykırı her tür davranış geleceğimizi tehlikeye atacak, ülkeyi belirsizliklere ve karanlığa sürükleyecektir."
30 Ocak 2008 Çarşamba
YÖK'ten bağımsız hareket eden Üniversitelerarası Kurul, başörtülü yüksek eğitim konusunda hükümete uyarı niteliğinde bir bildiri yayımlayacak
TED, Abdullah Gül'ün TED Ankara Koleji'de okuyan oğlu Mehmet Emre'nin, yönetimden ''namaz kılmak için yer istediği'' söylentilerinin asılsız dedi
Türk Eğitim Derneği (TED), Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün TED Ankara Koleji 10. sınıf öğrencisi olan oğlu Mehmet Emre Gül'ün, okul yönetiminden ''namaz kılmak için yer istediği'' şeklindeki haberlerin gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
Türk Eğitim Derneği (TED) Genel Başkanı Selçuk Pehlivanoğlu ve TED Ankara Koleji Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Sunullah Salırlı'nın imzalarını taşıyan yazılı açıklamada, bazı internet sitelerinde ''Mehmet Emre Gül'ün namaz kılmak için okulda yer istediği'' şeklinde haberler yayınlandığı belirtilerek, ''gerçeği yansıtmayan bu haberle ilgili olarak basın açıklaması yapılması gereği duyulduğu'' ifade edildi. Açıklamada şöyle denildi:
''Okulumuz öğrencilerinden 10. sınıf öğrencisi Mehmet Emre Gül okulumuzda 8 yıldır öğrenci olup, öğrenimini sürdürmektedir. İnternette, Sayın Hayrünnisa Gül'ün Okul Müdürlüğümüzü arayarak Mehmet Emre Gül'ün görüşmek istediğini ve bir talebi olacağını, Mehmet Emre Gül'ün de Okul Müdürümüzden 'namaz kılmak üzere bir yer' talep ettiğine ilişkin söylentiler yer almaktadır.
Bu söylentilerle ilgili olarak, birkaç aydır okulumuzun takipte olduğu, gerekli araştırma yapıldığı ve yapılan araştırmalar sonucunda Sayın Hayrünnisa Gül'ün ve öğrencimiz Mehmet Emre Gül'ün böyle bir talebinin olmadığı anlaşılmıştır. Ancak, bugün bir internet sitesinde bu asılsız haberlerin yeniden gündeme getirilmeye çalışıldığı anlaşılınca, kurumsal olarak bir savunma yapmak üzere değil, örgün öğretimde öğrenim gören ve halen okulumuz öğrencisi olan 16 yaşında bir öğrencinin kişisel olarak savunma yapamayacağı dikkate alındığından bu basın açıklamasının yapılması zorunluluğu hasıl olmuştur.''
29 Ocak 2008 Salı
Üniversitelerarası Kurul AKP ve MHP kurmayları arasında türban görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanması üzerine olağanüstü toplanma kararı aldı
Üniversitelerarası Kurul (ÜAK) Cuma günü ODTÜ'de toplanıyor. Kurul, AKP ve MHP kurmayları arasında türban görüşmelerinin anlaşmayla sonuçlanması üzerine olağanüstü toplanma kararı aldı.
Dün AKP ve MHP kurmaylarının türban konusundaki Anayasa değişikliği önerilerini görüşmek üzere TBMM'de bir araya gelmesi ve Anayasanın “Kanun önünde eşitlik” başlıklı 10. maddesi, “Eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi” başlıklı 42. maddesi “Temel hak ve hürriyetlerin sınırlandırılması” başlıklı 13. maddesi üzerinde mutabakata varması üzerine ÜAK olağanüstü toplanma kararı aldı. ÜAK, 1 Şubat 2008 Cuma günü saat 10.30'da ODTÜ'de toplanacak. Toplantı sonrasında Kurul, bir açıklama yapacak.
-“TÜRBAN İLE LAİKLİĞİN İÇİ BOŞALTILMAK İSTENİYOR”-
ÜAK Başkanı ve Akdeniz Üniversitesi Rektörü Mustafa Akaydın, “üniversitelerdeki kılık ve kıyafet sorunu” gündemi ile toplanacaklarını kaydederken, “Türbanın serbest bırakılmasının sonucunda neler olacağını defalarca söyledik. Bu Laik Cumhuriyet'in 'Laiklik' maddesinin içinin boşaltılma çalışmasından başka bir şey değildir. Bu bir karşı devrim çabasıdır. Bir kırılma noktası olacaktır” dedi.
-“TÜRBAN SORUNUNA ANAYASA HAHKEMESİ MÜDAHİL OLMALI”-
Akaydın, yasa çıkmadan durumun sonuçlarının görmeye başlandığını belirterek, açık lise sınavlarına kara çarşaf ve takke ile girilmesi haberlerine işaret etti. Akaydın, artık türban meselesine Anayasa Mahkemesi'nin müdahil olmasının gerektiğini vurgulayarak, “Anayasa mahkemesi müdahil olmazsa sonuçlarına katlanmak zorunda kalacağız” dedi.
Bütün uğraşlara rağmen, okula devam etme konusunda ailelerini ikna edemeyen kızlar, çareyi Açık İlköğretim'e kayıt yaptırmakta buldu
Seval, Ayşe ve Emine, Diyarbakır'ın Bismil ilçesinin farklı köylerinden. Onlar şehirdeki akranlarının aksine, köyde 5 yıl okuduktan sonra aileleri tarafından okuldan alınan üç arkadaş.
Bütün uğraşlara rağmen, okula devam etme konusunda ailelerini ikna edemeyen kızlar, çareyi Açık İlköğretim'e kayıt yaptırmakta buldu. Şimdi Güneydoğu'da okula gönderilmeyen binlerce kız çocuğu gibi Seval, Ayşe ve Emine'nin de yeni umudu Açık İlköğretim Okulu oldu.
Dersleri halk eğitim merkezi il ve ilçe müdürlükleri tarafından verilen, sınavları da Milli Eğitim Bakanlığı tarafından yapılan Açık İlköğretim Okulu ve Açık Lise'ye okuldan mahrum bırakılan gençlerin yoğun ilgisi var. Açık İlköğretim Okulu, 15 yaşın üzerindekiler için ilköğretimi bitirme amacıyla açılmış. Güneydoğu'da 5 yıl okuduktan sonra çeşitli sebeplerle okula gönderilmeyen kızlar, okuma engelini bu şekilde aşıyor. Yılda üç kez sınava giren öğrenciler, evde ders çalışıyor. Şehir merkezinde ikamet edenler ise istediği zaman halk eğitim müdürlüğündeki derslere katılabiliyor. 15 yaşın üstündeki ilkokul mezunları, ilköğretim okullarının 6, 7 veya 8. sınıflarından, ortaokuldan ayrılanlar veya ortaokulu dışarıdan bitirme sınavına başvurup mezun olamayanlar Açık İlköğretim Okulu'na 40 YTL karşılığında kayıt yaptırabiliyor.
Açık İlköğretim Okulu'na Diyarbakır'da en çok kızlar ilgi gösteriyor. Bismil ilçesinin bir köyünde ikamet eden Emine Demirpolat (20), ilköğretim 5. sınıfa kadar okuduktan sonra okula gönderilmeyenlerden. Okuması için ilçe merkezine gelmesi gereken Demirpolat'a ailesi izin vermemiş. Emine, "Köyde o zamanlar 5. sınıf sondu. 6, 7 ve 8. sınıf yoktu. Okul hayatımın bittiğini düşünüyordum; ama sürekli okuyordum. Açıköğretim sınavlarının ilçeye alınması okumamı kolaylaştırdı. Ailem de artık eskisi gibi düşünmüyor." diyor. İlköğretim 5. sınıfa kadar okulun en başarılı öğrencisi olan Seval Ak (19) da ailesinin engeline takılanlardan. Okumasına izin verilmeyen Seval, ailesinin ilçeye taşınmasıyla halk eğitim merkezinde halıcılık kursuna katılmış. Yarım kalan eğitim hayatına yıllar sonra başlayan Ak, liseyi de bitirip üniversite okumayı amaçlıyor. Ayşe Aksu'nun (18) hikâyesi ise arkadaşlarınınkinden daha farklı. Ayşe hiç okula gönderilmediğini söylüyor. Okuma-yazmayı Bismil Halk Eğitim Merkezi'nde öğrenen Aksu, Açık İlköğretim Okulu'na kayıt yaptırmış. Anaokulu öğretmeni olmak istediğini anlatan Aksu, kendisini okutmayan çevresine kırgın olduğunu söylüyor.
Diyarbakır Halk Eğitim Merkezi Müdürü M.Şakir Yaman, Açık İlköğretim Okulu'nun okutulmayan kızlar için önemli bir ihtiyaç olduğunu, geçen yıl 3 bin 232 kişinin okula kayıt yaptırdığını anlatarak, bu yılki sayının şimdiden 3 bin 500'ü geçtiğine dikkat çekiyor.
Paralı Üniversite Eğitimi
Yeni YÖK Başkanı Özcan'ın 'Tüm üniversiteler paralı olmalı' önerisi, türban düzenlemeleri ve Maliye Bakanı'nın kendisi hakkında 'İsterse iyi şeyler söylemesin!' şeklindeki gafı nedeniyle neredeyse unutuldu... Özcan'ın savunduğu şuydu: 'Üniversitelerin her türlü bağımsızlığa kavuşması için paralı olmaları gereklidir. Üniversitelere verilen para burs olarak öğrencilere verilse, ihtiyacı olan her öğrenci bu burstan yararlansa, parası olan öğrenci okul parasını kendisi karşılasa, olmayan ise devletten burs alsa, bu daha iyi olur.' Bu öneriye kafadan itiraz edenlere bir çift sözüm var.
Her şeyden önce meseleyi yalnızca 'bir AKP manevrası' olarak değerlendirmek yanlış. Erdal Şafak ve Taha Akyol yazdı: Paralı üniversite önerisi yeni değil, daha önce de eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz bu öneriyi ortaya atmıştı, Erdoğan Teziç de destek verdi... Ve TÜSİAD, paralı eğitim konusunda 2 rapor yayınladı.
Paralı üniversite eğitimi deyince, herkesin aklında ilk oluşan fikir şu: Hah şimdi sadece zenginler okuyacak, fakirler açıkta kalacak! Yanlış. Dikkat ederseniz, paralı sisteme geçildiğinde, maddi imkanı olmayan öğrenciye burs verme imkanı çoğalacak. Baskın Oran bu konuda iki şart koşmuş: Her isteyene değil, her ihtiyacı olana (ailenin gelir basamağına göre) burs verilmeli. İkincisi, toplanan para kesinlikle üniversitenin kullanımına ayrılmalı...
Esas şu günkü koşullarda çocuğu üniversitede okutmak, daha çok varlıklı kesimin karşılayabildiği bir durum. Bu yüzden devlet üniversitelerinde harç adı altında para toplamak yerine, öğrenciye kredi vermek, gerçekten kulağa pratik geliyor...
OKURKEN ÖDEYEBİLMELİ
Ama... Aması var tabii! Üniversitede krediyle okuyacak çocukların sonradan nasıl bu parayı ödeyecekleri ve kız-erkek çocuk ayrımcılığı konusunda benim kafam hiç net değil.
1. Türkiye'de işsizlik büyük sorun. Üniversite mezunu pek çok genç, mesleklerini icra edemeyip para kazanmak için başka işlere sarılıyor. Ve yeni mezuna verilen maaşlar, yerlerde sürünüyor. Gençler karınlarını doyuracak, ev tutacak parayı zor kazanıyor. ABD örneği veriliyor ama orada iş kurmak, buradakinden çok daha kolay. Devlet sizi destekliyor, ağır vergilerle bireysel girişimcinin canına okumuyor. Öncelikle Türkiye'deki iş koşullarını ve vergilendirme sistemini gözden geçirmek gerek.
2. ABD veya İngiltere'deki üniversite kredisinin ardında şöyle bir toplumsal gerçek var: Öğrenci, garson, kasiyer olarak çalışarak kredisini okuduğu sırada öder, mezun olunca değil! Üstelik kendi parasını kazanmaları, en zengin aileler tarafından dahi teşvik edilir. Bizdeki gibi ailenin sponsorluğu, resmen ayıplanır... Şimdi bunu Türkiye'de uygulamak mümkün mü? Her şeyden önce yeni iş imkanları yaratmanız, işvereni teşvik etmeniz gerekir. Çocuklarını pamuklara sararak büyüten aile anlayışının da değişmesi gerekiyor.
3. Türkiye'de kız öğrencilerin bir bölümü kariyer yapmaktansa evlenip evinde oturmayı tercih ediyor, ya da buna teşvik ediliyor. Paralı üniversite sistemi, çok çocuklu geleneksel Türk ailesi için hem bir masraf kapısı hem de başka bir çelişki doğurabilir: Kızının çalışmasını değil de bir an evvel evlenmesini hayal eden aileler, neden kızını okutsun? Eğer birden fazla çocuğu varsa, erkek çocuğunun üniversitede okumasını tercih etmeyecek mi?
Gördüğünüz gibi döndük dolaştık, yine kız çocuklarını olumsuz etkileyen bir noktaya geldik. Korkarım paralı üniversite önerisi, en çok kız öğrencilerin üniversite eğitiminden vazgeçmesine yol açabilir...
Mehveş Evin- Akşam
er yıl ülkemizden 50 binden fazla öğrencimiz yurtdışında eğitim görürken, yurtdışı eğitim için tercih edilen ülkeler ise kasalarını dolduruyor
Yabancı ülkelere üniversite eğitimi almak ve dil öğrenmek için giden gençlerimiz, her yıl 3-4 milyar dolarlık dövizimizin de yabancı ülkelere akmasına neden oluyor. Sertifika ve master da yurtdışı eğitiminde öne çıkan branşlar olarak gözüküyor
Bizim gibi ülkelerden gelen 600 binden fazla öğrenciye üniversitelerinin kapılarını açan ABD, “eğitim pastası”nın büyük dilimini alıyor. Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı yapan şirketlerin belirlemelerine göre, her yıl ABD'ye eğitim için 600 binin üzerinde öğrenci gidiyor. Bu sayıdaki öğrencinin ABD ekonomisine yıllık katkısının ise 15 milyar doları bulduğu beliirtiliyor.
Eğitim pastasından en büyük ikinci payı ise İngiltere alıyor. İngiltere'ye ise, her yıl 300 binin üzerinde yabancı öğrencinin gittiği belirtiliyor. Eğitim pastasından Avustralya 200 bin, Kanada ise 100 binin üzerindeki yabancı öğrenci ile payına düşeni alıyor.
İstanbul'da faaliyet gösteren Alternatif Yurtdışı Eğitim Danışmanlığı şirketinin yaptığı belirlemelere göre, gelişmekte olan ülkeler, öğrenci potansiyelleri ile de, gelişmiş ülkelerinin ekonomilerine katkı yapıyor. Gelişmekte olan bizim gibi ülkelerin gençleri, üniversitelerinin ünlü olması, buralardan alınan master ve doktora diplomalarına büyük rağbet gösterilmesi nedeniyle yabancı ülkelere yöneliyorlar. Gençlerimizin yurtdışında eğitim almak istemelerinin diğer önemli nedenini ise yabancı dil öğrenmek oluşturuyor. Şirketin Eğitim Danışmanı Cengiz Aslantatar, ülkemizden de her yıl yabancı ülkelere 50 bin civarında gencimizin gittiğini belirlediklerini söyledi.
15 BİN ÜNİVERSİTELİ
Bunun 15 binini üniversite eğitimi almak için giden gençlerin oluşturduğunu ifade eden Aslantatar, “Yurtdışında en ucuz bir ülkedeki üniversite eğitimi ücreti bile 10 bin dolardan aşağı değil. Bu rakam ABD ve İngiltere'de 25-30 bin dolara kadar çıkıyor. Bu da sadece eğitim ücreti. Her yıl yurtdışı eğitim için 2 milyar YTL para harcanıyor. Buna barınma, beslenme ve diğer giderler de dahil değil. Bu miktar sadece eğitim ücreti olarak harcanıyor” dedi.
Başta üniversite eğitimi olmak üzere, dil okulu, sertifika ve diploma programları ile yaz okullarında en çok İngiltere ve ABD'nin tercih edildiğini belirten Aslantatar, “ABD ve İngiltere dışında Türk öğrenciler Kanada, Avustralya, Almanya ve Malta'ya yoğun ilgi gösteriyor. Ayrıca Balkan ülkeleri üniversiteleri, Avusturya ve Rusya da Türk öğrenci çekiyor” diye konuştu.
Hangi ülkede ne kadar öğrencimiz var:
ABD 10 bin
İngiltere 15 bin
Kanada 7-8 bin
Avustralya 2 bin
Almanya 1.5 - 2 bin
Malta Bin 500
İspanya 700- 800
Fransa 500-600
Diğer ülkeler 10-15 bin arası
(Balkan ülkeleri, Rusya ve Avusturya)
İlaç ve tıbbi malzemeleri kendileri temin etmek zorunda olan üniversite hastaneleri para bulmakta zorlanıyor
Kamudan alacaklarını tahsil edemediklerini belirten yöneticiler, "Yastık kılıfı bile alamıyoruz" diyor.
Yatan hastaların ilaç ve tıbbi malzemelerinin hastaneler tarafından temin edilmesini öngören Sağlık Uygulama Tebliği(SUT), üniversite hastanelerini iflasın eşiğine getirdi. "Yastık kılıfı alamaz hale geldik" diyen tıp fakültesi yöneticileri, 3-5 ay sonra hastaya "Çarşafını evden getir" demek zorunda kalacaklarını belirtiyor. Yöneticiler teknolojiyi takip edemedikleri gibi hurdaya çıkan cihazların yerine yenisini koyamadıklarını söylüyor.
İşte üniversite hastaneleri yöneticilerinin konuyla ilgili görüşleri:
Prof. Dr. Rıfat Murat Akal (Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekan Vekili):
"Fakültemizin kamudan 70 milyon YTL'nin üzerinde, hatta kesilmemiş ve henüz onaylanmamış faturalarla birlikte 100 milyon YTL alacağı var. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) borcunu ödemeyince biz de firmalara borçlanıyoruz. Yastık kılıfı dahi alamaz duruma geldik. Yakında hastaya, 'Çarşafını evinden getir' demek zorunda kalacağız. Teknolojik ömrünü dolduran cihazların yerine yenisini alamıyoruz. 20 milyon dolar civarında cihaz almam gerekiyor.
Teknoloji çok hızlı ilerliyor ve biz de bu teknolojiyi parasızlık nedeniyle takip edemiyoruz. Döner sermaye katkı payı düştükçe öğretim üyeleri özel hastanelere kaçıyor veya yarım gün çalışıyor, araştırma görevlileri uzmanlık sınavlarına katılmak istemiyor. Öğrenci yetiştiren tıp fakülteleri de bu gidişle iflas edecek."
Prof. Dr. Ceyhun Oral (Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dekan Yardımcısı):
"Radyoterapi cihazı bozuk. Yenisini almak lazım, 3-4 milyon YTL değerinde bir cihaz. SGK'dan 24 milyon YTL alacağımız var. Üniversite hastanelerine katma bütçeden, özellikle bina yenileme konusunda yardım gelmedi. Bu işler bizi büyük oranda zayıf düşürdü. Toplu ihale yapamaz durumdayız. Binalarımızda deprem güçlendirmesi çalışması yapılıyor. Dünya Bankası'ndan karşılanacak denilmesine rağmen deprem güçlendirmesi için bize para ödenmedi. 3 yıldır tüm paralarımızı yatırdık. Onarılan bölümler kapalı olduğu için hasta da kabul edemedik. Yani kazanç da kesildi. Deprem güçlendirmesi için yalnız 50 milyon YTL harcadık. Şu an Cerrahpaşa'nın bütçesi 18 milyon YTL'de bekliyor."
Prof. Dr. Mithat Erenus (Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanı):
"Devlet yalnızca maaşımızı ödüyor. Elektrik, su, temizlik, güvenlik gibi altyapı hizmetleri ile cihaz, malzeme, ilaç alımına kadar her türlü ihtiyaç döner sermayeden karşılanıyor.
Döner sermaye katkı payım düştükçe öğretim üyelerinin paralarını ödeyemiyoruz. Öğretim üyeleri üniversitelerden kaçıyor. Klinik branşlarda çalışan öğretim üyelerinin yüzde 90'ı yarım gün çalışıyor.
Hemşire yok, personel yok, teknisyen yok, sekreterim yok. Paramız olmadığı için cihaz alamıyoruz. Yatak yok. Hastanemize gelen kanser hastasını kovamadığım için acilde yatırıyorum. Hastane full çalışıyor, ama kâr edemiyorum."
Prof. Dr. Ahmet Özkağnıcı (Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Başhekimi):
"Maddi sıkıntılar nedeniyle acil dışındaki vakalar, ameliyat ve yatak hizmetlerini erteleme kararı aldık. Hastalara ilaç temin edemez hale geldik. 16 milyon YTL alacağımız, bir o kadar borcumuz var. Alacağımızı tahsil edersek borcumuzu ödeyeceğiz.
Döner sermaye geliriyle cihaz alamayız, teknolojik takip yapamayız. Şu anki tabloyla yeniliğe ayak uyduramayız. Bundan tıp eğitimi, hastaların sağlık sorunu etkilenir. 4 yıldır feryat ediyoruz. Bakanlık, üniversite hastanesini yok farz ediyor."